Uygurca. 19. yüzyılın sonlarından itibaren (1889'dan Birinci Dünya Savaşı'na kadar) Batılı ve Doğu'lu devletler Doğu Türkistan'a yoğun bilimsel ve arkeolojik araştırma gezileri düzenlemeye başlamıştır. Fin, Rus, İngiliz, Alman, Fransız, Japon, İsveçli ve Çinli bilim adamlarının katıldığı bu gezilerin ilki Ruslar tarafından gerçekleştirilmiştir. G. E. Grumm-Grjımajlo ve M. V. Pevtsov başkanlığındaki ilk Rus heyeti 1889-1890 yıllarında bölgeye gitmiştir. Daha sonra Rus arkeolog Klementz 1898'de Turfan yöresinde araştırmalar yapmış, S. S. Oldenburg (1909-1910 ve 1914-1915) ile S. E. Malov da bölgede önemli yazmalar elde etmiştir. İngiliz araştırmacı Aurel Stein, 1900-1901, 1906-1908 ve 1913-1915 tarihlerindeki gezilerinde elde ettiği yazmaları bugün İngiltere'ye taşımıştır. Stein, 1906-1908 yıllarındaki araştırmalarında ünlü 'Bin Buda Mağaraları'nı keşfetmiş ve buradan çıkardığı 24 sandık malzemeyi Londra'ya göndermiştir. Alman Türkologlar A. Grünwedel, A. Huth ve A. von Le Coq ise farklı zamanlarda yaptıkları dört araştırma gezisi sırasında binlerce yazma parçası toplamıştır; kazılar sonucunda toplanan onlarca sandık malzeme Berlin'e nakledilmiştir. Fransa'daki Türkçe Budist yazmaların en büyük bölümü P. Pelliot'nun 1906-1909 yıllarında bulduğu eserlerden oluşmaktadır. Japonya'daki Uygurca yazmalar ise Kont Otani tarafından finanse edilen üç araştırma gezisi (1902-1904, 1908-1909, 1910-1914) sonucunda ele geçirilmiştir. Uygurca yazılı belgelerin toplanmasında en büyük gayreti ve başarıyı Prusya Bilimler Akademisi'nin düzenlediği dört büyük Turfan seferiyle Alman heyetleri göstermiştir. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Çin hükümeti bu talana son vererek eserlerin Pekin'e gönderilmesini kararlaştırmıştır. Turfan ve çevresinde yapılan kazılarda ele geçirilen yazılı belgeler günümüzde Berlin'de Alman Bilimler Akademisi'nde, Leningrad'ta Asya Müzesi'nde, Londra'da British Museum'da, Paris'te Bibliothèque Nationale ve Musée Guimet'de, Stockholm'de Etnografya Müzesi'nde, Pekin'de Çin Akademisi'nde ve Kyoto'da Ryukoku Üniversitesi'nde korunmaktadır. Ayrıca İstanbul'daki kütüphanelerde de azımsanmayacak sayıda Uygurca yazma bulunmaktadır. Tarım bölgesindeki eski kültür merkezlerinde sadece kağıt üzerine yazmalar değil, tahta kalıplarla yapılmış basmalar, manastır yazıtları, duvar resimleri ve çeşitli ev eşyaları da bulunmuştur. Budist Uygur yazılı belgelerinin büyük bir kısmı Çince, Tibetçe, Toharca, Soğdca ve Sanskritçeden yapılmış çevirilerden oluşmaktadır. Bu nedenle ürünlerin özgün nitelikli olmadığını düşünen bilginler varsa da, çeviri eserlerde genişletme ve eklemelere gidilerek metinlerin daha anlaşılır kılınmaya çalışıldığı görülmektedir. Çevirilerin yanında az sayıda özgün (telif) eser de mevcuttur. Budist Uygurlardan kalan yazma ve basma eserler pustaka formatında, Çin kitap tomarı tarzında ve katlama kitap biçimlerinde hazırlanmıştır. Yazmalar