Sesli Özet
← Ünite 6

Ünite 6: Sosyal Adalet, Sosyal Eşitsizlik ve Turizm — Sesli Özet

Dinleme Premium'a özel. Seslendirme metninin tamamı aşağıda ücretsiz okunabilir.
Premium'u İncele
Metni oku

Sosyal Adalet, Sosyal Eşitsizlik ve Turizm. Turizmin ekonomik ve toplumsal etkileri değerlendirilirken çoğunlukla yarattığı ekonomik katma değer, ekonomik kalkınma ve toplumsal değişmeye olan etkilerine odaklanılır. Ancak turizmin aynı zamanda diğer ekonomik sektörlerde olduğu gibi çok önemli bir iş-emek piyasası boyutu bulunmaktadır. Turizm, doğası gereği emek-yoğun bir sektördür ve iş-emek süreçleri diğer sektörlerden çok daha büyük bir ağırlığa ve öneme sahiptir. Sektördeki iş ilişkileri, işçi-işveren ilişkileri, ücretler, sosyal haklar, çalışma koşulları ve iş-emek süreçlerindeki değişimler doğrudan doğruya turizmdeki genel verimlilik ve performansı belirlemektedir. Günümüz turizminin en belirgin yapısal özelliği küresel olmasıdır. İletişim ve ulaşım teknolojilerinin gelişmesi, seyahat maliyetlerinin düşmesi ve yaygınlaşması, daha fazla yerleşim alanının turizm destinasyonu olarak öne çıkmasını sağlamıştır. Bu durum, küresel turizm piyasasını genişletirken piyasa içindeki rekabeti de artırmıştır. Küresel turizm piyasasında farklı turizm işletmeleri çeşitli ürünlerle turistlerin ilgisini çekmeye çalışmaktadır. Bu noktada işletme büyüklüğü, önemli bir yapısal özellik olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir yanda dünyanın her yerinde aynı hizmet standardını sunan büyük otel ve restoran zincirleri yer alırken, diğer yanda otantiklik arayan turistlere hitap eden, yerel halk tarafından kurulmuş küçük çaplı, sezonluk ve rekabet gücü zayıf işletmeler bulunmaktadır. Günümüz turizminin bir diğer belirgin özelliği ise çeşitliliğidir. Sanayi Devrimi sonrasında kitlelerin sanayide istihdam edilmesiyle yıllık tatil zamanı sınırlanmış ve deniz-kum-güneş üçlemesine dayalı geleneksel deniz turizmi ortaya çıkmıştır. Bugün ise artan olanaklar sayesinde inanç turizmi, sağlık turizmi ve gastroturizm gibi birçok alternatif turizm türü gelişmiştir. Ancak sayısal olarak bakıldığında, klasik deniz-kum-güneş turizmi hâlen birincil konumunu ve ağırlığını korumaktadır. Turizm hizmetlerinin çeşitliliği, tek tip bir turizm çalışanı tanımlamayı imkansız kılmaktadır. Turizm sektörü ulaşım, barınma, yeme-içme, temizlik, eğlence ve rekreasyon gibi çok farklı alanları kapsar. Dolayısıyla bir şoförün, bir kat görevlisinin ve bir garsonun sunduğu hizmetler ve sahip olması gereken vasıflar birbirinden tamamen farklıdır. Sektörün diğer iki önemli yapısal kısıtı ise mevsimsellik ve mekânsallıktır. Turizm faaliyetleri iklim koşullarına sıkı sıkıya bağlıdır ve doğal/kültürel kaynakların bulunduğu mekânın dışına taşınamaz. Bu durum turizm istihdamının sürekliliğini ve esnekliğini doğrudan etkilemektedir. Turizm literatüründe emek çalışmaları oldukça az çalışılmış bir alandır. Genellikle emek sadece bir üretim girdisi olarak görülmekte; emeğin sosyal yapısı, üretim ilişkilerinin toplumsal sonuçları ve çalışanların çalışma koşulları göz ardı edilmektedir. Bu noktada 'insan kaynakları yönetimi' yaklaşımı ile 'emek