Ekonomide atıl kapasite olmaması yani tam kapasite ile çalışılması, talepte meydana gelen
artışı karşılamak için yeni yatırımların yapılmasını gerektirmektedir. Bunlara uyarılmış yatırımlar
denilmektedir. Buna göre tüketim malları talebindeki artışın, uyarılmış yatırım talebine etkisine
hızlandırma etkisi; bunu belirleyen katsayıya da hızlandıran adı verilmektedir. Hızlandıran
katsayısı tüketimdeki değişikliğin kendisinin kaç katı uyarılmış yatırım harcamasına yol açtığını
göstermektedir.
Hızlandıran mekanizmasının işleyebilmesi için de bazı şartların bulunması gerekmektedir.
Hızlandıranın başarıya ulaşabilmesi için işletmelerin boş kapasitelerinin olmaması, yani tam
istihdamın olması tüm kaynakların kullanılması gerekliliği bulunmaktadır. Hızlandıranın verimli
çalışması sadece gelir ve tüketim harcaması değişmelerine karşı değil; aynı zamanda fiyatlar, dış
ticaret rejimi ve döviz fiyatları gibi birçok öteki faktörlere karşı da duyarlıdır.
Tasarruf paradoksu, bir ekonomide bireylerin çeşitli nedenlerle (refah seviyesini
yükseltme, gelecekteki zor günlere hazırlık gibi) yapmış oldukları tasarruf artışlarının milli gelir
düzeyinde azalmalara yol açabildiğini açıklayan kavramdır. Bireysel açıdan ele alındığında doğru
olan bu hususun ekonominin bütünü ele alındığında, artan tasarruflar karşısında tüketim ve harcama
düzeyinde görülen azalmaların ekonomiyi durgunluğa götürdüğü ve milli geliri azalttığı sonucunu
doğurmaktadır.
Enflasyonist açık, ekonomide fiyatlar genel seviyesi yükselmekte buna karşın reel olarak
mal ve hizmet miktarı artmamaktadır. Bu durumda reel olarak artmayan mal ve hizmetler için daha
fazla harcama yapılması enflasyonist baskıyı ortaya çıkarmaktadır. Ekonomide oluşan enflasyonist
açığı gidermek için ya üretimi yani toplam arzı arttırmak, ya da toplam talebi kısmak gerekmektedir.
Bir ekonomide toplam talep yetersizliği nedeniyle işgücü ve sermayenin eksik kullanılması
sonucu milli gelir eksik istihdam seviyesinde dengeye gelmektedir. Deflasyonist açık; ekonomiyi
tam istihdam düzeyine taşıyacak potansiyel harcama düzeyi ile fiili harcama düzeyi arasındaki
açıklıktır. Bu durumda da ekonomiye müdahale edilerek kamu harcamaları ile yatırım harcamalarını
arttırarak toplam talebi arttırmak mümkündür.
Toplam talebe devlet harcamalarının ilave edilmesi toplam harcama miktarını
arttırmaktadır. Bu da toplam harcama doğrusunu yukarı kaydırmakta ve milli gelirin artması
sonucunu meydana getirmektedir.
Bir ekonomide halktan alınan vergiler toplam talebi düşüreceğinden vergiler milli geliri
azalma yönünde etkilemektedir. Çünkü vergi alınması harcanabilir geliri azaltırken; milli geliri de
azaltmaktadır.
