Göç ve mültecilik oldukça eskiye dayanan bir sorun olmakla birlikte XX. yüzyılın ikinci
yarısında en önemli insani problemlerden bir tanesi haline gelmiştir. Zulme uğrama, silahlı
çatışma, etnik temizlik, kıtlıklar, doğal afetler, gibi sebeplerle yurtlarını terk ederek mülteci
durumuna düşen milyonlarca insanın dramı uluslararası ilişkiler alanında da yeni bir çalışma
konusu olmuştur.
Ekonomik gelişme ile çevre güvenliği arasındaki ilişki, en genel ve en kaba bir biçimde
tarif edildiğinde, negatiftir. Bir başka deyişle, genel olarak ülkelerin ekonomik gelişme
düzeyleri arttıkça bu ülkelerdeki çevre şartlarının korunması o derece zorlaşmaktadır. Ancak
çok az ülke örneğinde, bazı “endüstri sonrası toplumlar”da, “sürdürülebilir bir ekonomik
gelişme” düzeyi ve biçimi yakalanarak ekonomik gelişme ile çevre şartlarının korunması
birbirine paralel olarak gelişebilmektedir.
