Özet
← Ünite 8

Ünite 8: Eğitim Ekonomisi — Konu Anlatımı

Ünitenin tamamını tek sayfada görPremium

1Eğitim Ekonomisi ve Beşerî Sermaye Teorisine Giriş

Eğitim ekonomisi, eğitim ile verimlilik arasındaki ilişkiyi inceleyen, bireylerin ve toplumların eğitime yaptığı harcamaları birer yatırım olarak ele alan önemli bir alt disiplindir. İktisat biliminin insan ve verimlilik arayışından doğan bu yaklaşımda, A. Smith ile birlikte en çok atıf yapılan isimlerden biri A. Marshall’dır. Marshall, insan kalitesindeki gelişmelerle ilgilenmiş ve eğitim gibi kaliteyi artırıcı unsurları sermaye yatırımı olarak değerlendirmiştir.

Literatürde çocuk yetiştirme harcamaları da doğrudan yatırım olarak incelenmektedir. J. Ward’ın çalışmalarına göre, çocuk ölümlerinin maddi değeri hesaplanırken ebeveynlerin yaptığı masrafların çocuğun gelecekte elde edeceği potansiyel kazançlardan düşülmesi veya çocuğa yapılan harcamanın doğrudan toplum için bir yatırım kabul edilmesi gibi yöntemler kullanılmaktadır. Ayrıca bu hesaplamalara annenin hamilelik süresince işgücü piyasasından uzak kalması nedeniyle oluşan fırsat maliyeti de dâhil edilmektedir.

T. Schultz, insanlara yatırım yapma fikrinin önemini vurgulayarak millî ekonomi düzeyinde sabit sermaye yatırımlarında azalmalar görülürken beşerî sermaye stokunda artışlar gerçekleştiğini belirtmiştir. Schultz’a göre, açıklanamayan ekonomik büyümenin temelinde beşerî sermaye stoku yatmaktadır. Ücret ve maaşlar; örgün eğitim, sağlık, işbaşında eğitim ve bilgi edinme düzeyine göre şekillenmektedir.

1950'ler ve 1960'larda insanın maddi değerini hesaplama amacı iktisadın temel hedefi haline gelmiştir. Örneğin Vietnam Savaşı döneminde G. Iden, savaşın beşerî sermaye kayıpları açısından maliyetini hesaplamış, kaybedilen insanların ekonomiye olası katkılarını ve yaşamaları halinde yapacakları temel harcamaları analiz etmiştir. Günümüzde bu tür hesaplamalar hayat sigortası tazminatları ve kazalardaki maddi kayıpların belirlenmesinde hukuki alanda sıklıkla kullanılmaktadır.

2Beşerî Sermaye Teorisi ve Temel Varsayımları

1960'larda Chicago ekolünden Gary Becker, Ted Schultz, Jacob Mincer, Milton Friedman ve Sherwin Rosen gibi isimler tarafından geliştirilen beşerî sermaye teorisi; okula gitme, kurs alma ve sağlık harcamaları gibi yatırımların bireylere yaşam boyu artan kazançlar olarak döndüğünü savunur. Becker, fiziki sermayeden farklı olarak beşerî sermayenin sahibinin doğrudan kişinin kendisi olduğunu ve bireylerin bu yatırımların karşılığını fazlasıyla alacağını ifade eder.

Beşerî sermaye yatırımları sermaye piyasalarındaki koşullara sıkı sıkıya bağlıdır. Bireylerin eğitim için yeterli maddi kaynağa sahip olmaması durumunda borç bulma süreçleri devreye girer. Ancak finansal kurumlar parayı beşerî sermaye yerine geleneksel sermayeye borç vermeyi tercih edebilirler. Bu durum yüksek ve düşük gelirli ailelerin çocukları arasında fırsat eşitsizliğine yol açmakta olup devlet politikalarıyla dengelenmeye çalışılmaktadır.

Teorinin ilk temel varsayımı 'gelir akımının uzunluğu'dur. Yaşam boyunca çalışılacak sürenin uzunluğu, bireylerin yapacağı beşerî sermaye yatırımını pozitif yönde etkiler. Bu nedenle gençlerin üniversite eğitimi almaya yaşlılardan daha istekli olduğu görülmektedir. Ayrıca vasıflı işçilerin iş değiştirmelerinin vasıfsızlara oranla daha düşük olduğu ve farklı eğitim düzeyleri nedeniyle piyasada rekabet edemeyen grupların (örneğin diploma sahipleri ile vasıfsız işçiler) varlığı teorinin temel iddiaları arasındadır.

Bireylerin farklı düzeylerde beşerî sermaye yatırımı yapmasının üç temel nedeni vardır: Doğal yeteneklerdeki farklılıklar, işgücü piyasasındaki ayrımcılık uygulamaları ve eşit yeteneğe sahip bireylerin farklı maddi koşullara (aile geliri, yoksulluk) sahip olmasıdır. Becker, eğitimli olmanın ırk ve cinsiyet gibi ayrımcılıkları önleyebileceğini savunurken; eğitimde geçirilen her yılın getirdiği faydanın homojen kabul edilemeyeceği, özellikle lisansüstü eğitimde yaşlanma nedeniyle beklenen kazançlarda azalma olabileceği de eleştirmenler ve araştırmacılar tarafından belirtilmiştir.

