← Ünite 7

Ünite 7: Meslek Hastalıları — Konu Anlatımı

1Giriş ve İş Sağlığı Kavramı

Son yüzyılda yaşanan baş döndürücü teknolojik ve sosyal gelişmeler, insan hayatının her alanını derinden etkilemiştir. Bu değişimle birlikte toplumların sağlık anlayışı da evrilmiş ve yeni tanımlar literatüre girmiştir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) sağlığı; sadece hastalık ve sakatlığın olmayışı değil, kişinin bedensel, ruhsal ve toplumsal yönlerden tam bir iyilik hâli olarak tanımlamaktadır. Bu vizyoner sağlık tanımı, modern iş yeri güvenliği ve işçi sağlığı yaklaşımlarının da temelini oluşturmaktadır.

Geçmişte fabrikalarda hiçbir koruyucu tedbir almadan kendi günlük elbiseleriyle çalışan işçilerin varlığı olağan karşılanırken, günümüzde işçi sağlığı disiplini büyük bir gelişim göstermiştir. İş ve işçi sağlığı hizmetlerinin temel amacı; tüm çalışanların sağlıklı ve güvenli bir ortamda çalışmalarını sürdürmelerini sağlamak, onları çalışma ortamından kaynaklanabilecek her türlü risk ve zarardan korumak, çalışanın fizyolojik ve psikolojik kapasitesine uygun işlerde istihdam edilmesini temin etmektir. Bu yaklaşım, iş sağlığının altın kuralı olan 'işe uygun insan, insana uygun iş' ilkesiyle özetlenmektedir.

Gelişen sanayi ve üretim teknolojileri, yeni iş alanları yaratırken çalışanların karşılaştığı fiziksel, kimyasal, biyolojik ve psikolojik risk faktörlerini de dramatik şekilde artırmıştır. Günümüzde çalışma ortamlarında aktif olarak kullanılan 100.000'den fazla kimyasal madde bulunmakta ve bu maddelerin 700'den fazlası doğrudan kanserojen etkiye sahip olarak sınıflandırılmaktadır. Ayrıca, 200'den fazla biyolojik risk etmeni ve 20'den fazla ergonomik sorun çalışanların sağlığını her an tehdit etmektedir. Tüm bu risklerin bir araya gelmesi, meslek hastalıkları olgusunu kaçınılmaz kılmakta ve bu hastalıkların doğru tanımlanmasını zorunlu hale getirmektedir.

2Meslek Hastalığı ve İşle İlgili Hastalık Ayrımı

Meslek hastalıkları ile işle ilgili hastalıklar (work-related diseases) sıklıkla birbirine karıştırılan ancak hem tıbbi hem de yasal açıdan kesin sınırlarla ayrılması gereken iki farklı kavramdır. Meslek hastalığı; bir iş yerinde çalışan kişinin yaptığı işin niteliğinden veya iş ortamından kaynaklanan, sürekli tekrarlanan bir sebeple uğradığı geçici veya sürekli hastalık, bedensel veya ruhsal özürlülük hâlleridir. Meslek hastalığının etiyolojisi (nedeni) nettir, genellikle tek bir spesifik etkene bağlıdır ve bu etken doğrudan iş yerindedir.

Buna karşılık, işle ilgili hastalıklar çok etkenli (multi-faktöriyel) bir yapıya sahiptir. Bu hastalıkların ortaya çıkmasında ve ilerlemesinde çalışma ortamı ve çalışma şekli önemli birer faktör olmakla birlikte, hastalığa yol açan etkenin mutlaka iş yerinde bulunması zorunlu değildir. İşle ilgili hastalıklarda iş yeri ortamındaki olumsuz faktörler, hastalığın doğrudan nedeni olmasalar bile, hastalığın seyrini değiştirebilir, ağırlaştırabilir, alevlendirebilir veya çalışanın kapasitesini azaltabilir. İşle ilgili hastalıklar genel toplumda da en az işçiler kadar sık görülür.

Bu ayrımın en somut örneği akciğer kanseri vakalarında görülür. Akciğer kanserine yol açan birçok mesleki kimyasal toksinin bulunduğu bir iş yerinde çalışan bir işçinin aynı zamanda sigara içiyor olması, durumun karmaşıklığını artırır. Bu tür vakalarda meslek hastalığı ile işle ilgili hastalık ayrımını yapmak oldukça zordur. Bu kavram kargaşası, son yıllarda mahkemelerde işveren ve çalışan arasında ciddi yasal uyuşmazlıklara ve dava dosyalarının birikmesine yol açmaktadır. Bu nedenle iki kavramın yasal ve tıbbi sınırlarının net çizilmesi elzemdir.

3Meslek Hastalıklarının Tarihsel Gelişimi

İnsanlık tarihi boyunca meslekler geliştikçe, işe bağlı sağlık sorunları da kendini göstermeye başlamıştır. Tarihte ilk olarak Romalı yazar Pliny (MS 23-79), tehlikeli tozlara maruz kalan işçilerin kendilerini korumaları için hayvan mesanesinden yapılan maskeler kullanmalarını önermiştir. İkinci yüzyılda yaşamış olan ünlü hekim Galen ise madencilerin karşılaştığı solunum yolu hastalıkları ve bakır ocaklarındaki asit buharlarının zararları hakkında önemli bilgiler vermiştir.

