
Aston Grubu, modal teknolojilerin yanı sıra birim teknolojiler ve organizasyon büyüklüğü arasındaki ilişkiyi incelemiştir. Çalışma sonucunda, organizasyon büyüdükçe birim teknolojilerin ve formalleşme düzeyinin arttığı, otomasyonun mekanik yapıları tetiklediği görülmüştür.
İkinci Dünya Savaşı, yönetim biliminde sadece işletme içi unsurların yetersiz olduğunu göstermiştir. Savaş sonrası dönemde işletmelerin dış çevreyle etkileşimi, dinamik çevreye uyum sağlama yetenekleri ve sistemik yaklaşımlar ön plana çıkmıştır.
Woodward araştırmasında İngiliz işletmelerindeki teknolojiler birim üretim, kitle üretimi ve süreç üretimi olmak üzere üç ana gruba ayrılmıştır. Bu sınıflandırma, teknolojinin karmaşıklık derecesi ile yönetim basamakları arasındaki ilişkiyi netleştirmiştir.
Burns ve Stalker sınıflandırmasında petrol sanayi ve demir çelik sanayi gibi sektörler 'değişen çevre' kategorisinde değerlendirilmiştir. Bu sektörlerde değişim yaşansat da, uzun süreli kurallar ve öngörülebilir yapılar sayesinde yöneticiler bu değişimlere kolayca uyum sağlayabilmektedir.
Yönetim bilimci Richard Daft, sistemlerin beş temel unsurunu (girdiler, işleme süreci, çıktılar, geri besleme ve çevre) netleştirerek organizasyonların açık sistem modelini görselleştirmiş ve literatüre kazandırmıştır.
Türkiye'de işletme yönetimi alanında önemli katkılar sunan Tamer Koçel, kapalı ve açık sistemlerin yanı sıra değişkenler ile parametreler arasındaki farkı detaylandırmıştır. Koçel, dışsal faktörlerin parametre olarak açık sistemleri nasıl etkilediğini açıklamıştır.
Yönetim yazarları Stoner ve Freeman, sistemler yaklaşımındaki bütüncü görüşü ele alırken 'sinerji' kavramını öne çıkarmışlardır. Onlara göre parçaların bir arada çalışmasıyla ortaya çıkan verimlilik, tek tek parçaların verimliliklerinin toplamından büyüktür.