Uygulamadan Örnekler. İnsani lojistiğin kendine özgü talep ve tedarik yapısı vardır ve bu yönüyle klasik ticari lojistik uygulamalarından keskin bir biçimde ayrılmaktadır. Klasik lojistikte temel amaçlar maliyetlerin azaltılması, karın artırılması, pazar payının genişletilmesi ve iş gücünün en verimli şekilde kullanılması üzerine kuruludur. İnsani lojistikte ise en birincil ve vazgeçilmez amaç, afetlerden etkilenen ve desteğe ihtiyaç duyan insanların acil gereksinimlerini en hızlı şekilde karşılamaktır. Finansal hedefler ve maliyet optimizasyonu bu temel amacın önüne geçemez. İnsani lojistiği zorlaştıran en büyük etkenlerden biri, çok büyük afetlerin nadiren gerçekleşmesi ancak meydana geldiklerinde çok geniş kitleleri etkilemesidir. Afet sonrasında aniden ortaya çıkan devasa miktardaki acil yardım malzemesi talebinin ne zaman, nerede ve ne ölçüde oluşacağını önceden tahmin etmek neredeyse imkansızdır. Ayrıca, afetin yıkıcı etkisiyle bölgedeki iletişim altyapısı çökmekte ve ulaşım yolları hasar görmektedir. Bu durum, sağlıklı bilgi akışını engelleyerek lojistik planlama yapmayı son derece güçleştirmektedir. Afetlerin gerçekleşme sıklığı ile ortaya çıkardığı afetzede sayısı arasında doğrudan bir doğrusal ilişki bulunmamaktadır. Türkiye'nin son elli yıllık afet verileri incelendiğinde bu durum net bir şekilde görülmektedir. Ülkemizde en sık yaşanan afet türü heyelan olmasına rağmen, en fazla afetzede üreten afet türü depremler olmuştur. Bu dengesiz yapı, insani lojistik operasyonlarının esnek, dinamik ve her an en kötü senaryoya hazırlıklı olacak şekilde tasarlanmasını zorunlu kılmaktadır. Türkiye'de faaliyet gösteren bir insani yardım kuruluşunun afet sonrası müdahalede etkinliği artırmak amacıyla yürüttüğü çalışmalar, yer seçimi kararlarının önemini ortaya koymaktadır. Kurum, Türkiye genelinde 33 farklı noktada konumlandırdığı afet yönetim merkezleri aracılığıyla faaliyetlerini yürütmektedir. Kurumun operasyonel hedefi, olası bir afet durumunda en geç 2 saat içerisinde afetin gerçekleştiği bölgeye ulaşabilmektir. İlk 2 saatlik müdahale, afetzedelerin psikolojik olarak yalnız hissetmemeleri ve acil ihtiyaçların yerinde hızlıca tespiti açısından kritik öneme sahiptir. Kurum, afet yönetim merkezlerinde görev yapan öncü ekiplerin saatte ortalama 90 km hızla hareket edeceğini öngörmektedir. Bu doğrultuda, 2 saatlik süre sınırı kuş uçuşu ve karayolu erişimi hesaba katılarak en fazla 180 km'lik bir kapsama yarıçapına karşılık gelmektedir. Dolayısıyla, her yerleşim biriminin en fazla 180 km yakınında bir afet yönetim merkezinin bulunması hedeflenmektedir. Bu durum, yöneylem araştırması literatüründe 'Maksimum Kapsama Problemi' olarak tanımlanmaktadır. Mevcut durumda 33 afet yönetim merkezi ile Türkiye nüfusunun %91,42'sine 2 saat içerisinde ulaşılabilirken, yapılan matematiksel modelleme ve eniyileme çalışmalarıyla bu oranın çok daha yukarı çekilebileceği görülmüştür. 