Özet
← Ünite 8

Ünite 8: 20.Yüzyıldan 21.Yüzyıla: Savaşlar, Barış ve Küreselleşme Dönemi — Konu Anlatımı

Ünitenin tamamını tek sayfada görPremium

1I. Dünya Savaşı'nın Gelişimi ve Osmanlı Devleti'nin Savaşa Girişi

Avrupa’da Üçlü İttifak ve Üçlü İtilaf bloklarının kurulmasından sonra 20. yüzyılın başlarında bloklar arasında savaş hazırlıkları hız kazanmıştı. Dünya genelinde hızlanan paylaşım süreci dengeleri bozmuş, küçük kıvılcımların büyük savaşlara yol açabileceği bir zemin hazırlamıştı. Bu durumun ilk somut örneği Saraybosna’da yaşandı. Avusturya Veliahdı Arşidük Ferdinand ve eşinin 28 Haziran 1914 tarihinde Princip adlı bir Sırplı tarafından öldürülmesi, I. Dünya Savaşı’nın kıvılcımını ateşleyen olay oldu. Bu suikastı fırsat bilen Avusturya, Sırbistan’a 23 Temmuz 1914’te 48 saatlik ağır bir ültimatom vererek 28 Temmuz’da savaş ilan etti ve Belgrad’ı bombalamaya başladı. Bu gelişme üzerine Rusya seferberlik ilan ederken, Almanya Avusturya’nın yanında yer alarak 3 Ağustos’ta Fransa’ya, 4 Ağustos’ta Belçika’ya saldırdı. İngiltere ise müttefiki Fransa’nın yanında yer alarak 4 Ağustos’ta Almanya’ya savaş ilan etti.

Savaşın genişlemesiyle birlikte bloklara yeni katılımlar oldu. Başlangıçta tarafsız kalan İtalya, uzun pazarlıklar sonucunda 20 Mayıs 1915’te Üçlü Anlaşma devletleri safına geçti. Uzak Doğu’da ise Japonya, 23 Ağustos 1914’te Almanya’ya savaş ilan ederek bölgedeki Alman sömürgelerini ele geçirdi ve Kasım 1914’te savaştan ayrıldı. Osmanlı İmparatorluğu ise 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başında yaşadığı ağır toprak kayıpları, Avrupa'daki bilimsel ve teknolojik gelişmelere ayak uyduramaması nedeniyle 'Hasta Adam' konumuna gelmişti. 'Doğu Sorunu' olarak adlandırılan Türkleri Avrupa ve Anadolu’dan söküp atma politikası ve yalnız kalma korkusu, Osmanlı'yı Almanya'ya yakınlaşmaya itti. 2 Ağustos 1914’te imzalanan Osmanlı-Alman İttifakı ile Osmanlı Devleti kendini savaşın içinde buldu.

Osmanlı Devleti savaşa girdiğinde yaklaşık 1.700.000 kilometrekare toprak genişliğine, 12.000 kilometre sınır uzunluğuna ve 22-23 milyon nüfusa sahipti. Savaşın fiilen başlaması ise Goeben ve Breslau adlı iki Alman gemisinin Boğazlara sığınması, ardından satın alındığı ilan edilerek Karadeniz’e açılıp Rus sahillerini bombalamasıyla gerçekleşti. Osmanlı Devleti savaş süresince Taarruz Cepheleri (Kafkas ve Kanal) ile Savunma Cepheleri (Çanakkale ve Irak) ve Suriye-Filistin, Hicaz-Yemen gibi yan cephelerde savaştı. Ayrıca sınırları dışında müttefikleri için Galiçya, Romanya ve Makedonya cephelerine de kuvvet gönderdi. Çanakkale hariç hiçbir cephede başarı sağlayamayarak Bulgaristan'ın ardından 30 Ekim 1918'de Mondros Ateşkes Antlaşması'nı imzalayarak savaştan çekildi.