çalışmaları' yaklaşımını birbirinden ayırmak gerekir. İnsan kaynakları yaklaşımı emeğin verimliliği, ücretlendirme ve kariyer gelişimi gibi işletme odaklı konularla ilgilenirken; emek çalışmaları sermaye-emek arasındaki sınıf ilişkileri, emek sömürüsü ve kapitalist üretimin yarattığı eşitsizliklerin sosyal sonuçlarına odaklanır. Turizmde çalışanlar, kişisel hizmetlerin sunumundan sorumlu oldukları için hizmetin hem üretim hem de tüketim aşamasında doğrudan yer alırlar. Tüketici ile kurulan bu doğrudan ilişki, harcanan emeğin duygusal ve estetik bir boyut kazanmasına yol açar. Turizm istihdamının psikolojik sonuçları, üretim ve tüketim aşamalarının kesişim noktasında emeğin merkezi bir konumda bulunmasından kaynaklanır. Bu durum turizmi ikame edilemez derecede emek-yoğun bir çalışma alanı haline getirmektedir. Küreselleşmenin turizm emeği üzerindeki etkilerini beş temel noktada özetlemek mümkündür: Birincisi, esnek uzmanlaşma modelinin yaygınlaşmasıyla emeğin sosyal ve iş güvencesi azalmıştır. İkincisi, talep dalgalanmaları istihdamın düzensizleşmesine ve mevsimselleşmesine yol açmıştır. Üçüncüsü, emek maliyetlerini azaltmak amacıyla kayıtdışı istihdam yaygın bir strateji haline gelmiştir. Dördüncüsü, daha ucuz ve güvencesiz çalışmaya razı oldukları için kadınlar öncelikli ucuz emek kaynağı haline gelmiştir. Beşincisi ise devletlerin sermaye yanlısı politikaları nedeniyle sendikal hareketler gerilemiş ve turizmde sendikalaşma oranı toplam işçi sayısının %1'inin altına düşmüştür. Turizm emek piyasası, iş güvencesi, ücretler ve çalışma koşullarına göre birincil ve ikincil işgücü piyasası olarak ikiye ayrılır. Birincil işgücü piyasasında pazarlama, yönetim, organizasyon, muhasebe ve insan kaynakları gibi işletme hizmetlerini yürüten, yüksek eğitimli ve vasıflı işgücü yer alır. Bu gruptakiler mevsimsellikten etkilenmez, yıl boyu çalışırlar ve yüksek iş güvencesine sahiptirler. Bu grup turizmin 'beyin gücü' olarak adlandırılabilir. İkincil işgücü piyasasında ise hizmetleri doğrudan üreten, eğitim düzeyi sınırlı, vasıfsız veya yarı vasıflı kol gücü yer alır. Bu grup esnek, kayıtdışı, düzensiz ve güvencesiz çalışma koşullarına doğrudan maruz kalmaktadır. Turizmde emeğin sosyal yapısına bakıldığında, ağırlıklı olarak vasıfsız veya yarı vasıflı, eğitim düzeyi yüksek olmayan, genç ve esnek çalışma koşullarına razı gelen bireylerin istihdam edildiği görülür. Turizm yatırımları genellikle bakir ve az gelişmiş kıyı bölgelerinde yoğunlaştığı için, geleneksel tarım sektöründen modern turizm sektörüne doğru yoğun bir emek akışı gerçekleşir. Bu süreçte tarımda sadece kol gücüyle çalışan işçiler, turizmde kol gücünü estetik ve duygusal emekle birleştirerek bireysel nakit ücret karşılığında çalışmaya başlarlar. Mevsimsellik nedeniyle turizm çalışanları sezon dışında geçimlerini sağlamak için alternatif alanlara yönelmek zorundadır. Bu alan genellikle işçilerin önceki deneyimlerine bağlı olarak tarım sektörüdür. Sezon boyunca turizmde çalışan işçiler, sezon bittiğinde kendi bölgelerindeki tarımsal üretime geri dönerler. Bu durum, turizm çalışanlarının sosyal yapısında tarım ve turizm arasında gidip gelen