Orta Çağ ve Rönesans döneminde meslek hastalıkları üzerine daha sistematik çalışmalar yapılmıştır. Georgius Agricola (1494-1555), madenlerdeki radon gazı ile akciğer kanseri ilişkisini ve tozlu ortamların pnömokonyoz gelişimindeki rolünü inceleyerek korunma yöntemleri önermiştir. Paracelsus (1493-1541), madenci hastalıkları üzerine üç ciltlik kapsamlı bir eser kaleme almıştır. 17. yüzyılda Bernardino Ramazzini (1633-1714) ise 'De Morbis Artificium Diatriba' (Çalışanların Hastalıkları) adlı eseriyle iş sağlığının babası kabul edilmiş ve hekimlere hastalarına 'Ne iş yapıyorsunuz?' sorusunu sormalarını öğütlemiştir.

Türkiye'de iş sağlığına yönelik ilk yasal düzenleme 1865 yılında yürürlüğe giren Dilaver Paşa Nizamnamesi'dir. Bunu, 1869 tarihli Maaddin Nizamnamesi takip etmiş ve iş kazalarında tazminat hakkı ilk kez tanımlanmıştır. Cumhuriyet dönemiyle birlikte çalışmalar hız kazanmış; 1921 yılında çıkarılan 114 ve 151 sayılı kanunlarla Ereğli kömür havzasındaki işçilerin hakları korunmuştur. Ardından 1930 tarihli Umumi Hıfzıssıhha Kanunu, 1936 tarihli 3008 sayılı İş Kanunu ve nihayet günümüzde yürürlükte olan 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile yasal çerçeve olgunlaştırılmıştır.

4Meslek Hastalıklarında Tanı Kriterleri ve Yasal Süreçler

Bir hastalığa meslek hastalığı tanısı konulabilmesi için belirli temel özelliklerin bir arada bulunması gerekir. Bu özellikler; hastalığın kendine özgü bir klinik tablosunun olması, şüphelerden arındırılmış net bir etkenin varlığı, bu etkenin veya metabolitinin iş yeri ortamında ve çalışanın biyolojik numunelerinde saptanması, hastalığın deneysel olarak da gösterilebilmesi ve aynı işi yapan çalışanlar arasında görülme sıklığının (insidansının) yüksek olmasıdır.

Tanı sürecinde multidisipliner bir yaklaşım uygulanır. Klinik değerlendirmede detaylı bir iş öyküsü (anamnez), fizik muayene ve fizyolojik-psikolojik testler yapılır. Laboratuvar aşamasında ise radyolojik, biyokimyasal ve patolojik incelemelerden yararlanılır. En kritik aşama, hastalık ile meslek arasındaki nedensellik ilişkisinin kurulmasıdır. Bunun için çalışanın geçmişte çalıştığı tüm işler, iş yerindeki ortam analizleri, diğer çalışanların sağlık raporları ve hastanın iş dışı alışkanlıkları titizlikle incelenir.

Yasal tanı sürecinde iki önemli kavram öne çıkar: 'Yükümlülük Süresi' ve 'Maruziyet Süresi'. Yükümlülük süresi, zararlı mesleki etkenin sona ermesi ile hastalığın ortaya çıkması arasında geçebilecek kabul edilebilir en uzun süreyi ifade eder. Maruziyet süresi ise, zararlı etkenle temasın başlamasından itibaren hastalık belirtilerinin ortaya çıkabilmesi için gereken en az süredir. Örneğin, ülkemizde pnömokonyozun meslek hastalığı sayılabilmesi için çalışanın tozlu işlerde en az 3 yıl çalışmış olması yasal bir ön koşuldur. Tanı konulduktan sonra durumun yetkili makamlara bildirilmesi yasal bir zorunluluktur.

5Meslek Hastalıklarından Korunma Yöntemleri

Meslek hastalıkları, doğası gereği %100 önlenebilir hastalıklardır. Korunma stratejileri; sağlıkla ilişkili, eğitimle ilişkili ve teknikle ilişkili olmak üzere üç temel başlık altında toplanır. Sağlıkla ilişkili yöntemler; işe giriş muayeneleri, belirli aralıklarla yapılan periyodik muayeneler, gerekli biyokimyasal ve radyolojik taramalar ile çalışanların sağlıklı beslenmesinin desteklenmesini kapsar. Eğitimle ilişkili yöntemler ise çalışanlara maruz kaldıkları riskleri, korunma yollarını ve acil yardım uygulamalarını öğretmeyi hedefler.

Teknikle ilişkili yöntemler, kaynağa ve çalışma ortamına yönelik mühendislik önlemlerini içerir. Bunların başında tehlikeli maddenin tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirilmesi anlamına gelen 'ikame' (substitution) gelir. Eğer ikame mümkün değilse; tehlikeli sürecin izole edilmesi (ayırma/kapatma), lokal veya genel havalandırma sistemlerinin kurulması, toz oluşumunu engellemek için ıslak çalışma (yaş yöntem) prensibinin uygulanması gibi teknik önlemler hayata geçirilir.

Teknik önlemlerin yetersiz kaldığı veya uygulanamadığı durumlarda son çare olarak Kişisel Koruyucu Donanımlar (KKD) devreye sokulur. KKD'ler çalışanın vücudu ile zararlı etken arasında fiziksel bir bariyer oluşturur. Baretler, kulak tıkaçları, koruyucu gözlükler, yüz maskeleri ve solunum cihazları bu kapsamda değerlendirilir. Unutulmamalıdır ki, meslek hastalığına yakalanan bir çalışanın tedavisindeki ilk ve en önemli adım, çalışanın derhal o zararlı iş ortamından uzaklaştırılmasıdır.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250