Avrupa cephelerinde ise Almanya'nın iki büyük devlete (Rusya ve Fransa) karşı aynı anda yürüttüğü planlar, siper savaşlarının başlamasıyla tıkandı. Almanlar Marne’da, Ruslar Tannenberg’de durduruldu. Kuzey Denizi’nden İsviçre sınırına, Baltık’tan Karpatlar’a kadar yayılan bu siper savaşında üç yıl boyunca 10 kilometreden fazla ilerlenemezken 4 milyondan fazla genç hayatını kaybetti. Savaş, doğrudan 3 kıtaya, dominyonlar ve sömürgeler aracılığıyla ise 5 kıtaya yayıldı. 4 yıl 3 ay 14 gün süren savaş sonucunda 39 milyondan fazla insan hayatını kaybetti, toplam savaş harcamaları 186 milyar dolara ulaştı. Savaşta ilk kez uçak, tank, denizaltı ve zehirli gaz gibi yeni silahlar kullanıldı.

2Gizli Anlaşmalar ve Rusya'da Bolşevik Devrimi

I. Dünya Savaşı devam ederken İtilaf Devletleri aralarında imzaladıkları gizli anlaşmalarla Osmanlı topraklarını paylaşma planları yaptılar. 18 Mart - 10 Nisan 1915 tarihli İstanbul Anlaşması ile İstanbul, Çanakkale Boğazı ve çevresi Rusya’ya vadedildi. 26 Nisan 1915 tarihli Londra Anlaşması ile İtalya'yı kendi yanlarına çekmek amacıyla Rodos, 12 Ada, Bingazi, Derne ve Antalya çevresi İtalya’ya bırakıldı. 26 Nisan 1916 tarihli Sykes-Picot Anlaşması ile İngiltere ve Fransa Orta Doğu ve Güneydoğu Anadolu'yu paylaştı; Fransa'ya Adana, Şam, Sivas, Halep ve Diyarbakır verilirken, İngiltere'ye Güney Irak (Bağdat ve Basra) bırakıldı. Mart 1916 tarihli Petrograd Görüşmesi ile Rusya’nın payı artırılarak Erzurum, Trabzon, Bitlis ve Van gibi doğu illeri Rusya’ya dahil edildi.

19-21 Nisan 1917 tarihli St. Jean de Maurienne Anlaşması ile İtalya’ya Antalya, Konya, Aydın, İzmir ve kuzeyi bırakıldı. Aynı dönemde İngiltere’nin Mısır Valisi Mc Mahon ile Hicaz Emiri Şerif Hüseyin arasında 1917'de yapılan anlaşmayla Araplara bağımsız bir Arap Devleti vaat edilerek Osmanlı'ya karşı kışkırtıldı. Son olarak 2 Kasım 1917 tarihli Balfour Deklarasyonu ile İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Balfour, Siyonist lider Lord Rothschild’a mektup göndererek Filistin’de bir Yahudi devleti kurulmasına destek vereceğini bildirdi; bu deklarasyon ileride İsrail'in kuruluşunun temel taşı oldu.

Savaş sırasında Rusya'da yaşanan ekonomik ve sosyal bunalım, 13 Şubat 1917'de Petrograd'da 'Barış ve Ekmek' sloganıyla başlayan ayaklanmalarla çarlık rejimini devirdi. Kerenski liderliğindeki geçici hükümetin kitlelerle bağını koparması üzerine, Ekim ayında Bolşevikler Lenin önderliğinde iktidarı ele geçirerek Paris Komünü'nden sonra ilk sosyalist iktidarı kurdular. İktidara gelen Bolşevikler, 3 Mart 1918'de imzaladıkları Brest-Litovsk Antlaşması ile savaştan çekildiler ve İtilaf Devletleri'nin Osmanlı'yı paylaşmaya yönelik gizli anlaşmalarını tüm dünyaya deşifre ettiler.

3Türk Kurtuluş Savaşı ve Lozan Barış Antlaşması

Osmanlı Devleti Mondros Ateşkesi'ni imzaladıktan sonra padişah ve hükümet sessizliğe gömülerek halkı yüzüstü bıraktı ve işgallere karşı direnenleri isyancılıkla suçladı. Ancak Türk halkı ve önderi Mustafa Kemal Atatürk bu durumu kabul etmedi. Kurtuluş Savaşı başlarken üç temel saptama yapıldı: Türk halkının bağımsız yaşama geleneğine sahip olduğu ve halka güvenilmesi gerektiği, Rus Devrimi'nin yarattığı ulusal kurtuluş gücüyle dayanışma yapılacağı ve büyük devletlerin savaş yorgunu oldukları için Anadolu'da yeni bir silahlı çatışmayı göze alamayacakları.