3Beşerî Sermaye Yatırım Süreci: Örgün ve İş Başında Eğitim

Eğitim yatırımı yapan bireyler, gelecekte elde edecekleri yüksek kazançlar için bugünün peşin kazançlarından vazgeçerler. Üniversiteye veya staj programlarına devam edenler görece düşük gelir elde ederler. Becker'a rasyonel bir bireyin yatırım yapabilmesi için beklenen getirinin piyasa faiz haddinin üzerinde olması gerekir. Yatırım kararı alınırken paranın zaman değerini gösteren ıskonto sonrası peşin reel değerin pozitif olması şarttır.

Örgün eğitim, beşerî sermaye teorisinde merkezi bir yer tutar. Üniversitede lisans eğitimi almak, işbaşı eğitimi de önceleyen ana yatırım sürecidir. Becker, üniversite eğitim maliyetinin %74'ünün okumak yerine çalışılsaydı elde edilecek kazançlardan (fırsat maliyeti), %17'sinin harçlardan ve %9'unun diğer doğrudan giderlerden oluştuğunu hesaplamıştır. Bu durum, fırsat maliyeti nedeniyle eğitimin asla tamamen ücretsiz olamayacağını gösterir.

Mincer, örgün eğitimin yeterli olmadığını, çıraklık ve deneyim aktarımı gibi iş başı eğitim süreçlerinin de hayati olduğunu belirtir. İşbaşında eğitim 'genel işbaşı eğitim' ve 'özel (spesifik) işbaşı eğitim' olmak üzere ikiye ayrılır. Genel işbaşında eğitim, çalışanın verimliliğini sektördeki tüm işletmeler için artırır; bu nedenle maliyetine işveren değil işçinin kendisi katlanır, aksi takdirde işçi yüksek ücret veren başka firmaya geçebilir.

İşletmeye özel (spesifik) işbaşında eğitim ise yalnızca çalıştırıldığı firmadaki verimliliği artırır, diğer işletmelere transfer edilemez. Bu eğitimin maliyetini işletmeler karşılar ve işçileri kaptırmamak için marjinal verimliliklerinin altında ama piyasa ücretinin üzerinde ödemeler yaparlar. Uzun süreli iş sözleşmeleri ve 'işe son giren ilk gider' kuralı da bu özel yatırım süreçlerine ve işgücü devir hızını düşürme amacına dayanmaktadır.

4Bir Yatırım Olarak Sağlık ve Beşerî Sermaye Teorisine Eleştiriler

Sağlık, beşerî sermaye teorisinin ayrılmaz bir parçasıdır. Hasta olmak ölüm, maluliyet (çalışma zamanı kaybı) ve bitkinlik (üretken kapasitede düşüş) yoluyla üretkenliği olumsuz etkiler. Sağlık yatırımları beklenen yaşam süresini uzatarak eğitim yatırımlarının geri dönüş süresini de uzatır. Michael Grossman, sağlık ekonomisinde zamanın, sağlık stokunun ve optimal aile büyüklüğünün önemine dikkat çekerek sağlık talebini pür yatırım ve pür tüketim modelleriyle açıklamıştır.

Beşerî sermaye teorisine yönelik en önemli eleştirilerden biri 'eleme hipotezi'dir. Bu hipoteze göre eğitimin temel işlevi verimliliği artırmak değil, işverene kaliteli işçiyi seçtiren bir sinyal ve etiket (diploma) aracı olmaktır. Üniversite mezunlarının yüksek gelir elde etmesi daha verimli olmalarından değil, diploma sahibi oldukları için iyi işlere girebilmelerindendir. Vasıf ve zekâ sinyalleri verilirken iş performansı örgün eğitimden bağımsız kalabilmektedir.

Bir diğer eleştiri 'ikili işgücü piyasaları hipotezi' üzerinden getirilir. Formel (birincil) sektörde terfi imkânları, yüksek ücretler ve iyi çalışma koşulları varken; enformel (ikincil) sektörde kötü koşullar, düşük ücretler ve ayrımcılık hâkimdir. Dezavantajlı kesimlerin eğitim düzeylerini yükseltmesi bile formel sektöre geçiş için her zaman yeterli olmamaktadır, çünkü bu sektörler dışarıdan sadece giriş düzeyinde eleman alır.

Teoriye ayrıca geleceğin belirsizliği, bireysel zekâ ve yetenek farklarının yeterince dikkate alınmaması, eğitim kalitesindeki eşitsizliklerin zengini daha zengin yapması gibi yönlerden eleştiriler yöneltilmiştir. Sonuç olarak, her beşer sermaye değildir; beşerî sermayeden söz edebilmek için örgün ve işbaşı eğitimden başarıyla geçmek, yetenekleri sürekli işlemek ve bedensel-zihinsel sağlığı koruyarak üretken kalmak şarttır.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250