Farsçada Fiil, Farsça Fiilden Türemiş Kelimeler, Farsçada Birleşik Kelimeler. Farsçada fiiller, kip, zaman ve şahıs eklerinden arındırılmış en yalın ve adlandırmaya esas olan biçimleriyle masdar olarak tanımlanırlar. Türkçedeki fiillerin sonuna gelen '-mak / -mek' eklerinin üstlendiği dil bilgisel işlevi, Farsçada '-den' (دن) ve '-ten' (تن) ekleri yerine getirir. Bu eklerle kurulan masdarlara 'aslî masdarlar' adı verilir. Aslî masdarlar, Osmanlı Türkçesinin söz diziminde doğrudan birer fiil olarak çekimlenip kullanılmamış olsalar da, onlardan türetilen isim ve sıfatlar Osmanlı Türkçesi yazı dilinin temel kelime kadrosunu oluşturmaktadır. Farsça fiiller, masdar eklerinin son seslerine göre iki ana grupta sınıflandırılır: '-den' ile bitenler (den'li masdarlar) ve '-ten' ile bitenler (ten'li masdarlar). Örneğin, 'hânden' (خواندن - okumak) fiili den'li bir masdar iken, 'güften' (گفتن - söylemek) fiili ten'li bir masdar grubuna dahildir. Dil bilgisi çalışmalarında bu iki grubun ayrılması, fiillerden emir ve geçmiş zaman gövdeleri türetilirken meydana gelen ses olaylarının ve kuralların doğru tespit edilebilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Farsçada sonlarında '-den' veya '-ten' harfleri bulunduğu halde masdar olmayan, yani isim veya sıfat kategorisinde değerlendirilen bazı kelimeler de mevcuttur. Bu kelimelerin karıştırılmaması gerekir. Örneğin, 'gerden' (گردن - boyun), 'gevden' (کودن - ahmak), 'hîşten' (خویشتن - kendi) ve 'âbisten' (آبستن - hamile) kelimeleri yapısal olarak masdar ekine benzeyen son seslerle bitmelerine rağmen fiil soylu değillerdir ve herhangi bir eylem bildirmeyip doğrudan isim veya sıfat olarak kullanılırlar. Farsça fiillerde emir gövdesi, aslî masdarlardan '-den' veya '-ten' eklerinin atılmasıyla elde edilen tabandır. Bu taban, dil bilgisinde 'hâl gövdesi' veya 'geniş zaman gövdesi' olarak da adlandırılır. Türkçede masdar ekinin atılmasıyla elde edilen yalın şeklin emir ikinci teklik şahsı ifade etmesi gibi (yazmak -> yaz), Farsçada da bu yolla elde edilen emir gövdesi doğrudan emir ikinci teklik şahsı (sen oku, sen yap) karşılar. Örneğin, 'derîden' (yırtmak) fiilinden 'der' (yırt) emir gövdesi bu şekilde türetilir. Emir gövdesi, herhangi bir ek almadan tek başına kullanıldığında sıfat-fiil (partisip) anlamı da taşır. Bu durum, Türkçedeki '-an / -en' veya '-ar / -er' ekleriyle yapılan sıfat-fiil yapılarına (yazan, yazar) denk düşmektedir. Örneğin, 'hânden' (okumak) fiilinin emir gövdesi olan 'hân' kelimesi tek başına 'oku' anlamına geldiği gibi, birleşik kelime yapılarında 'okuyan' anlamına da gelir. Bu gövdeler Osmanlı Türkçesinde tek başlarına sıfat olarak kullanılmayıp, genellikle birleşik sıfatların yapımında ikinci unsur olarak görev alırlar. Aslî masdarlardan emir gövdesi türetilirken, fiil tabanlarında çok çeşitli ses değişmeleri meydana gelir. Bu değişmeler kurallı ve kuralsız olmak üzere ikiye ayrılır. Örneğin, sonu '/â/' veya '/û/' ile biten fiillerde bu sesler genellikle '/ây/' veya '/â/' sesine dönüşür; 'nümûden' (göstermek) fiilinin emir gövdesi 'nümâ' (gösteren) olur. '/î/' ile biten fiillerde ise bu ses düşer; 'bûsîden' (öpmek) fiilinin emir gövdesi 'bûs' (öpen) şekline bürünür. Ten'li masdarlarda ise '-ten' eki atıldıktan sonra taban '/h/' ile bitiyorsa bu ses '/z/'ye dönüşür; 'sûhten' (yakmak) fiilinden 'sûz' (yakan) gövdesi elde edilir. Farsça fiillerde geçmiş zaman gövdesi, fiilin masdar halinin en sonunda yer alan nûn (ن) harfinin atılmasıyla son derece kolay ve kurallı bir biçimde elde edilir. Bu gövde, Farsça fiil çekiminde doğrudan görülen geçmiş zaman üçüncü teklik şahsını (o geldi, o yazdı) ifade eder. Örneğin, 'âmeden' (gelmek) fiilinin sonundaki nûn harfi atıldığında geriye kalan 'âmed' şekli hem 'geldi' anlamına gelir hem de geçmiş zaman gövdesini oluşturur. Geçmiş zaman gövdesi, aynı zamanda 'hafifletilmiş masdar' olarak adlandırılan fiil ismini teşkil eder. Bu yapı, eylemin kendisini, oluşunu ve adını ifade eden bir isim niteliğindedir. Örneğin, 'reften' (gitmek) fiilinden