Ünitenin tamamını tek sayfada görPremium
Çalışma ortamı havasında bulunan ve solunduğunda çalışanın solunum sistemi fonksiyonlarını bozan, akciğer ve solunum yollarında çeşitli hastalıklara, kansere ve diğer solunum problemlerine yol açan durumlara mesleki solunum sistemi hastalıkları denir. Çalışanlarda en sık görülen mesleksel akciğer hastalığı, toz maruziyetine bağlı olarak ortaya çıkan pnömokonyozlardır. Toz, havada asılı durumda bulunan katı parçacıkların genel adıdır.
Tozlar kimyasal özelliklerine göre organik ve inorganik olmak üzere ikiye ayrılırlar. Pamuk, tahta, un tozu gibi bitkisel veya tüy, saç gibi hayvansal kökenli tozlar organik tozlardır. Sentetik bileşenler de organik toz sınıfına girer. İnorganik tozlar ise demir, bakır, çinko gibi metalik tozlar; kükürt, kömür gibi metalik olmayan tozlar; çinko oksit, manganez oksit gibi kimyasal bileşiklerin tozları ve mineraller, killer gibi doğal bileşiklerin tozlarıdır.
İnsan sağlığı bakımından tozun partikül büyüklüğü 0.5 ile 100 mikron arasındaki boyutlarda kritik öneme sahiptir. 500 mikrondan büyük partiküller havada asılı kalamayıp çökerken, 100 mikrondan büyük olanlar solunum yollarına giremezler. İşyeri ortam havasındaki toz değeri metreküpte 10 miligramı geçtiği andan itibaren çalışmaya izin verilmez. Pnömokonyozun meslek hastalığı sayılabilmesi için sigortalının, havasında pnömokonyoz yapacak yoğunlukta toz bulunan işlerde toplam en az üç yıl çalışmış olması gerekir.
Silikozis, serbest kristalize silisyum dioksit (SiO2) içeren ince tozların solunmasıyla oluşan, ülkemizde en sık görülen ve en eski meslek hastalıklarından biridir. Silis tozları akciğerlerde fibrotik reaksiyona yol açar. Madencilik, dökümhanelerdeki taşlama işlemleri, cam imali, porselen ve seramik endüstrisi, ısıya dayanıklı tuğla yapımı ve demir-çelik endüstrisi silis maruziyeti açısından yüksek riskli alanlardır. Silikozisin spesifik bir tedavisi yoktur, ilerlemiş olgular için akciğer transplantasyonu önerilir.
Asbest, doğal olarak meydana gelmiş fibröz yapıdaki mineral silikatların genel adıdır. Silis ve kömür partiküllerinin toz biçiminde olmasına karşılık asbest lif yapısındadır. Boyu eninin 3 katından büyük olan partiküller lif olarak adlandırılır. Çapı 3 mikrondan küçük, boyu 5 mikrondan uzun olan asbest lifleri en tehlikeli olanlardır. Günümüzde sanayide en çok kullanılan türü beyaz asbest olarak bilinen krizotildir. Asbest lifleri akciğerlerde yerleşerek asbestozis tablosuna, plevral plaklara, akciğer kanserine ve plevra kanseri olan mezotelyomaya neden olur.
Asbestozis ve silikozis gibi hastalıklardan korunmada en etkili yöntem, zararlı madde yerine zararsız olanın kullanılmasıdır (yerine koyma). Örneğin asbest yerine kaya yünü veya cam yünü kullanımı önerilir. Havalandırma sistemlerinin kurulması, ıslak çalışma yöntemleri, vakumlu temizlik yapılması ve uygun toz maskelerinin kullanılması birincil koruyucu önlemlerdir. Ayrıca asbest ve sigara kullanımı akciğer kanseri riskinde sinerjistik etki gösterdiğinden çalışanların sigara içmemesi kritik önem taşır.
Kömür işçisi pnömokonyozu, yeraltından kömür çıkarılması sırasında kömür tozuna maruz kalınmasıyla oluşan yavaş seyirli bir akciğer hastalığıdır. Bu hastalık antrasit ve taş kömürü işçilerinde görülürken, linyit madenciliğinde pnömokonyoz riski yoktur. Siderozis ise akciğerlerde demir tozunun ve demir oksitlerinin depolanmasıyla ortaya çıkan, demir tozunun düşük fibrojenik potansiyeli nedeniyle nadir görülen bir pnömokonyozdur. Demir madenciliği ve kapalı alanlarda yapılan kaynakçılık işlerinde çalışanlarda gelişir.
Bisinosiz, pamuk, keten, kendir ve kenevir tozlarının solunması sonucu oluşan bir solunum sistemi hastalığıdır. Akciğerlerde toz depolanması veya fibrotik reaksiyon bu hastalıkta söz konusu değildir; pamuk tozu akciğerlerde histamine benzer bir madde salınımına yol açarak akut bronkospazma neden olur. Bisinosiz olguları en çok iplik fabrikalarının tarak, hallaç ve çırçır bölümlerinde çalışanlar arasında görülür. Tarladan pamuk toplanması veya iplik elde edildikten sonra dokuma yapılması aşamalarında toz riski oldukça düşüktür.
