Uygur Türkçesi Metin-1. Uygur Türkçesi metinlerinin incelenmesinde, yazının kendine has zorlukları ve Arap harfli Uygur alfabesinin özelliklerinden dolayı ilk aşamada harf aktarımı yani transliterasyon yapılması zorunludur. Metnin çözümleme aşamaları bu transliterasyon üzerinden yürütülür ve ardından transkripsiyon (yazıçevrim) aşamasına geçilir. İyi Düşünceli Prens ile Kötü Düşünceli Prens (Kalyanamkara et Papamkara) hikâyesi, Budist Uygur edebiyatının en önemli eserlerinden biridir. Metnin ilk bölümlerinde prensin dışarıya gezinti yapmak üzere saraydan ayrılması ve şehir dışındaki manzaralarla karşılaşması anlatılır. Şehir dışında çiftçilerin kuru toprağı sulayıp yaş toprağı ekerken kuşların ve kuzgunların gagalarıyla canlıları topraktan çıkarıp öldürdüğü görülür. Aynı şekilde kuş avcıları, yaban avcıları, balıkçılar, torcular ve tuzakçılar mütemadiyen canlılara zarar vermektedir. Metnin devam eden bölümlerinde halkın çeşit çeşit uğraşları gözler önüne serilir. Kimi insanlar iplik eğirmekte, yün eğirmekte, kendir eğirmekte, bez örüp yün kumaş dokumaktadır; diğer ustalar ise kendi zanaatlarını icra ederek türlü türlü sıkıntılar çekmektedir. Bunun yanı sıra atları ve sığırları başlarına vurarak öldüren, koyun, domuz ve diğer canlıları kesip derilerini yüzen, kan nehri akıtıp et ve kan satan insanlar da vardır. Bu manzaraları gören İyi Düşünceli Prens (Bodisavat Prens), halkın bu kötü işler yaptığını görünce fevkalade kederli ve kaygılı bir hâle bürünür. Prens ağlayarak şehre döner ve durumu babası Maharıt Hükümdarı'na arz eder. Hükümdar babası oğlunun kederli halini görünce sebebini sorar, prens ise gözyaşı dökerek yeryüzündeki bu acımasızlığı ve çekilen zahmetleri dile getirir, halkı bu durumdan nasıl kurtaracaklarını sorgular. İyi Düşünceli Prens, halkın ve yoksulların ıstırabını dindirmek için hazineden sürekli sadaka dağıtır. Gönlünden koptuğu gibi cömertçe dağıtılan yardımlar neticesinde devletin hazinesi, malı ve mülkü tükenme noktasına gelir ve hazinede azıcık bir şey kalır. Baş hazinedar durumu hana bildirerek hazinenin kupkuru kaldığını, malın mülkün tükendiğini ve bu durumun büyük bir kabahate yol açabileceğini söyler. Ancak han, oğlunun gönlünün kırılmamasını, dilediği gibi vermesini buyurur. Vezirler ve komutanlar hana başvurarak devletin ve törenin varlık ve zenginlikle ayakta durduğunu, hazine tükenirse devleti sürdüremeyeceklerini ifade ederler. Han ise oğlunun gönlünü kıramayacağını, hazine görevlilerinin bir müddet başka yere gitmesini söyler. İyi Düşünceli Prens, yeryüzündeki tüm canlıların ıstırabını dindirecek ve hakikate ulaştıracak olan 'Çintemeni İncisi'ni (mükemmel düşünce mücevherini) bulmak üzere okyanusa açılmaya karar verir. Bu istek karşısında anne, baba ve ülke halkı derin bir keder duyarak ona engel olmaya çalışır. Okyanus yolculuğunun beş büyük tehlikesi vardır: Birincisi uyanık balıklar ve canavarlar; ikincisi su renginde gemiyi parçalayan dağlar; üçüncüsü şeytanların gemiyi suya batırması; dördüncüsü büyük girdaplar; beşincisi ise gökyüzünün yarıldığı korkunç fırtınalardır. Tüm bu tehlikelere ve engelleme çabalarına rağmen Prens kararından vazgeçmez. Beş yüz tüccar ve deneyimli kör kılavuz (rehber) ile birlikte hazırlıklarını tamamlayarak okyanusa doğru yola çıkar. Uygur hukuk vesikaları arasında yer alan vasiyetnameler, dönemin sosyal yapısı, aile ilişkileri, mülkiyet ve miras hukuku hakkında somut veriler sunar. Metinlerde 12 hayvanlı Türk takviminin kullanımı dikkat çeker. Aprın Çor Tegin tarafından kaleme alınan ve Türk lirik şiirinin en eski örneği olarak kabul edilen şiir, Maniheist çevrelerde yazılmış aşk konulu bir metindir. Şair, sevgilisini düşünüp kaygılandığını, kavuşmak istediğini ve lirik bir dille duygularını ifade eder. Budist Uygur şiirlerinde ise 'anı teg orunlarta' (öyle yerlerde) redifiyle kurulan, doğa tasvirleri ve manevi huzur arayışını işleyen musammat biçimindeki şiirler, Eski Türk şiirinin estetik ve biçimsel zenginliğini gözler önüne serer.