türetilen 'reft' gövdesi 'gitme, gidiş' anlamına gelir; 'fürûhten' (satmak) fiilinden türetilen 'fürûht' ise 'satış, satma' anlamını taşır. Bu gövdeler, Osmanlı Türkçesinde hem tek başlarına birer isim olarak hem de çeşitli eklerle yeni isim ve sıfatlar türetmek amacıyla sıklıkla kullanılmıştır. Geçmiş zaman gövdesi, emir gövdesine kıyasla ses bilgisi açısından son derece düzenlidir. Emir gövdesinde görülen köklü ünlü ve ünsüz değişmeleri, düşmeler veya dönüşmeler geçmiş zaman gövdesinde meydana gelmez. Masdarın sonundaki nûn harfinin atılması kuralı, istisnasız tüm aslî masdarlar için geçerlidir. Bu durum, öğrencilerin Farsça kökenli kelimeleri çözümlerken geçmiş zaman gövdesini ve dolayısıyla kelimenin türediği fiili çok daha rahat ve hatasız bir şekilde tespit etmelerine olanak tanır. Farsçada fiillerin emir ve geçmiş zaman gövdelerine getirilen belirli eklerle zengin bir isim ve sıfat türetme sistemi mevcuttur. Fiilden isim türeten en yaygın ekler '-e' (٥), '-iş' (ش) ve '-âr' (ار) ekleridir. '-e' eki emir gövdesine gelerek 'hande' (gülüş) veya alet ismi olan 'rende' (törpü) gibi kelimeler yapar. '-iş' eki de emir gövdesine gelerek 'dâniş' (bilgi, biliş) ve 'nümâyiş' (gösteri) gibi isimler türetir. '-âr' eki ise geçmiş zaman gövdesine eklenerek 'reftâr' (gidiş, davranış) ve 'güftâr' (söz, söyleyiş) gibi kelimeler oluşturur. Fiilden sıfat türeten ekler ise eylemi gerçekleştiren (etken/fâil) veya eyleme maruz kalan (edilgen/mef'ûl) unsurları niteleyen kelimeler yapar. Geçmiş zaman gövdesine getirilen '-e' (٥) eki, edilgen anlamlı sıfat-fiiller (ism-i mef'ûl) türetir. Türkçeye genellikle '-miş' ekiyle çevrilen bu kelimelere 'dîde' (görmüş, görülmüş) ve 'âzürde' (incinmiş) örnek verilebilir. Emir gövdesine getirilen '-ende' (نده) eki ise etken sıfat-fiiller türetir; 'gûyende' (söyleyen) ve 'hânende' (okuyan) bu türetimin en tipik örnekleridir. Ayrıca, emir gövdesine getirilen '-ân' (ان) eki hem sıfat-fiil hem de zarf-fiil işlevinde kelimeler türetir; 'giryân' (ağlayan, ağlayarak) ve 'nümâyân' (görünen) bu ekle kurulur. Emir gövdesine gelen '-â' (ا) eki de 'bînâ' (gören) ve 'dânâ' (bilen) gibi kalıcı sıfatlar oluşturur. Son olarak, hem emir hem geçmiş zaman gövdesine gelebilen '-gâr' (گار) ve geçmiş zaman gövdesine gelen '-âr' (ار) ekleri fâil (yapan) isimleri türetir; 'perverdigâr' (besleyici, yaratıcı) ve 'harîdâr' (alıcı) bu eklerle yapılan sıfat ve isimlerdendir. Farsçada birleşik isimler ve birleşik sıfatlar, Osmanlı Türkçesi metinlerinde son derece geniş bir kullanım alanına sahiptir. Birleşik isimler genellikle iki ismin yan yana gelmesiyle veya ikilemeler yoluyla kurulur. İki isimden oluşan birleşik isimler, biçimsel olarak aralarındaki izafet kesresi (tamlama eki) kaldırılmış isim tamlamaları gibidir. Metinleri doğru okuyabilmek için bu kelimelerin arasına izafet kesresi koymamak ve tek bir kelime gibi okumak gerekir. 'ser-asker' (komutan), 'ser-mâye' (ana para) ve 'mey-hâne' (meyhane) bu yapıdadır. İkilemelerle oluşan birleşik isimler ise aralarına 'ü / u / vü / vu' bağlama edatı getirilerek eş, yakın veya zıt anlamlı kelimelerin birleştirilmesiyle kurulur. Bu yapılar tek bir kavramı veya eylemi karşılar. 'güft ü gû' (dedikodu), 'cüst ü cû' (araştırma) ve 'sûz u güdâz' (yanıp yakılma) gibi örnekler bu grubun en yaygınlarındandır. Bazı ikilemelerde ise ikinci kelimenin baş ünsüzü '/m/' sesine dönüştürülerek 'târ u mâr' (darmadağınık) veya 'herc ü merc' (karma karışık) gibi yapılar elde edilir. Farsça birleşik sıfatlar ise iki isimden, bir isim ile bir sıfattan veya bir isim ile fiilden türemiş bir sıfat-fiilden oluşur. İki isimden oluşan 'deryâ-dil' (derya gönüllü) veya isim ve sıfattan oluşan 'ser-bülend' (yüce başlı) gibi sıfatlar Türkçedeki isnat gruplarına denk gelir. Fiillerin emir gövdeleriyle yapılan 'ciger-sûz' (yürek yakan) veya geçmiş zaman gövdesinden türetilen ism-i mef'ûllerle yapılan 'zarar-dîde' (zarar görmüş) gibi birleşik sıfatlar, Osmanlı şiir ve nesrinde tasvir gücünü artıran en önemli dil unsurları arasında yer alır.