Ünitenin tamamını tek sayfada görPremium
Metindilbilim, özellikle dildeki olası görünümleriyle metinlerin nasıl yapılandığı ve biçimlendiği üzerine gerçekleştirilen kapsamlı bir dilbilim çalışması türüdür. Bu çalışmaların odak noktasında metnin tam olarak ne olduğu ve metinsellik kavramının ne anlama geldiği yer alır. Ürün metinlerin türünü ve söylemini tanımlamak için araştırmacılar dilsel ve dilbilgisel özellikleri temel alan öntiplerden yararlanırlar. Örneğin, Diber’ın (1989) metinlerin sıklıklarını inceleyerek ulaştığı sonuçlar, dilsel-dilbilgisel ulamların yığılımlarını inceleyerek metin türlerinin sınıflandırılmasında önemli ipuçları sunmaktadır.
Metin türleri; yakın kişilerarası etkileşim, bilgisel etkileşim, bilimsel açıklama, öğretici açıklama, imgeleyici anlatı, genel anlatısal açıklama, alışılmış geleneksel röportaj ve ikna eylemi içeren söylemler gibi çeşitli öntipler altında incelenir. Örneğin bir akademik tanıtma veya değerlendirme yazısında kullanılan dilsel ulamlar ile iddia sunan akademik metinlerde kullanılanlar birbirinden farklıdır. İddia içeren akademik metinler 'ikna eylemi içeren söylem' öntipini temsil ederken; biyografiler 'genel anlatısal açıklama', romanlar ise 'imgeleyici anlatı' öntirine örnek oluşturur.
Dilsel-dilbilgisel yığılımların incelenmesi, bir metnin hangi türe ait olduğunun nesnel bir şekilde belirlenmesini sağlar. Bilimsel açıklamalarda hissetmek veya heyecanlanmak gibi kişisel eylemler yerine ortaya koymak, nedenini açıklamak ve sorgulamak gibi nesnel eylemlerin tercih edilmesi söylemin doğasından kaynaklanır. Bu tür dilsel tercihler metnin nesnelliğini ve bilimsel değerini doğrudan belirleyen temel unsurlar arasında yer alır.
Metinlerin çözümlenmesinde metin türü ile söylem arasındaki ilişki kritik bir öneme sahiptir. Tür kavramı, nesne veya olguların diğerleriyle olan benzerlik ve farklarını betimlemek için zihnin yaptığı soyutlamayı gösterirken, dilbilimde bu soyutlama söylem kavramıyla özelleşir. Saukkonen ise söylem türlerini durum, niyet/işlev ve bakış değişkenleriyle ilişkilendirerek estetik, bilgilendirici ve olgusal metin ayrımına gitmiştir.
İster sözlü olsun ister yazılı, bildirişim her zaman metinlerle gerçekleşir. Konuşucu metin üreticisi, dinleyici ise metin alıcısı konumundadır. Bildirişimin nasıl işlediğini ve tarafların konumlarını açıklayan pek çok kuram bulunmakla birlikte, Petöfi’nin 'Metin Yapısı - Dünya Yapısı Kuramı' doğrudan doğruya bildirişim olgusunu çözümlemeye yöneliktir. Petöfi’ye göre yazılı ya da sözlü bildirişim içinde bulunan metin alıcısı, metnin üreticisiyle ilgili dört temel soruya yanıt arayarak metni yorumlar.
Metin alıcısının yöneldiği ilk soru, üreticinin metninde neleri dile getirdiğiyle ilgilidir. Bu soru 'betimsel düzlem'i oluşturur. Betimsel düzlemde dinleyici, konuşucunun metnine aldığı dildışı olgu veya olayları, kimin kime ne zaman niçin ne yaptığını anlamaya ve çıkarmaya çalışır. İkinci soru olan 'edimsel düzlem', metin üreticisinin metniyle ne yapmayı amaçladığını (bildirişim niyetini) inceler. Dil kullanımıyla bir şeyler yapıp etmeye sözedim denir ve Petöfi bu kavramı edimbilim alanından çıkarıp bildirişim odaklı bir metin düzlemi olarak ele almıştır.
Üçüncü olarak 'dünyakurucu düzlem', metin alıcısının, üreticinin dile getirdiklerini hangi dünyasından hareketle söylediğini anlamaya çalıştığı düzlemdir. Söylenenlerin dış dünya gerçeği mi, konuşucunun tahmin dünyası mı yoksa rüya dünyası mı olduğu bu düzlemde çözümlenir. Yazılı bildirişimde bu olanak sınırlı olduğundan alıcı en uygun kararı kendisi verir. Dördüncü ve son düzlem olan 'değerlendirme düzlemi' ise, metinde dile getirilenlerin niçin böyle dile getirildiğini hem içerik hem de yüzeysel yapı açısından sorgular.