kâğıt üzerine fırça veya kalemle, siyah mürekkeple yazılmış; Buda ve bodhisattva gibi dinî terimler ise kırmızı mürekkeple belirtilmiştir. Budist Uygurlardan kalan avadana ve jataka öyküleri, Buda ve bodhisattvaların başından geçen olayları anlatarak rahip olmamakla birlikte Budizmi kabul eden halka dinsel coşku vermek amacıyla kaleme alınmıştır. Toharcadan genişletmelerle Uygurcaya çevrilen Maîtreyimit (Ma tr s m t), körünç yani 'görülecek şey, sahne eseri' olarak yazılmış ilk temsili eserlerden biridir. Karşılıklı konuşma hâlinde yazılan bu eser, 27 bölüm (ülüş), bir giriş (yükünç) ve 28 fasıldan ibarettir. Ma tr s m t gibi sahneye konulmak üzere yazılmış bir diğer önemli eser ise Kalyanamkara et Papamkara (İyi Düşünceli Prensle Kötü Düşünceli Prens) öyküsüdür. Budist Uygur sahasında Buda vaazlarını konu alan sutralar (sudur) yazılmıştır; Nirvanasutra, Maytrisudur, Saddharma-pundarika sutra ve Suvarnaprabhasa sutra bunların başında gelir. Bunlar içinde en önemlisi S. E. Malov'un bulduğu, Beşbalıklı Şıngko Seli Tutung tarafından Çinceden tercüme edilen Suvarnaprabhasa sutra, yani Altun Yaruk'tur. Leningrad'da eksiksiz bir nüshası bulunan bu dev eser 10 kitap ve 31 bölümden oluşmaktadır. Ayrıca Mahayana mezhebine ait Bodhisattva Avalokitesvara başlıklı 25. bölüm olan Kuan-şi-im Pusar ve Çinceden çevrilmiş uydurma (apocryphal) bir sutra olan Sekiz Yükmek de edebiyatta önemli yer tutar. Budist Uygur edebiyatı içerisinde tövbe duaları ve dharani (darnı) adı verilen büyü formüllerinin yazıldığı metinler de bulunmaktadır. Düzyazı (nesir) ürünlerinin yanı sıra şir (manzum) türünde özgün yaratılar da yer alır. Bu şiirlerin en belirgin özelliği ön uyak (alliterasyon) barındırmasıdır; bazı şiirlerde ise ön uyağın yanı sıra son uyak ve hece ölçüsü de görülmektedir. Bu manzum ürünler R. Rahmetî Arat'ın 'Eski Türk Şiiri' adlı eserinde ve P. Zeme'nin çalışmalarında kapsamlı bir şekilde bir araya getirilmiştir. 762 yılında Manheizmin devlet dini olarak kabul edilişinden 840 yılındaki Doğu Türkistan göçüne kadar geçen 80 yıllık bozkır döneminde Manheist Uygur edebiyatının ilk ürünleri verilmiştir. Manheist Uygurlardan kalan metinler küçük boyutlu yazmalardır ve titizlikle kaleme alınmıştır; noktalama işaretlerinin kullanımı bakımından Budist metinlerden kolayca ayırt edilebilirler. Bu edebiyatın ürünleri arasında öyküler, dinî kuralları anlatan metinler, bir Mani manastırı yönetmeliği, tövbe duaları, ilahiler ve ön-son uyaklı başarılı şiir örnekleri yer almaktadır. Mani'nin yazdığı yedi kitaptan birinin Uygurcası olduğu sanılan İki Yıltız Nom (İki Kök Kitabı) ve günah çıkartarak tövbe etmek için hazırlanan Huastvanift bu dönemin en önemli metinlerindendir. Koço ve Dunhuang çevresinde bulunan Huastvanift yazmaları Mani ve Uygur alfabesiyle yazılmış olup Soğdcadan çevrilmiştir. Metinler üzerinde F. W. K. Müller, A. von Le Coq ve P. Zeme gibi isimler kapsamlı çalışmalar