Fred Fiedler, durumsal liderlik modelindeki uygun liderlik tarzı sütununda yer alan sekiz kategorinin her biri için ilişki odaklı ve görev odaklı yaklaşımları karşılaştırmak üzere tam 1.200 grubu incelemiştir.
Alman sosyolog Max Weber, karizmatik liderlikle ilgili çalışmaların temelini atarak karizmayı bireyi sıradan insanlardan ayıran doğaüstü veya istisnai güçler olarak tanımlamış ve karizmatik, feodal ve bürokratik olmak üzere üç ideal tip öne sürmüştür.
Conger ve Kanungo (1998), karizmatik liderlerin vizyon ve ifadesi, çevreye duyarlılık, izleyicilerin ihtiyaçlarına duyarlılık, kişisel risk alma ve alışılmışın dışında davranış sergileme olmak üzere beş temel niteliğe sahip olduğunu belirtmiştir.
Harvard Business Review'da yayınlanan bir makalede, Ernst&Young CEO'su Jim Turley, toplantılarda kadınların yorumlarını dikkate almayıp dördüncü kez konuşan erkeğin fikrini onayladığı anı üzerinden bilinçsiz önyargıların liderlik üzerindeki etkisini 'aydınlanma anı' olarak anlatmıştır.
Abraham Maslow tarafından 1954 yılında geliştirilen bu kuram, insanları motive eden ihtiyaçların fizyolojik, güvenlik, sosyal, saygınlık ve kendini gerçekleştirme şeklinde beş basamaklı hiyerarşik bir düzende bulunduğunu savunur.
Douglas McGregor, yöneticilerin insan doğasına ilişkin inançlarını ikiye ayırmıştır; ortalama insanın çalışmayı sevmediğini savunan 'Teori X' ile işin dinlenme kadar doğal olduğunu ve kişinin kendini yönetebileceğini savunan 'Teori Y' yaklaşımlarını geliştirmiştir.
Frederick Herzberg, çalışanların işlerinde iyi hissettikleri durumları işin kendisi ve başarı gibi 'Motivasyon Faktörleri' ile bağlarken; kötü hissettikleri durumları ücret ve çalışma koşulları gibi 'Hijyen Faktörler' olarak iki gruba ayırmıştır.
Viktor Vroom tarafından geliştirilen bekleyiş kuramı, bireyin çabasını ve motivasyonunu 'Motivasyon = Valens x Bekleyiş' formülüyle açıklamakta; ödülün arzu edilme derecesi ile ödüllendirilme olasılığının çarpımına dayanmaktadır.
J. Stacy Adams tarafından geliştirilen bu kuram, çalışanların iş ilişkilerinde elde ettikleri çıktılar (ücret, terfi) ile işe verdikleri girdileri (çaba, deneyim) karşılaştırarak algıladıkları adalet veya eşitsizlik durumunun motivasyonlarını doğrudan etkilediğini öne sürer.