Değerlendirme düzleminde metin alıcısı, metindeki dil yanlışlarını ya da üslup özelliklerini konuşucunun yabancı, dar görüşlü, hasta veya heyecanlı olması gibi etkenlerle ilişkilendirerek değerlendirir. Bu dört düzlem, metin alıcısının metni derinlemesine anlamlandırmasını sağlayan bütüncül bir bakış açısı sunar ve metindilbilimsel çalışmaların temel iskeletini oluşturur.
Bir tümce dizisinin salt bir cümle yığını olmayıp bir 'metin' niteliği kazanabilmesi için belirli ölçütlere uyması gerekmektedir. Bu ölçütler bağlaşıklık, tutarlılık, amaçlılık, kabuledilebilirlik, durumsallık, bilgisellik ve metinlerarası ilişki olarak sıralanır. Metin üretimi sürecindeki zihinsel tasarım ile ürün metnin uyumluluğu, özellikle metin merkezli metinsellik ölçütleri olan bağlaşıklık ve tutarlılık düzenlemeleriyle doğrudan ilişkilidir.
Bağlaşıklık, metin tümceleri arasındaki dilsel ve dilbilgisel bağlantıları ifade ederken; tutarlılık metnin tümceleri ve daha büyük parçaları arasındaki mantıksal ve anlamsal bağlantıdır. Metin üreticileri tümceleri bu ölçütlerin sunduğu olanaklarla birbirine bağlayarak metnin süreklilik taşıyan bir bütün olma niteliği kazanmasını sağlarlar. Gönderim ögeleri, artgönderim, öngönderim, sözcüksel bağlaşıklık ve çağrışımsal gönderim gibi dilsel araçlar bağlaşıklığı kuran temel yapı taşlarıdır.
Gönderim ilişkileri metin içi ve metin dışı olmak üzere çeşitlilik gösterir. Örneğin reklam metinlerinde olası her alıcıya ulaşabilmek için metin dışı gönderim düzenlemesi tercih edilirken; edebi metinlerde metin içi gönderimler yoğun olarak kullanılır. Zamirler, iyelik ekleri, boş adıllar ve bağlayıcı unsurlar metnin akışını ve anlam bütünlüğünü korumada kritik roller üstlenir.
Metinsellik ölçütlerinin eksiksiz bir şekilde uygulanması, metnin alıcı tarafından bir bütün olarak algılanmasını ve metinsel anlamın başarıyla yaratılmasını sağlar. Bu ölçütlerden yoksun bir cümle dizisi metin özelliği taşımaz ve iletişimsel işlevini yerine getiremez.
Anlatı, geçmişle ilgili bir dizi olayın belli bir zaman sırasına göre aktarıldığı bir söylem türüdür. Anlatı söylemi, günlük yaşamın doğallığı içinde üretilen sözlü anlatılardan yazılı kurmaca metinlere kadar çok geniş bir yelpazede karşımıza çıkar. Labov ve Waletzky’nin geliştirdiği sözlü anlatı çözümlemesi modeli, anlatıcıların yaşadıkları olayları anlatırken bunları nasıl yeniden yorumladığını, değerlendirdiğini ve gerekçelendirdiğini incelemeyi amaçlar.
Tipik bir anlatı metni, birbiriyle ilişkili kurucu işlevsel parçalardan oluşur. Bu parçaların ilki, anlatının neye ilişkin olduğunu gösteren isteğe bağlı 'Özet' bölümüdür. İkincisi, olayların yeri, zamanı, koşulları ve kişilerin kimlikleri hakkında bilgi veren 'Yönlendirme'dir. Üçüncüsü ve zorunlu olanı ise zamanda sıralanarak aktarılan olayların bütünü olan 'Karmaşık olay dizisi'dir. Karmaşık olay dizisi olmadan bir metnin anlatı niteliği kazanması mümkün değildir.
Anlatının iletişimsel anlamını belirginleştiren bir diğer kurucu öğe 'Değerlendirme'dir. Değerlendirme; dış değerlendirme, içe yerleşik değerlendirme, eylem aktarımı yoluyla değerlendirme ve olayların geciktirilmesi yoluyla değerlendirme olmak üzere çeşitli biçimlerde ortaya çıkar. Anlatıcılar ayrıca güçlendiriciler, karşılaştırıcılar, bağıntılayıcılar ve açımlayıcılar gibi dilbilgisel öğelerle de değerlendirmeyi desteklerler.
