Sosyolog George Ritzer, fast food sektörünün verimlilik, hesaplanabilirlik, öngörülebilirlik ve kontrol ilkelerinin modern toplumsal yaşamın tüm alanlarına yayılmasını ve toplumu tekdüzeleştirmesini bu kavramla açıklamıştır.
Robertson, küreselleşmenin yerel kültürleri tamamen yok etmediğini, aksine küresel olanın yerel bağlama uyarlanarak 'yerelleşmiş küreselleşme' (glokalizasyon) şeklinde yeni melez formlar ürettiğini savunmuştur.
Türkiye'de sosyoloji, antropoloji ve göç çalışmaları ekseninde gelişen kültürlerarası iletişim alanı, ilk kez 1966 yılında üniversitelerde bağımsız bir ders olarak okutulmaya başlanmıştır.
Kültür kelimesini tanımlanması en zor kavramlardan biri olarak nitelendiren Williams, kavramın bilimsel, toplumsal ve tarihsel derinliğinin tek bir tanıma sığdırılamayacak kadar geniş olduğunu belirtmiştir.
İngiliz kültürel kuramcı Stuart Hall, medyanın toplumsal grupları temsil ederken belirli kodlar, imgeler ve anlatılar kullanarak kimlerin 'normal' kimlerin 'öteki' olduğunu belirlediğini savunmuştur.
Smith, etnisiteyi diğer topluluklardan ayıran kolektif isim, ortak soy miti, ortak tarih, özel kültür, toprak bağı ve dayanışma duygusu olmak üzere 6 somut özelliği 'Ethnosymbolism' bağlamında formüle etmiştir.
Türkiye medyasında Romanlar genellikle kültürel üretimleri veya başarılarıyla yer almazlar; sadece suç haberlerinde veya eğitimsiz olmaları yönüyle sunularak görünmezlik ve stereotipleştirmeye maruz kalırlar.
Güney Kore kökenli pop müzik gruplarının (K-Pop) dijital medya kanallarıyla dünya çapında milyonlarca gence ulaşması, kültürel ürünlerin coğrafi sınırları aşarak küresel ölçekte nasıl tüketildiğinin güncel bir kanıtıdır.