İzmir’in Yunan ordusu tarafından işgaline karşı halk mitinglerle tepki gösterirken, bölgesel amaçlı dernekler kongreler düzenleyerek birer hükümet gibi davrandı (Erzurum, Sivas, Trabzon, Balıkesir vb.). Mustafa Kemal, bu dağınık kongreleri 4-11 Eylül 1919 Sivas Kongresi'nde bir araya getirdi ve 23 Nisan 1920’de Ankara’da açılan Büyük Millet Meclisi’nde tek çatı altında birleştirdi. TBMM emperyalizme karşı bağımsızlık mücadelesi verirken, İstanbul hükümeti 10 Ağustos 1920’de Sevr Antlaşması’nı imzalayarak Türk ulusunun yok oluş belgesini onayladı. Ancak TBMM Sevr'i reddetti ve imzalayanları vatan haini ilan etti.

Anadolu hareketi Doğu, Güney, Batı cepheleri ve İç Ayaklanmalarla mücadele ederken milis kuvvetlerden düzenli orduya geçildi. Batı Cephesi'ndeki zaferlerin ardından 11 Ekim 1922'de Mudanya Ateşkes Antlaşması imzalandı ve savaşın askeri yönü kapandı. İsviçre’nin Lozan kentinde 20 Kasım 1922 - 24 Temmuz 1923 tarihleri arasında gerçekleştirilen görüşmeler sonucunda imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile Türkiye Cumhuriyeti’nin ekonomik, siyasi ve hukuki bağımsızlığı tescillendi. Türk Devrimi, emperyalist devletlerin dünyayı paylaştığı bir dönemde ulusal bağımsızlığın korunarak nasıl kalkınılacağını gösteren ilk ve en önemli örnek oldu.

4I. Dünya Savaşı Sonrası Gelişmeler ve Wilson İlkeleri

Galip devletler kalıcı barış sağlamak amacıyla 18 Ocak 1919'da Paris Barış Konferansı’nı topladı. Konferansta yetkiyi ABD, İngiltere, Fransa, İtalya ve Japonya elinde topladı; yenilen ülkeler masaya çağrılmadı. Almanya ile Versay, Avusturya ile Sen Jermen, Macaristan ile Trianon, Bulgaristan ile Nöyyi ve Osmanlı ile Sevr Antlaşmaları imzalandı. Bu konferans sonucunda Avrupa’da Çekoslovakya, Yugoslavya, Finlandiya, Polonya, Estonya, Litvanya ve Letonya gibi yedi yeni devlet kuruldu. Fransa'nın Almanya'yı aşırı derecede cezalandırması Alman halkında tepkilere yol açarak Hitler’in iktidara gelmesinin altyapısını hazırladı.

ABD Başkanı Woodrow Wilson, savaşın seyrini değiştiren 14 İlke'yi 8 Ocak 1918'de ilan etti. Wilson ilkelerinin en önemli maddesi, devletler arası barışı ve toprak bütünlüğünü korumak amacıyla bir Milletler Cemiyeti’nin kurulmasıydı. Bu doğrultuda 10 Ocak 1920’de Cenevre’de Milletler Cemiyeti kuruldu. Ancak ABD Kongresi’nin izolasyonist politikaya dönerek cemiyete üye olmaması ve Sovyet Rusya’nın dışlanması, cemiyetin İngiltere ve Fransa’nın emperyalist çıkarlarına hizmet eden bir Avrupa örgütüne dönüşmesine neden oldu. Özellikle manda sistemi adı altında sömürgecilik yeni bir kisve altında sürdürüldü. Türkiye Cumhuriyeti ise Mustafa Kemal’in tam bağımsızlıkçı politikası sayesinde davet üzerine Milletler Cemiyeti’ne üye olan ilk ve tek ülke oldu.

İki savaş arası dönem, Geçici Barış Dönemi (1919-1929) ve Barışın Yıkılması Dönemi (1929-1939) olarak ikiye ayrıldı. Bu dönemde silahsızlanma çabaları kapsamında Washington ve Londra deniz silahsızlanma konferansları toplandı. Fransa Dışişleri Bakanı Briand ve ABD Dışişleri Bakanı Kellog’un öncülüğünde 27 Ağustos 1928’de imzalanan Briand-Kellog Paktı ile devletler savaşı ulusal politika aracı olmaktan vazgeçeceklerini taahhüt ettiler. Ancak ekonomik krizler ve totaliter rejimlerin yükselişi bu barış ortamını kısa sürede sarstı.

