Bilgi yönetiminin kuramsal kökenleri, 1970'li yıllarda Peter Drucker ve Paul Strassman'ın bilgi ve enformasyonu geleneksel kaynakların ötesinde stratejik birer örgütsel varlık olarak konumlandıran öncü çalışmalarıyla başlamıştır.
Peter Senge'nin 1990 yılında yayımlanan 'The Fifth Discipline' (Beşinci Disiplin) eseri, öğrenen organizasyon kavramını beş temel disiplin (kişisel ustalık, zihinsel modeller, paylaşılan vizyon, takım halinde öğrenme, sistem düşüncesi) çerçevesinde popülerleştirmiştir.
Bu eser, örgütlerin sadece operasyonel hataları düzeltmekle kalmayıp, kurumsal normları ve varsayımları sorgulayarak nasıl köklü bir değişim ve öğrenme gerçekleştirebileceğini teorileştirmiştir.
1970'lerin sonlarında Everett Rogers ve Thomas Allen tarafından yürütülen bilgi ve teknoloji transferi araştırmaları, bilginin örgütler arasında ve içinde nasıl yayıldığını açıklayarak modern bilgi yönetiminin iletişim boyutuna ışık tutmuştur.
1980'li yıllarda Drucker, Matsuda ve Sveiby'nin çalışmaları, fiziksel emek yerine zihinsel gücüyle değer üreten 'bilgi çalışanı' (knowledge worker) kavramını öne çıkararak iş dünyasında yeni bir istihdam paradigması başlatmıştır.
Nonaka tarafından geliştirilen SECI modeli; Sosyalizasyon, Dışsallaştırma, Birleştirme ve İçselleştirme adımlarından oluşur ve örgütlerde inovasyonun sürekli bir sarmal halinde nasıl üretildiğini gösteren en popüler modeldir.
Hajric (2018) ve Saito (2015) çalışmalarına göre bilgi yönetimi; yönetim bilimi, bilgisayar bilimi, psikoloji, kütüphanecilik, enformasyon bilimi, örgüt bilimi ve sosyal bilimler gibi birçok farklı disiplinden beslenen karma bir alandır.