karma bir işgücü kimliği ortaya çıkarmaktadır. Turizm sektöründeki işçileri geldikleri yerler, turizme giriş süreçleri ve emek piyasasındaki konumlarına göre dörtlü bir tipoloji içinde değerlendirmek mümkündür. İlk grup olan 'Yerel İşçiler', bölgede turizmin gelişmesiyle tarım gibi geleneksel sektörlerden turizme geçiş yapan yerli nüfustur. Genellikle sermayeden yoksun olan bu kesim, turizm sezonunda çalışıp sezon dışında tarımsal faaliyetlerine geri döner. Nakit ücretle çalışmaları onlarda 'gerçek iş' algısı yaratır ve bireysel ekonomik özgürlük kazandırır. İkinci grup 'Yerel İşletmeciler ve Serbest Çalışanlar'dır. Sahip oldukları ev, arazi veya dükkan gibi kaynakları kullanarak pansiyonculuk, küçük otel veya restoran işletmeciliği ile turizme katılırlar. Bu grupta bireysel istihdamdan ziyade tüm hanenin turizme kayması söz konusudur. Ücretsiz aile işçiliği bu işletmelerde son derece yaygındır ve işe alımlarda profesyonel kriterler yerine akrabalık ilişkileri belirleyicidir. Üçüncü grup olan 'Göçmen İşçiler', yerel emeğin yetersiz kaldığı veya yerel halkın turizmde çalışmaya direnç gösterdiği durumlarda emek talebini karşılayan gruptur. Genellikle İç, Doğu ve Güneydoğu Anadolu gibi tarım dışı iş olanaklarının kısıtlı olduğu bölgelerden göç ederler. Göçmen işçilerin sezon dışında iş bulmaları yerel işçilere göre çok daha zordur ve sosyal ağlardan yoksun oldukları için daha güvencesiz koşullarda çalışırlar. Son grup ise 'Kent İşçileri'dir. Büyük şehirlerdeki kongre, festival ve kültür turizmi gibi yıl boyu süren faaliyetlerde çalışırlar. Diğer grupların aksine tarımsal geçmişleri yoktur ve kapitalist emek piyasasını iyi tanırlar. İş güvencesi ve sosyal haklar konusunda bilinçli olup, mevsimsellikten en az etkilenen ve iş değiştirme oranı en yüksek olan gruptur. Türkiye'de turizm istihdamında öne çıkan ilk büyük sorun 'Alaylı-Okullu Çatışması' ve istihdam piyasasındaki rekabettir. Alaylılar işi çalışırken öğrenen deneyimli kesimi, okullular ise turizm eğitimi almış vasıflı kesimi temsil eder. İşverenlerin maliyet kaygısıyla eğitimli işgücü yerine daha düşük ücretle çalıştırabileceği vasıfsız alaylı personeli tercih etmesi, eğitimli gençlerin sektör dışına itilmesine ve hizmet kalitesinin düşmesine neden olmaktadır. İkinci sorun 'Üniversite-Sektör İşbirliğindeki Eksiklik'tir. Türkiye'de lise, TUREM (Turizm Eğitim Merkezleri), meslek yüksekokulu ve fakülte düzeyinde çok yaygın bir turizm eğitimi ağı bulunmasına rağmen, mezunların istihdamında büyük sorunlar yaşanmaktadır. İşverenlerin kalifiye eleman çalıştırma bilincinin yetersiz olması, eğitimli işgücü arzı ile sektörün talebi arasındaki kopukluğu derinleştirmektedir. Üçüncü ve en dinamik sorun ise 'Yüksek İş Değiştirme Oranı'dır (Turnover Rate). Mevsimsellik, düşük ücretler, esnek ve güvencesiz çalışma koşulları çalışanların işe bağlılığını azaltmaktadır. Bir sezonda çalışan işçi sonraki sezon daha iyi koşullar sunan bir işe geçmekte veya sektör değiştirmektedir. Bu durum çalışanların motivasyonunu kırarken, işverenler için de sürekli yeni personel eğitme zorunluluğu nedeniyle gizli maliyetler yaratmakta ve hizmet kalitesini düşürmektedir.