yapmıştır. Ayrıca Berlin Turfan koleksiyonundaki metinlerin dijital ortama aktarılması projesi (VATEC) kapsamında Huastvanift fragmanları da dijitalleştirilmiştir. Eski Türkler arasında az sayıda da olsa Hristiyanlığın Nesturî mezhebine inananlar da çıkmıştır; Turfan buluntuları arasında Yakubos İncili'nden kalma metinler ve Aziz Georg'un acılarını anlatan Süryani ve Uygur alfabeli metinler tespit edilmiştir. Yazılı belgeler arasında borç alıp-verme, alım-satım, kiralama, rehın, evlat edinme ve vakıf vesikaları ile vasiyetname konularını içeren hukuk belgeleri de oldukça fazladır. Gökbilim, takvim, yıldız falı, sihir, sağlık bilgisi, fal ve muska kitapları konusunda da Uygurca metinler üretilmiştir. Bunlar arasında Maniheist çevrede yazıldığı sanılan ve Türk-runik harfleriyle kaleme alınmış olan Irk Bitg (Fal Kitabı) son derece büyük önem taşımaktadır. Orhun ve Uygur Türkçeleri, Karahanlı Türkçesi ile birlikte 13. yüzyıla kadar Türk dünyasının doğu kolunda oluşmuş iki ayrı yazı dili olan Eski Türkçe dönemi içinde değerlendirilir. Orhun Türkçesinin devamı niteliğinde olan Uygur Türkçesi, coğrafya, zaman ve farklı boy ağızları nedeniyle bazı ses bilgisi, biçim bilgisi ve söz varlığı farkları ortaya koymuştur. 10. yüzyıl İslâm coğrafyacısı İstahrî, Mesâlikü'l-memâlik adlı eserinde Türk boylarının dillerinin bir olduğunu ancak birbirlerinin konuşmalarını anlasalar bile bazı dilsel farklılıklar barındırdıklarını belirtmiştir. Orhun ve Uygur Türkçeleri arasındaki temel ses farklarından biri, Orhun Türkçesindeki palatal /ń/ (n͡y) birleşik sesinin Uygurcada 'y' ağzında /y/, 'n' ağzında ise /n/'ye dönüşmesidir (örneğin Orhun Türkçesindeki ańıg ve koń sözcükleri Uygurcada ayıġ/anıġ ve koy/kon olmuştur). Budist metinlerin büyük kısmı 'y' ağzıyla, Mani metinlerinin bir kısmı ise 'n' ağzıyla yazılmıştır. Diğer bir ses kuralı ise Orhun Türkçesindeki söz başı b- sesinin, söz içi /n/ veya /ŋ/ varlığında m- sesine dönüşerek Uygurcada m- olarak kalmasıdır (örn. ben ~ men, buŋ ~ muŋ). Ayrıca Orhun Türkçesindeki söz içi ve söz sonu -b-, -b sesleri Uygurcada -w-, -w'ye dönüşmüştür (örn. sebintür- > sew-, sab > saw, sub > suw). Morfolojik olarak, Orhun Türkçesinde gelecek zaman çekimi -DAçI, -çI ve -sIK ekleriyle yapılırken, Uygurcada bu eklerin yanı sıra -GAy eki görülmeye başlanmıştır. Ayrılma (çıkma) durumu eki Orhun Türkçesinde +DA iken, Uygurcada bulunma ekinin yanı sıra bu işlevi +DIn eki devralmıştır. İlgi hâli eki ise Orhun Türkçesinde +Iŋ / +nIŋ iken Uygurcada ünlü veya ünsüzle biten sözlerden sonra genel olarak +nIŋ olmuştur. Orhun yazıtlarında bile farklı ağız özellikleri görülmektedir; örneğin Tonyukuk yazıtında 1. tekil şahıs zamiri ben ve b-li ekler tercih edilirken, Köl Tegin ve Bilge Kağan yazıtlarında men ve m-li ekler tercih edilmiştir. Tonyukuk yazıtındaki bu kullanımlar, Türk dilindeki e ~ i sorunumuzun o dönemden başlamış olduğunun açık bir göstergesidir.