Fritz Heider, 1958 yılında yayımladığı çalışmalarla insanların sosyal dünyayı anlamlandırmak için tıpkı amatör birer bilim insanı gibi çalıştıklarını ve nedenleri içsel ya da dışsal olarak sınıflandırdıklarını ortaya koymuştur.
Kelley, insanların atıf yaparken bir sonucun ancak belirli bir neden mevcutken ortaya çıkıp çıkmadığını test ettiklerini savunmuş ve bu süreci uzlaşma, tutarlılık ve farklılık veri setleriyle açıklamıştır.
1965 yılında geliştirilen bu kuram, gözlemcilerin bir davranışın arkasındaki niyetleri çözümlerken özellikle toplumsal olarak onaylanmayan ve özgür iradeyle seçilmiş sıra dışı eylemlere odaklandıklarını gösterir.
Weiner 1979'da, öğrencilerin başarı ve başarısızlıklarını yetenek, çaba, işin zorluğu ve şans olmak üzere dört temel nedensel faktöre yüklediklerini ve bu yüklemelerin gelecekteki motivasyonlarını doğrudan belirlediğini kanıtlamıştır.
Araştırmacılar katılımcılara adrenalin enjekte ederek yaptıkları ünlü deneyde, fizyolojik uyarılmanın tek başına duygu yaratmadığını, duygunun oluşması için bireyin içinde bulunduğu sosyal çevreye bakarak bu uyarılmayı bilişsel olarak etiketlemesi gerektiğini göstermişlerdir.
Gouldner 1960 yılında yayımladığı makalede, tüm insan toplumlarında geçerli olan evrensel bir norm olarak karşılıklılık ilkesini tanımlamış; insanların kendilerine yardım edenlere yardım etmesi ve zarar vermemesi gerektiğini ortaya koymuştur.
Darwin'in evrim kuramına göre, çevreye uyum sağlamayı ve hayatta kalmayı kolaylaştıran fiziksel ve davranışsal özellikler genetik yollarla sonraki nesillere aktarılır; sosyal psikolojideki evrimsel yaklaşım da insan davranışlarını bu kökenle açıklar.