5İki Savaş Arası Dönemde Totaliter Rejimler ve 1929 Büyük Buhranı

I. Dünya Savaşı sonrasında ekonomik ve siyasal istikrarsızlıklar totaliter rejimlerin doğmasına zemin hazırladı. Rusya’da Şubat ve Ekim 1917 devrimleriyle çarlık yıkılarak tarihin ilk sosyalist iktidarı kuruldu. Lenin’in ölümünden sonra 1924’te iktidara gelen Stalin döneminde tarımın kolektifleştirilmesi, hızlı sanayileşme ve eğitim reformları gerçekleştirildi. 10 yıl içinde SSCB, tarım ülkesinden dünyanın ikinci büyük sanayi devi haline geldi; ancak bu süreç parti içi kanlı tasfiyeler ve toplama kamplarıyla yürütüldü.

İtalya’da Mussolini liderliğinde faşizm ortaya çıktı. Faşizm, devletin üstünlüğünü ve kutsallığını savunan bir sağ otoriter idare biçimiydi. Giovanni Gentile'nin felsefi temellerini attığı korporasyon sistemiyle tüm demokratik haklar kaldırıldı, sansür ve diktatörlük getirildi. Almanya’da ise Adolf Hitler, 1920’de Nasyonal Sosyalist Parti’nin (Nazi) başına geçti. 1929 Büyük Buhranı'nın yarattığı kaos ortamından yararlanan Hitler, Hücum Kıtaları (SA) ve Muhafız Kıtaları (SS) ile sokaklarda terör estirdi. 30 Ocak 1933’te başbakanlığa getirilen Hitler, Hindenburg’un ölümünden sonra führer ilan edilerek tüm partileri yasakladı ve diktatörlüğünü kurdu. Saf Alman ırkını oluşturmak için toplama kampları kuran Hitler, dış politikada Versay’ın kısıtlamalarından kurtulmak, tüm Almanları tek devlette birleştirmek ve 'Hayat Sahası' (Lebensraum) tezini gerçekleştirmek amacıyla agresif bir politika izledi.

İki savaş arası dönemin en sarsıcı ekonomik olayı, 24 Ekim 1929’da New York Wall Street Borsası’nın çöke rek 'Kara Perşembe' ve 'Kara Salı' ile tüm dünyaya yayılan 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı (Büyük Buhran) oldu. Aşırı üretim ve alım gücünün düşmesiyle patlak veren kriz, ABD'nin borçlarını geri istemesi ve kredileri durdurmasıyla Avrupa'ya sıçradı. Fabrikalar kapandı, milyonlarca insan işsiz kaldı, devletler gümrük duvarlarını yükseltti ve para birimlerini devalüasyona tabi tuttu. Bu ekonomik yıkım, kitlelerin otoriter ve diktatör rejimlere yönelmesinde en büyük etken oldu.

6İkinci Dünya Savaşı ve Savaş Sonrası Yeni Dünya Düzeni

Almanya’nın Versay antlaşmasını esnetmesi, İtalya ve Almanya’da faşizm ve nazizmin yükselişi, 1929 bunalımı ve Hitler’in dünya hakimiyeti hırsı II. Dünya Savaşı’nı kaçınılmaz kıldı. Almanya ile SSCB arasında 23 Ağustos 1939’da imzalanan saldırmazlık paktından bir hafta sonra, Almanya’nın 1 Eylül 1939’da Polonya’yı işgaliyle savaş resmen başladı. İngiltere ve Fransa’nın Almanya’ya savaş ilan etmesiyle Mihver Devletleri (Almanya, İtalya, Japonya) ile Müttefikler (İngiltere, Fransa, ABD, SSCB) bloğu karşı karşıya geldi. Uzak Doğu'da Japonya'nın Pearl Harbor'daki ABD üssünü bombalaması savaşı küresel boyuta taşıdı.

