Amerika Birleşik Devletleri'nde 1947 yılında toplanan Hutchins Komisyonu (Basın Özgürlüğü Komisyonu), yayınladığı raporla Sosyal Sorumluluk Teorisi'nin temellerini atmıştır. Rapor, medyanın sınırsız ticari özgürlüğünün toplumsal yozlaşmaya yol açabileceğini vurgulamıştır.
Beyannamenin 19. maddesi, herkesin bilgi ve fikirleri her türlü araçla arama, edinme ve yayma hakkını (ifade özgürlüğü) güvence altına alır. Bu madde, özellikle Gelişme Aracı Teorisi ve Liberal Teori gibi medya yaklaşımlarının hukuki meşruiyet zeminini oluşturur.
1917 yılında gerçekleşen Bolşevik Rus Devrimi'nin ardından Komünist Parti, basını tamamen kontrolü altına almıştır. Bu tarihi gelişme, medyanın devlet eliyle toplumu dönüştürme ve eğitme aracı olarak kullanıldığı Totaliter Medya Teorisi'nin doğuşuna yol açmıştır.
The Walt Disney Company; Pixar ve Marvel aracılığıyla içerik üretir, Disney+ platformuyla bu içerikleri dağıtır ve ABC gibi televizyon kanallarıyla yayınlar. Bu yapı, üretimden dağıtıma tüm süreçlerin tek elde toplandığı dikey tekelleşmenin en somut küresel örneğidir.
Türkiye'de TRT hem devlet bütçesinden pay almakta hem de özel sektör reklam gelirlerinden beslenmektedir. Anadolu Ajansı (AA) ise devlet destekli olup abonelerine haber satarak gelir elde eder. Bu iki kurum, kamu ve özel finansmanı birleştiren karma mülkiyet yapısının Türkiye'deki en net örnekleridir.
Türkiye'de Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), 2019 yılında yapılan yasal düzenlemeyle internet tabanlı yayınları (Netflix, BluTV vb.) denetleme ve lisanslama yetkisine kavuşmuştur. Bu durum, devletlerin dijital medya sistemleri üzerindeki hukuki denetim çabalarının somut bir göstergesidir.
İsrail hükümetinin, Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım Ajansı'nın (UNRWA) çalışmalarını engellemek amacıyla Google reklamları satın alarak bağış kanallarını manipüle etmeye çalışması, dijital algoritmaların ve reklamların siyasi bir silah olarak kullanılmasının somut bir örneğidir.
1980'li yıllardan itibaren dünya genelinde uygulamaya konulan neo-liberal politikalar, kamu yayıncılığı tekellerinin kırılmasına ve özel ticari yayıncılığın hızla yükselmesine neden olmuştur. Bu süreç, medyanın bir kamu hizmetinden ziyade karlı bir endüstriye dönüşmesini tetiklemiştir.