Zastrow (2013) verilerine göre, dünya genelinde işyerlerinde gerçekleşen cinsel taciz vakalarının çok büyük bir çoğunluğunda mağduriyet yaşayan taraf kadın çalışanlar olmaktadır.
Kadushin ve Harkness (2014) araştırmalarına göre, sosyal hizmette cinsel taciz vakalarının en sık görüldüğü alanlar, güç farkının yüksek olduğu uzman-süpervizör ve uzman-yönetici gibi hiyerarşik ilişkilerdir.
Yapılan bilimsel çalışmalar, açık cinsel taciz biçimlerinin oran olarak daha az olduğunu, resmi şikayetlerin çoğunluğunun imalı bakışlar ve şakalar gibi göze çarpmayan taciz biçimlerinden kaynaklandığını göstermektedir.
Reamer (2018) tarafından geliştirilen modele göre, bir meslektaşın etik dışı davranışını bildirmeden önce zararın şiddeti, kanıtın niteliği, motivasyon ve alternatif eylem planları olmak üzere 5 temel faktör değerlendirilmelidir.
Sosyal hizmet etik protokollerine göre, meslektaşın etik dışı davrandığına dair açık, belirgin ve ikna edici kanıtların bulunmadığı durumlarda, asılsız suçlamaların önüne geçmek için bildirimden vazgeçilmelidir.
Reamer (2018) çalışmasına göre, müracaatçının ihtiyacı olan fiziksel veya tıbbi tedavi yönlendirmelerini yapmayan ve konsültasyona başvurmayan uzmanlar, müracaatçının zarar görmesi durumunda yasal yaptırımlarla karşılaşırlar.
Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği etik ilkelerine göre, meslektaşıyla cinsel veya kişisel ilişki yaşayan bir uzman, çıkar çatışması ihtimali doğduğunda mesleki sorumluluklarını derhal başka bir uzmana devretmekle yükümlüdür.