Savaş sırasında müttefikler arasında gelecekteki düzeni belirlemek için birçok konferans düzenlendi. 14 Ağustos 1941 tarihli Atlantik Bildirisi ile toprak genişletilmeyeceği, ulusların kendi hükümet biçimini seçeceği ve serbest ticaret ilkeleri benimsendi. Kazablanka, Washington, Quebec, Moskova, Tahran, Dumbarton Oaks, Yalta ve Potsdam konferanslarında savaş sonrası Avrupa'nın taksimi, Almanya'nın bölünmesi ve BM'nin kuruluşu kararlaştırıldı. 1943'teki Tahran Konferansı ile müttefikler arasındaki görüş ayrılıkları açıkça su yüzüne çıktı. Yalta ve Potsdam konferanslarında Almanya dört işgal bölgesine ayrıldı.

Savaş, 1945 yılında Almanya’nın yenilmesi ve ABD’nin 6 Ağustos’ta Hiroşima’ya, 9 Ağustos’ta Nagasaki’ye atom bombası atmasıyla Japonya’nın kayıtsız şartsız teslim olmasıyla sona erdi. Savaş sonrasında Avrupa büyük bir yıkım yaşarken, dünya sahnesine iki süper güç olarak ABD ve Sovyet Rusya çıktı. Sovyetlerin komünizmi yayma çabalarına karşı ABD Truman Doktrini ve Marshall Planı’nı devreye soktu. Bu durum iki kutuplu dünyanın ve 'Soğuk Savaş' dönemi (1945-1960) nin başlangıcı oldu. ABD öncülüğünde NATO (1949), Sovyetler öncülüğünde ise Varşova Paktı (1955) kuruldu. Savaş sonrasında Asya ve Afrika'da sömürgecilik tasfiye sürecine girerek 80'den fazla yeni bağımsız devlet (Üçüncü Dünya Ülkeleri) kuruldu.

721. Yüzyıl ve Küreselleşme Dönemi

Küreselleşme kavramı 1980’lerde Amerikan işletme okullarında ve iktisat çevrelerinde popülerleşti. Sosyolog Emre Kongar’a göre küreselleşme; tarım ve endüstri devrimlerinden sonra ortaya çıkan iletişim ve bilişim (telefon, bilgisayar) devriminin bir ürünüdür. Sovyetler Birliği’nin 1991'de yıkılmasıyla Soğuk Savaş sona ermiş, iki kutuplu dünyadan tek kutuplu ve tek merkezli bir dünyaya geçilmiştir. Baskın Oran’a göre bu süreç üçüncü küreselleşmedir; birinci küreselleşmenin itici gücü denizcilik ve merkantilizm iken, ikincisinde sanayileşme, üçüncüsünde ise çok uluslu şirketler, iletişim devrimi ve Batı'nın rakibinin kalmaması etkili olmuştur.

Küreselleşme bağımsız 8 farklı boyutta incelenmektedir: Ekonomik küreselleşme (küresel üretim sistemleri), siyasal küreselleşme (neo-liberal politikalar), sosyal küreselleşme (uluslararası sivil toplum hareketleri), teknolojik küreselleşme (internet ve bilişim), finansal küreselleşme (küresel sermaye piyasaları), coğrafi küreselleşme (sınırsız dünya algısı), kültürel küreselleşme (Batılı/Amerikan tüketim kültürünün egemenliği) ve ekolojik küreselleşme (küresel çevre sorunları). Kongar’a göre küreselleşmenin siyasal ayağı ABD’nin dünya jandarmalığı, ekonomik ayağı uluslararası sermayenin egemenliği, kültürel ayağı ise hem tekdüze bir tüketim kültürü hem de mikro milliyetçilik/dincilik yoluyla ulus devletlerin parçalanmasıdır.

Küreselleşmenin temel hedefi ulus-devletlerdir. Ulusal bağımsızlık kavramı dışlanmakta, yerel hükümetler küresel finans kuruluşlarının reçetelerine bağımlı hale gelmektedir. Sermaye ihracı üretimsizliğe, üretimsizlik ise yoksulluğa ve terörizmin küreselleşmesine yol açmaktadır. 21. yüzyıla girerken dünya, geçmişteki sömürge bloklarına benzer şekilde yeniden büyük ekonomik ve siyasi bloklara (AB, NAFTA, APEC) bölünmeye başlamıştır. ABD askeri üstünlüğünü sürdürürken, tarih sanki yüz yıl öncesine benzer koşullarla yeniden tekerrür etmektedir.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250