Özet
← Ünite 3

Ünite 3: 14. Yüzyıl Türk Edebiyatında Mesnevi Amaçlarımız — Konu Anlatımı

Ünitenin tamamını tek sayfada görPremium

1GİRİŞ: XIV. YÜZYIL TÜRK EDEBİYATINDA MESNEVİNİN GENEL DURUMU

Anadolu’da mesnevi nazım şekliyle kaleme alınan ilk müstakil Türkçe eserler XIV. asra aittir ve bu geleneğin ilk müstakil eseri Yûnus Emre’nin 1307 tarihinde yazdığı Risâletü’n-nushiyye’dir. Mehmed Çavuşoğlu bu asırda yazılan mesnevileri üç ana grupta incelemiştir: manzum dinî destanlar, tekke edebiyatı mahsulleri ve yüksek zümreyi hedef alan klasik Türk edebiyatı örnekleri.

Manzum dinî destanlar, meclis ve kıraathanelerde okunarak insanlara hoşça vakit geçirtmek ve nasihat vermek amacıyla oluşturulmuştur. Hz. Muhammed, Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin gibi din büyükleri ile İbrahim Edhem ve Veysel Karanî gibi ünlü sufîlerin hayatları etrafında şekillenmiştir. Bu eserlerde olaylar anlatılmasına rağmen, şairler çoğunlukla edebî tasvirlere yer vermemiş, eserler estetik zevkten uzak ve zamanla anonimleşmiştir.

Halk için şifahî olarak oluşturulan ve sanat kaygısı taşımayan bu dinî destanlar, aruz vezniyle ve sade bir Türkçe ile yazılmıştır. Uzun kış gecelerinde iş ve zanaat erbabını dinlendirip onlara güzel ahlak, erdem ve dinî terbiye vermek amaçlanmıştır. Bu hikâyeleri anlatan kişilere 'kassâs', 'meddâh', 'muarrif' ve 'kıssahân' gibi adlar verilmiş, eserlerdinleyicileri sıkmamak için kısa tutulmuş ve meclis/bâb gibi bölümlere ayrılmıştır.

Yüksek zümreyi hedef alan ve klasik Türk edebiyatının ilk örnekleri olan üçüncü grup mesneviler ise belli bir kültür seviyesine hitap eder. Kemâloğlu’nun Ferah-nâme’si, Şeyhoğlu’nun Hurşîd ü Ferahşâd’ı, Hoca Mes’ûd’un Süheyl ü Nev-bahâr’ı ve Ahmedî’nin İskender-nâme’si bu gruptadır. Genellikle Farsçadan tercüme edilen bu eserlerde dil, üslup, uyak ve aruz başarılı bir şekilde uygulanmış, tasvirler ve edebî sanatlar ön plana çıkmıştır.

2DİNÎ-AHLAKİ-TASAVVUFÎ MESNEVİLER

XIV. yüzyılda yazılan mesnevilerin büyük bir kısmı dinî, ahlaki ve tasavvufî karakterlidir. Bu dönemde Hz. Peygamber’in hayatı etrafında oluşturulan ve Türklere has olan 'mevlid' türünün ilk örneği Ahmedî tarafından İskender-nâme içine eklenen Cihan tarihi bölümünde yazılmıştır. Ayrıca Ahmedî’nin Tahkîk-i Mi’râc-ı Resûl’ü Anadolu’da telif tarihi bilinen en eski müstakil mi’râc-nâmedir.

Aksaraylı Îsâ, Tursun Fakı, Şeyyâd Hamza ve Yûsuf-ı Meddâh gibi şairler dinî-tasavvufî konularda pek çok eser kaleme almışlardır. Tursun Fakı’nın Cumhur-nâme’si Hz. Ali ile Cumhur arasındaki savaşı anlatırken alegorik bir yapı sunar; sandıktaki cin nefsini, deniz ise küfrü temsil eder. Ömeroğlu’nun Şefâat-nâme’si türünün en eski örneği olup, Hz. Peygamber’in ahirette ümmeti için duyduğu endişeyi ve ashabın tesellisini işler.

Hoca Mes’ûd, Sa’dî-i Şîrâzî’nin Bostân adlı eserini Ferheng-nâme-i Sa’dî adıyla Türkçeye manzum ilk kez tercüme etmiştir. Ayrıca Hint kökenli Kelîle ve Dimne’yi de aruz vezniyle yeniden kaleme almıştır. Pîr Mahmûd’un Bahtiyâr-nâme’si ve Kemâloğlu İsmâ’îl’in Trablusşam hâkimi Mîr Gâzî’ye sunduğu Ferah-nâme ibret verici hikâyeler barındıran önemli didaktik mesnevilerdir.

Gülşehrî’nin Mantıku’t-tayr’ı (Gülşen-nâme), Ferîdüddîn-i Attâr’ın eserinden hareketle yazılmış, vahdet-i vücud inancını işleyen alegorik bir başyapıttır. Kuşların Kaf Dağı’ndaki Sîmurg’u aramak için yedi vadiden geçişini anlatan eser, Türkçenin Farsçadan daha zengin bir ifade gücüne sahip olduğunu kanıtlama amacı taşır. Âşık Paşa’nın Garîb-nâme’si ise on bölüm ve yüz destandan oluşan, halkı eğitme amaçlı tam anlamıyla bir tasavvuf ansiklopedisidir.

3AŞK MESNEVİLERİ

Bu dönemde şairler çift kahramanlı aşk hikâyelerini mesnevi nazım şekliyle işlemişlerdir. Yûsuf u Züleyhâ, Süheyl ü Nev-bahâr, Cemşîd ü Hurşîd, Hüsrev ü Şîrîn ve Varka ve Gülşâh bu türün önde gelen örnekleridir. Şeyyâd Hamza ve Garîb gibi isimler Yûsuf u Züleyhâ hikâyesini kaleme alırken, Kur’an kıssalarını kendi duygu dünyalarında geliştirmiş, halkın meclislerde rahatça dinleyebilmesi için sade bir üslup tercih etmişlerdir.