Bisinosiz, işe başladıktan birkaç saat sonra gelişen akut nefes darlığı ve göğüste sıkışma hissi ile karakterizedir. Hafta sonu tatilinden sonra Pazartesi günleri işe başlandığında belirtiler en şiddetli düzeyde hissedildiğinden bu rahatsızlığa 'Pazartesi hastalığı' da denir. Korunmada tarak bölümlerinde vakumlu temizlik sistemlerinin kullanılması, yukarıdan aşağıya hava akımı yaratılması ve ipliğin kopmasını önlemek amacıyla ortamın nemli tutulması toz kontrolüne büyük katkı sağlar.
İşyerlerinde maruz kalınan kimyasallar uçucu zehirler (organik solventler, gazlar) ve metaller olarak sınıflandırılabilir. Solventler vücuda solunum, yutma ve deri yoluyla girerler. Çoğu solvent oda sıcaklığında hızla buharlaştığı için solunum yolu en önemli etkilenme rotasıdır. Solventler yağ çözücü özellikleri nedeniyle derinin koruyucu tabakasını bozarak deriden de kolayca emilirler. Gebelikte solvent maruziyeti düşük doğum ağırlığına, anne karnında ölüme ve doğumsal anomalilere yol açabilir.
Benzen, plastik, deterjan ve pestisit yapımında çözücü olarak kullanılan aromatik bir hidrokarbondur. Akut maruziyette merkezi sinir sistemi semptomlarına ve yüksek dozda ani ölüme yol açarken, kronik maruziyette aplastik anemi ve lösemiye (kan kanseri) neden olur. Toluen ise boya, vernik, cila ve yapıştırıcılarda inceltici olarak kullanılan, solvent tipi bağımlılık yapıcı etkisi olan bir kimyasaldır. Metanol ise en basit yapılı alkol olup, vücutta formaldehite dönüşerek optik sinir dejenerasyonuna (körlüğe) ve formik asit üzerinden asidoza yol açar.
n-Hekzan, tekstil, mobilya ve ayakkabı yapıştırıcılarında kullanılan ve vücutta 2,5-hekzandiona metabolize olarak periferal nöropatiye, kas atrofisine, el ve ayaklarda felce yol açan bir petrokimyasaldır. Stiren ise plastik, reçine ve boyacılıkta yaygın kullanılan, absorbsiyonunun büyük kısmı akciğerlerden gerçekleşen ve vücut yağlarında depolanan bir polimerdir. Stirenin kronik etkileri arasında anoreksi, depresyon, periferal nöropati ve mutajenik/kromozomal hasarlar yer alır.
Kurşun, akü yapımı, matbaacılık, boya ve kaynak işleri gibi birçok işkolunda kullanılan, vücuda solunum ve sindirim yoluyla giren yumuşak bir metaldir. Kronik kurşun zehirlenmesinde hafif anemi, eritrositlerde bazofilik noktalanma, diş etlerinde Burton çizgisi ve nervus radialis paralizisi sonucu ortaya çıkan düşük el görüntüsü en tipik belirtilerdir. Kadmiyum ise havada kadmiyum oksite dönüşen ve IARC tarafından Grup I potent karsinojen olarak sınıflandırılan bir metaldir. Kadmiyumun kronik maruziyetinde kemik yapısının bozulması ve şiddetli ağrılarla karakterize 'itai itai' hastalığı gelişir.
Nikel, nikel banyoları, elektrokaplama ve alaşım üretimi gibi işlerde maruz kalınan gümüşümsü beyaz renkli sert bir metaldir. Deri teması alerjik dermatite yol açarken, uzun süreli solunması burun ve gırtlak kanserlerine neden olur. Sanayide açığa çıkan gazlardan kükürt bileşikleri bronşit ve astıma; azot oksitleri kalp, akciğer ve karaciğer rahatsızlıklarına; karbonmonoksit ise kandaki oksijen taşınmasını engelleyerek reflekslerde yavaşlamaya ve yüksek dozda ölümlere yol açar.
Gürültü, insanı rahatsız eden, ruh ve sinir sistemi ile işitme duyusu üzerine olumsuz etkiler yapan arzu edilmeyen sestir. Sesin frekansı saniyedeki titreşim sayısı olup Hertz (Hz) ile ifade edilir. Sesin şiddeti ise desibel (dB) cinsinden ölçülür. Sağlıklı genç bir kulağın duyabildiği en düşük ses basıncı olan 20 mikropaskal (μPa) 0 dB'e (işitme eşiği), 200 Pa ise 140 dB'e (ağrı eşiği) karşılık gelir. Her 3 desibellik artış sesin gücünü ikiye katlar.
