Kadınlarda 40-60 yaş aralığı; doğurganlığın sona ermesi, çocukların büyüyüp evden ayrılması, emekliliğin yaklaşması ve sağlık sorunlarının başlaması gibi nedenlerle ağır ruhsal çalkantıların ve yaş dönümü çökkünlüğünün en sık görüldüğü dönemdir.
Gelişmiş Batı ülkelerinde nüfusun yaş dağılımı hızla ileri yaşlara kaymaktadır. Doğum oranlarının düşmesiyle çocukların nüfustaki payı azalırken, yaşlı nüfus oranı artmakta ve genç çalışanlara bağımlı yaşlı sayısı hızla çoğalmaktadır.
Yapılan sosyal araştırmalara göre yaşlı erkekler eşlerine her yönden kadınlara kıyasla daha bağımlıdırlar. Bu nedenle erkekler eş yitimine (dulluğa) uyum sağlamakta kadınlardan çok daha fazla zorlanmakta ve yalnız kalmaktadırlar.
Blau'nun (1973) araştırmasına göre, orta gelir düzeyine sahip yaşlılar arkadaşlık ilişkilerini korumayı ve genişletmeyi tercih ederken; düşük gelir grubundaki yaşlılar günlük destek için daha çok komşuluk ilişkilerine önem vermektedir.
Sosyal çalışmacılar ve gerontologlar tarafından yaşlıların toplumda kalmasını sağlamak için çözülmesi gereken 5 temel somut sorun alanı belirlenmiştir: Gelir, Sağlık, Bakımevi, Ulaşım ve Beslenme.
Yaşlıların yaşam kalitesini artırmak için çözülmesi gereken, somut fiziksel ihtiyaçların ötesindeki ikincil sosyal sorunlar şunlardır: Güvenlik, İş, Eğitim ve Emeklilik Sonrası Roller.
Gelişim psikoloğu Erikson'a göre, orta ve ileri yetişkinlik döneminde üretkenlik duygusunu yeterince geliştiremeyen, sonraki kuşaklara katkı sunamayan bireylerde 'durgunluk' adı verilen ağır bir yaşam krizi ve çökkünlük baş gösterir.
Endüstrileşmemiş ve geleneksel toplumlarda yaşlıların sosyal statüsü çok yüksektir. Bunun somut nedeni, yaşlıların toplumsal bilgi birikimini, deneyimleri ve kültürel denetimi ellerinde bulunduran ana kaynak olmalarıdır.
Yaşlılıkta çevreye uyum sağlama yeteneğinin bozulması ve içe kapanmanın ilerlemesi durumunda 'neofobi' (yenilik korkusu) gelişir. Bu durumdaki yaşlı, yeni olan her şeyden dehşet derecesinde korkarak eski alışkanlıklarına saplanıp kalır.