Ünitenin tamamını tek sayfada görPremium
Parçalarüstü sesbirimler; konuşma dilinin ayrılmaz bir parçası olan, tek başına ayrılamayan ancak ses zincirini bürüden ses özellikleridir. Bu kapsamda incelenen vurgu, kısaca 'sözcükte bir hecenin diğerlerine göre daha belirgin söylenmesi' olarak tanımlanır. Vurgu aynı zamanda sözcük gruplarında veya cümlelerde bir ögenin öne çıkarılması anlamını da taşır.
Türkçede vurgu konusu, 20. yüzyılın başlarından itibaren İgnacz Kunos, B. Collinder, K. Grönbech, H. Duda, J. Benzing, J. Krámský gibi Türkoloji ve ses bilgisi uzmanlarının katkılarıyla tartışılmaya başlanmıştır. Günümüzde ise yazılı dilin kuralcı yapısının gölgesinde kalan konuşma dili, sesli sözlükler ve fonetik çalışmalar sayesinde daha nesnel bir temelde ele alınmaktadır.
Vurgunun yerini ve türünü belirlemek, araştırmacının anadili veya geleneksel alışkanlıkları nedeniyle çeşitli tuzaklarla doludur. Geleneksel olarak kulak yardımıyla yapılan çalışmalar yanlış algılamalara yol açabilmektedir. Ancak Konrot ve diğer bilim adamlarının nesnel çalışmaları sayesinde vurgunun işlevsel ve yapısal özellikleri daha net anlaşılmaktadır.
Benzing (1941) tarafından dile getirilen ve en tatminkâr kabul edilen görüşe göre Türkçe sözcüklerde iki tür unsura dikkat edilir: Birincisi, sözcüklerin birinci hecelerinde sabit olan bir baskıdır; ikincisi ise yeri değişebilen bir tondur. Anlam ayırıcı olan ve Türkçede genel olarak vurgu adıyla bilinen parçalarüstü öge, aslında yeri değişebilen bu tondur.
Ton ile baskının aynı hece üzerinde çakışması durumunda ilk hece daha belirgin vurgulanır. Vurgu, çekim eki alınca çekimsiz bir sözcükle eşyazılışlı hâle gelen ama vurgulanamayan bir ek alan sözcükler arasında anlam ayrımı yapar (Örn: geLİN ~ GElın, kaLIN ~ KAlın).
Ayrıca yan yana duran iki eylemin kendi anlamlarıyla mı yoksa birleşik eylem olarak mı kullanıldığını anlamak da vurgu sayesindedir (Örn: koşTU durDU ile KOŞtu durdu arasındaki fark).
Genel geçer kurala göre Türkçe kökenli sözcüklerde vurgu son hecededir. Adlar, sıfatlar, zamirler ve çok heceli, birleşik olmayan eylem gövdelerinde ana vurgu son hecede bulunur (boyun, tavuk, güzel vb.). Buna karşılık bazı yabancı sözcüklerde (efendi, masa, pencere) veya bazı Türkçe sözcüklerde (anne, yenge, hala) vurgu baştadır.
Birleşik sözcüklerde vurgu son hecede değil, ilk sözcüğün son hecesindedir (deve_tabanı, karatahta, alıkoy-). Arapça ve Farsçadan alınan ve Türkçede iki heceli olan alıntılar da bu kurala uyar; yalın hâlde sonda olan vurgu, birleşme veya ek alma durumunda ilk heceye kayar (şükür ~ ŞÜKretmek).
Abartma sıfatları ve zarflar (apak, upuzun, kapkara, çabucak, yarın), iki heceli Türkçe yer adları (kavak, söğüt, gölcük), seslenmeler (çocuk, ahmet, kızım) ve ünlü zarf-fiillerle kurulan birleşik eylemler vurguyu ilk hecelerinde veya ilk sözcüğün son hecesinde taşırlar.
Eklerin bir kısmı vurguludur; sözcüğe vurgulanamayan bir ek gelmediği sürece vurgu kelimenin sonuna, yani yeni eklenen heceye kayar (kapı > kapıLAR > kapılarımdakILER). Ancak masada, ankaralı, efendilik gibi bazı sözcüklerde olduğu gibi, zaten son hecede olmayan vurgu, vurgulanabilen bir ek gelse bile sona kaymaz.
(-(X)yor, -(y)DI, -(y)miş, -(y)sa, -(y)Im, -(y)in, -(y)iniz, -erek, -ince, -ken, -en, -la vb.) bazı ekler ve enklitikler vurgulanamayan eklerdir. Bu tür ekler kendilerinden önceki hecenin vurgulu kalmasını sağlar veya iki heceli eklerde vurgu ekin kendi üzerine kayar ancak son hecede kalmaz.
Vurgulanamayan eklerin üst üste gelmesi veya olumsuzluk ekinden sonra soru enklitiğinin gelmesi durumunda ana vurgunun yeri değişebilir (BekLEmiyorum ~ BekLEmiyor muyum? gibi örneklerde vurgunun korunduğu görülür).
Doğrudan konuşma diline özgü olan bürünsel özellikler, yazı dilinde doğrudan sesli olarak gösterilemez. Ancak tırnak işareti, eğik yazım, koyu harf, BÜYÜK harf ve harf uzatmaları (çooook) gibi görsel unsurlar bürünsel ögelerin yazıdaki işaretleridir. Noktalama işaretleri de bu işlevi büyük oranda üstlenir.
Söz dizimi açısından Türkçe cümlelerde normal öge dizilişi özne-nesne-yüklem şeklindedir. Konuşma dilinde herhangi bir öge vurgulanabilirken, yazı dilinde yüklemin önü yeni veya önemli bilgiye ayrılmış vurgulu pozisyondur. Vurgulanmak istenen öge bu pozisyona kaydırılır.
Devrik yapılarda bir ögenin başa çekilmesi de vurgu amacıyla kullanılırken, yüklem sonrasındaki pozisyonlar vurgusuz ögelere ayrılmıştır.
Durak, metni oluşturan sözcükler arasında anlamı doğrudan etkileyen kısa aralıklardır. 'Hırsız kadına saldırdı' ile 'Hırsız / kadına saldırdı' örneklerinde görüldüğü gibi durak, Türkçede anlam ayırıcı bir işleve sahiptir ve metnin doğru anlaşılmasını sağlar.
Ton, bir hecedeki titreşim sayısının yüksekliği veya düşüklüğü, yani tiz ya da pes söylenmesidir. Çince gibi dillerde olduğu kadar olmasa da Türkçede de ton anlam ayırıcıdır (Örn: 'efendim' sözcüğünün soru, çağrı veya söze başlama anlamlarına göre farklı tonlarla söylenmesi).
Ezgi ise konuşma zincirinde hece, kök ve ekleri kapsayan ton değişimlerinin tümüdür. Ezgi sayesinde biçimbilgisel ve sözdizimsel olarak bitmiş görünen cümlelerin gerçekten bağımsız mı yoksa bağımlı mı olduğu anlaşılır (Gezdi. / Gezdi mi? / Gezdi mi gideriz. örneklerindeki ezgi değişimleri gibi).