Gürültüye bağlı işitme kayıpları geçici veya kalıcı olabilir. Kalıcı işitme kaybı, sürekli gürültüye maruz kalan kişilerde iç kulaktaki korti organının tahrip olmasıyla gelişir. İşitme yetisinin düzeyini ölçen odyometrik testlerde, kalıcı işitme kaybının ilk görüldüğü frekans 4000 Hz olup bu durum 'akustik çentik' olarak adlandırılır. İnsan kulağının işitebildiği frekans aralığı 16 Hz ile 20.000 Hz arasındadır. Günlük konuşma bölgesi ise 250-2000 Hz arasındadır.
Gürültü maruziyetinde yasal sınır değerler belirlenmiştir. Haftalık veya günlük gürültü maruziyet sınır değeri 87 dB(A) olup bu değer hiçbir şekilde aşılmamalıdır. En yüksek maruziyet eylem değeri 85 dB(A), en düşük maruziyet eylem değeri ise 80 dB(A) olarak tanımlanmıştır. Gürültü kontrolünde öncelikle tasarım aşamasında önlemler alınmalı, gürültü kaynağında yok edilmeli, yayılması önlenmeli ve son çare olarak kulaklık veya tıkaç gibi kişisel koruyucu donanımlar kullanılmalıdır.
Mevzuatımızda meslek hastalığı 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası ile 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasası'nda tanımlanmıştır. 5510 sayılı Kanun'a göre meslek hastalığı; sigortalının çalıştığı veya yaptığı işin niteliğinden dolayı tekrarlanan bir sebeple veya işin yürütüm şartları yüzünden uğradığı geçici veya sürekli hastalık, bedensel veya ruhsal özürlülük halleridir. Bu tanım kronik maruziyete ve iş ile hastalık arasındaki nedensellik bağına dayanır.
Yükümlülük süresi, sigortalının meslek hastalığına sebep olan işinden fiilen ayrıldığı tarih ile meslek hastalığının meydana çıktığı tarih arasında geçen en uzun süre olarak tanımlanır. Bir hastalığın meslek hastalığı olarak kabul edilip tazmin edilebilmesi için, çalışanın işten ayrılmasından sonra bu yükümlülük süresi aşılmadan başvuruda bulunulması gerekir. Örneğin asbestozis için yükümlülük süresi 10 yıldır. Bu süre geçtikten sonra yapılan başvurular kabul edilmez.
Ülkemizde kullanılan Meslek Hastalıkları Listesi beş ana gruptan oluşmaktadır: A Grubu Kimyasal maddelerle oluşan hastalıklar, B Grubu Mesleki cilt hastalıkları, C Grubu Mesleki akciğer hastalıkları, D Grubu Biyolojik etkenlerle oluşan hastalıklar ve E Grubu Fiziksel etkenlerle oluşan hastalıklar. Bu liste karma yapılı olup, hem risk etmenlerine hem tutulan organ sistemlerine hem de kanser oluşumuna göre sınıflandırma içerir.
Meslek hastalığı tanısı koyma yetkisi yalnızca belirli sağlık kurumlarına verilmiştir. Bu kurumlar; Meslek Hastalıkları Hastaneleri, Devlet Üniversitesi Tıp Fakülteleri ve Devlet Eğitim ve Araştırma Hastaneleridir. Ülkemizde Ankara, İstanbul ve Zonguldak'ta olmak üzere 3 adet Meslek Hastalıkları Hastanesi bulunmaktadır. Bu hastaneler tanı koymanın yanı sıra maluliyet belirleme, toksikoloji laboratuvar hizmetleri sunma ve İSGÜM ile koordineli araştırma yürütme görevlerini üstlenirler.
Meslek hastalığı şüphesi ortaya çıktığında belirli bir sevk zinciri izlenir. İşyeri hekimi veya aile hekimi hastalıktan şüphelendiğinde hastayı yetkili hastaneye sevk eder. İşveren, durumdan haberdar edildikten sonra 3 iş günü içinde Sosyal Güvenlik Kurumu'na (SGK) meslek hastalığı bildirimi yapmakla yükümlüdür. Yetkili hastanenin düzenlediği sağlık kurulu raporu ve tıbbi belgeler SGK Sağlık Kurulu tarafından incelenerek onaylanır veya reddedilir.
Meslek hastalığı tanısı kesinleşen çalışanlar geçici iş göremezlik ödeneği, sürekli iş göremezlik geliri, protez yardımı, yurt dışı tedavi olanağı ve vefat durumunda hak sahiplerine ölüm aylığı bağlanması gibi birçok sosyal haktan yararlanır. Ayrıca tanı alan işçinin çalıştığı işyeri Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı müfettişlerince denetlenerek çalışma koşullarının düzeltilmesi sağlanır ve diğer çalışanlar koruma altına alınır.