Hoca Mes’ûd’un Süheyl ü Nev-bahâr’ı, Türk edebiyatında beşerî aşk konusunda yazılmış ilk mesnevidir. Yemen padişahının oğlu Süheyl ile Çin fağfurunun kızı Nev-bahâr arasındaki aşkı anlatan eser, teknik sağlamlığı, zengin kafiye yapısı ve araya serpiştirilen on beş gazeliyle dikkat çeker. Ahmedî’nin Cemşîd ü Hurşîd’i ise Selmân-ı Sâvecî’nin eserinin tercümesi olmakla birlikte, eklemelerle telif hüviyeti kazanmış ve Türkî libas giydirilerek millîleştirilmiştir.

Fahrî’nin Hüsrev ü Şîrîn’i, Nizâmî ve Firdevsî’den yararlanılarak Aydınoğlu Îsâ Beg adına yazılmıştır. Tarihî ve destani bir mahiyet kazandırılan eserde İran kültür unsurları yerine Türk kültürü öne çıkarılmış, eser Beylikler dönemi Türkçesinin önemli bir hazinesi olmuştur. Şeyhoğlu Mustafâ’nın Hurşîd-nâme (Hurşîd ü Ferahşâd) adlı eseri ise Acem şahının kızı Hurşîd ile Mağrib şehzadesi Ferahşâd'ın aşkını anlatırken Moğol istilalarının izlerini ve Türk örf adetlerini yansıtır.

Mehmed’in Kıpçakça bir asırdan Türkçeye aktardığı Işk-nâme’si Hümâ ile Ferruh’un aşkını işlerken, Mısır ülkesine dair müşahedeye dayalı ilk realist tasvirleri barındırması bakımından değerlidir. Tutmacı’nın Gül ü Hüsrev’i ve Yûsuf-ı Meddâh’ın Varka ve Gülşâh’ı da dönemin romantik aşk mesnevileri arasında yer alarak zengin birer kültür ve edebiyat mirası oluşturmuştur.

4TARİHÎ-DESTANİ-MENKIBEVİ MESNEVİLER

XIV. yüzyıl mesnevilerinin bir kısmı tarihî şahsiyet ve olaylara dayanmakla birlikte destanî ve efsanevî bir karakter kazanmıştır. Ahmedî’nin İskender-nâme’si bu türün en önemli örneğidir ve Makedonyalı Büyük İskender’in savaşlarını anlatır. Eserin en dikkat çekici yönü, manzum Osmanlı tarihi yazma geleneğini başlatan Dâstân-ı Tevârîh-i Mülûk-i Âl-i Osmân bölümünü içermesidir.

Tursun Fakı’nın Gazavât-ı Resûlullah (Kıssa-i Mukaffâ) ve Muhammed Hanefî Cengî adlı eserleri ile Kirdeci Alî’nin Dâsitân-ı Ejderhâ ve Kesikbaş Destanı dinî-destanî gazavâtnamelerin başlıcalarıdır. Özellikle Kesikbaş Destanı, asırlarca Anadolu köy odalarında ve asker ocaklarında makamla okunan halk kültürünün en canlı eserlerinden biri olmuştur.

Yûsuf-ı Meddâh’ın Kastamonu’da kaleme aldığı Maktel-i Hüseyn, Hz. Hüseyin’in Kerbela’da şehit edilişini anlatan Türkçedeki manzum ilk maktel örneğidir. On meclis olarak tertip edilen eser, şairin yoğun ve duygulu anlatımıyla okuyucuyu derinden etkiler. Aynı şairin Dâstân der-Cihân-ı Fânûs der-Hikâyet-i Takyanûs mesnevisi ise Ashâb-ı Kehf kıssasını sade bir dille nakleder.

Elvân Çelebi’nin Menâkıbu’l-kudsiyye’si bir aile tarihi ve Baba İlyas’ın menkıbevî tarihini sunarken; Şeyyâd Hamza’nın Dâstân-ı Sultan Mahmûd’u hükümdar ile derviş arasındaki konuşmayı, Gülşehrî’ye atfedilen Kerâmât-ı Ahî Evran ise Ahiliğin kurallarını ve kerametlerini ele alır.

5DİĞER MESNEVİLER

Bu dönemde dinî, aşkî ve tarihî konuların dışında tıp, lügat ve coğrafya gibi farklı alanlarda da mesneviler kaleme alınmıştır. Ahmed Fakîh’in Kitâbu Evsâfı Mesâcidi’ş-şerîfe adlı eseri, yazarın hac yolculuğunda gördüğü Şam, Kudüs, Mekke ve Medine’deki kutsal mekânları anlatan erken dönem gezi-mesnevi karakterli bir metindir.

Ahmedî’nin Tervîhu’l-ervâh adlı eseri tıpla ilgilidir; anatomi, teşhis ve tedavi konularını içermesi şairin tıp alanındaki yetkinliğini gösterir. Tutmacı’nın Aydınoğlu Umur Bey için yazdığı Tabîat-nâme ise sağlıklı beslenme, mizaçlara göre yiyecek-içecekler, hamam, uyku ve musiki konularını ele alması bakımından gastronomi ve kültür tarihi açısından oldukça değerlidir.

Ayrıca Ahmedî’nin Aydınoğulları’ndan Hamza Bey için yazdığı Arapça-Farsça manzum lügati Mirkatü’l-edeb, bu dönemde kaleme alınan diğer önemli mesnevi niteliğindeki eserler arasında yer alır.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250