81 il ve ilçelerinin nüfus, uzaklık ve geçmiş afet verileri kullanılarak yapılan optimizasyon sonucunda, 33 merkezin lokasyonları en iyi şekilde yeniden belirlendiğinde kapsama oranının %99,79'a yükseldiği tespit edilmiştir. Ayrıca, sadece tek bir merkez açılacak olsaydı, nüfus yoğunluğu ve aktif fay hatlarına yakınlığı nedeniyle en stratejik noktanın Kocaeli olacağı ve tek başına ülke nüfusunun %25,21'ini kapsayabileceği hesaplanmıştır. Geri dönüşüm sektörü, hem ekonomik kazanımlar hem de çevre sağlığının korunması açısından modern dünyada kritik bir rol oynamaktadır. İlkel yöntemler olan atık yakma veya toprağa gömme yerine, modern geri dönüşüm uygulamalarıyla atıklar ekonomiye kazandırılmaktadır. Evsel atıklar (cam, kağıt, plastik, naylon, metal, karton vb.), sanayi atıklarının aksine ağır metaller ve zehirli maddeler içermediğinden geri kazanım oranı çok daha yüksek olan değerli kaynaklardır. İncelenen geri dönüşüm firması, bir il çapında 5 mahalleden evsel atıkları toplayarak geri dönüşüm tesisine getirmektedir. Firmanın elinde 2 adet 1.5 tonluk ve 1 adet 2 tonluk kamyon bulunmaktadır. Başlangıçta bilimsel yöntemler kullanılmadan, sezgisel ve plansız şekilde yürütülen atık toplama süreci yüksek maliyetlere yol açmaktaydı. Araçların sokakları hangi sıra ile dolaşacağı, sokakların trafik akış yönleri ve demografik yapıya göre ürettikleri tahmini atık miktarları analiz edilerek problem 'Kapasiteli Araç Rotalama Problemi' (KARP) olarak modellenmiştir. Problemin çözümü için literatürde yaygın olarak kullanılan Clarke & Wright Sezgisel Yöntemi uygulanmış ve elde edilen çözümleri daha da iyileştirmek amacıyla 3-Opt Sezgisel Yöntemi kullanılmıştır. İlk olarak pilot seçilen bir mahallede uygulanan bu yöntemle, araçların katettiği mesafe 17 km'den 9 km'ye düşürülerek %47'lik bir azalma sağlanmıştır. Yöntem diğer 3 mahalleye de uygulanarak toplamda yıllık 588 litre yakıt tasarrufu elde edilmiştir. Bu tasarruf, doğaya salınacak olan 1588 kg karbon emisyonunun önüne geçerek hem ekonomik hem de çevresel açıdan büyük bir başarı sağlamıştır. Türkiye genelinde ev ve iş yerlerine alarm sistemleri kuran, bakım-onarım ve yönlendirme hizmeti sunan bir özel güvenlik şirketi, operasyonlarını 81 ile yaymayı hedeflemektedir. Şirketin amacı; hizmet merkezlerinin konumlarını belirlemek, her ilin servis ekibini en fazla çalışma süresi sınırı içinde kalacak şekilde bir merkeze bağlamak, gerekli ekip sayısını ve ekiplerin katedeceği toplam mesafeyi en aza indirmektir. Bu karmaşık problem yapısı, literatürde 'Yer Seçimi ve Kapasiteli Araç Rotalama Problemi' (YS-KAR) olarak adlandırılır. YS-KAR problemleri, doğası gereği çözümü son derece zor ve zaman alıcı olan NP-zor sınıfı problemlerdir. Bu nedenle, kabul edilebilir sürede iyi sonuçlar üretebilmek için sezgisel yöntemlere başvurulmuştur. Çalışmada iki farklı gruplama yaklaşımı test edilmiştir. Birinci yöntemde, merkezler ile hizmet verilen iller arasındaki toplam ulaşım süresini en aza indirmeyi amaçlayan 'p-ortanca' modeli çözülmüştür. İkinci yöntemde ise önce iller arasındaki ulaşım süresini en aza indirmek için 'eşleme problemi' çözülerek 38 ayrı şehir grubu oluşturulmuş, ardından bu gruplar üzerinden p-ortanca modeli çalıştırılmıştır. Elde edilen sonuçlar mevcut durumla karşılaştırıldığında ciddi kazanımlar gözlenmiştir. Mevcut yapıda 234 ekiple yürütülen operasyonlar, geliştirilen modeller sayesinde 222 ekiple yürütülebilir hale gelmiştir. Ayrıca, ekiplerin katettiği aylık toplam mesafe 238.000 km'den p-ortanca modeline göre 227.000 km'ye düşürülmüştür. Kilometre başına 0.25 TL olan yakıt maliyeti dikkate alındığında, aylık ulaşım maliyeti 59.500 TL'den 56.750 TL'ye indirilerek hizmet kalitesi düşürülmeden yüksek oranda tasarruf sağlanmıştır.