Anlatı yapısının son aşamalarını karmaşık olay dizisinin nasıl sonuçlandığını belirten 'Sonuç(lar)' ve anlatının bittiğini sezdiren 'Bitiş' bölümleri oluşturur. Bu yapısal unsurlar, bir metnin zihnimizde 'anlatı' olarak kodlanmasını ve çözümlenmesini sağlayan evrensel şemayı meydana getirir.
Sözlü anlatı çözümlemesinde dilsel özellikler, anlatının temel işlevlerini ortaya koyar. Anlatının birinci işlevi olan 'gönderge işlevi', metin alıcısını bir konuda bilgilendirmeyi amaçlar ve deneyimin zaman sırasıyla aktarılmasını sağlar. İkinci işlev olan 'değerlendirici işlev' ise anlatıcının olayları kendi biyografisine dönüştürmesine olanak tanır. Sıradan günlük anlatılardan farklı olarak bu ikinci işlevi yoğun olarak barındıran metinler 'kişisel deneyim anlatıları' olarak adlandırılır.
Kişisel deneyim anlatılarında metin alıcısı üzerinde etki yaratmak amacıyla 'anlatısal değerlilik' düzenlemesi yapılır. En yüksek anlatısal değerlilik taşıyan olay, anlatıcının alıcının öğrenmesini ve unutmamasını istediği merkez kavramdır. Ancak bu durum, anlatının gerçekliğine olan inancı ifade eden 'anlatısal güvenilirlik' kavramı ile bir çelişki yaratır; çünkü değerlilik anlatıcının öznel seçimidir.
Bu çelişkiyi aşmak için iki strateji devreye girer. Bunlardan ilki, en yüksek değerlilik taşıyan olayı neden ilişkisiyle bağlayan 'anlatısal nedensellik stratejisi'dir. Anlatıcı, Olay-0 olarak işaretlediği ana olayı, Olay-1 ile ilişkilendirerek gerekçelendirir. İkinci strateji ise anlatılanların gerçekte de öyle olduğunu iddia etmek için duyusal tanıklığa dayanan 'anlatısal nesnellik stratejisi'dir.
Anlatı metinlerinde olay aktarımının yanı sıra konuşma ve düşünce sunumunu içeren 'dil aktarımları' özel bir önem taşır. Anlatıcının sesine başkalarının seslerinin katılması, anlatının inandırıcılığını ve ikna ediciliğini artıran stratejik dilsel düzenlemeler arasında yer alır.
Dil aktarımları; anlatı aktarımı, sözeylem anlatı aktarımı, dolaylı konuşma aktarımı, bağımsız dolaylı konuşma aktarımı ve bağımsız konuşma aktarımı gibi dereceli biçimlerde incelenir. Leech ve Short’un aktarıcı müdahale çizelgesine göre, anlatı aktarımı ve sözeylem aktarımında anlatıcı tam denetime sahipken, dolaysız aktarımlarda anlatıcının müdahale gücü azalır ve nesnellik artar. Düşünce aktarımında da benzer bir sınıflandırma geçerlidir.
Thompson’a göre dil aktarımları ses, ileti, işaret ve tutum olmak üzere birbirine bağlı dört boyuttan oluşur. Ses boyutunda aktarılan ifadenin kaynağının kim olduğu (anlatıcı, belirli diğerleri, belirsiz diğerleri, topluluk veya belirlenemez diğerleri) incelenir. İleti boyutunda ise ifadenin alıntılama, yansıtma, yeniden dile getirme veya özetleme yoluyla sunuluşu ele alınır.
Tanıtsallık, konuşucunun aktardığı önermedeki bilgiye nasıl ulaştığını gösteren dilbilgisel bir ulamdır. Doğrudan gözlem, çıkarım veya başkasından duyma gibi yollarla elde edilen bilgiler tanıtsal yapılar (-DI, -mIş, dedi vb.) aracılığıyla kodlanır. Tanıt yapıları, aktarılan bilginin güvenilirliğini ve kesinlik derecesini belirler.
Tanıt türleri, konuşucunun öznel dünyasından nesnel dünyaya kadar uzanan bir yelpazede yer alır. Anlatı çözümlemesi yapılırken dil aktarımları ile tanıtsal yapılar birlikte ele alınarak anlatıcının metindeki bilgiye karşı takındığı tutum ve sorumluluk düzeyi eksiksiz bir şekilde ortaya çıkarılır.