Sesli Özet
← Ünite 8

Ünite 8: Turizmde Performans ve Beden — Sesli Özet

Dinleme Premium'a özel. Seslendirme metninin tamamı aşağıda ücretsiz okunabilir.
Premium'u İncele
Metni oku

Turizmde Performans ve Beden. Turizm faaliyetleri, doğası gereği doğal, sosyo-kültürel ve kentsel çevre üzerinde doğrudan ve derin etkiler yaratmaktadır. Turizmin gelişmesiyle birlikte, turizmin yoğunlaştığı yörelerde birçok çevresel değişim meydana gelir. Bu etkiler teorik olarak olumlu ve olumsuz boyutlara sahip olsa da, pratikte ve özellikle kitle turizminin kontrolsüz geliştiği bölgelerde çoğunlukla olumsuz çevresel etkiler ön plana çıkmaktadır. Turizmin plansız ve hızlı bir şekilde büyümesi, doğal alanların bozulmasına, ormanlık alanların azalmasına, deniz, göl ve sulak alanların kirlenmesine yol açar. Kırsal ve tarımsal alanlar, turizm tesislerinin ve altyapısının inşa edilmesiyle birlikte hızla kentsel alanlara dönüşür. Bu durum, ekosistemin dengesini bozarak biyolojik çeşitliliğe zarar verir. Çevresel bozulmanın en dramatik sonuçlarından biri de geleneksel üretim biçimleri üzerinde görülür. Tarım, hayvancılık ve balıkçılık gibi doğrudan toprağa ve denize bağlı olan geleneksel ekonomik faaliyetler, çevrenin bozulması ve iş gücünün turizme kaymasıyla geriler. Son aşamada, doğal çevrede ortaya çıkan bu tahribat turizmin kendisini de vurur; cazibesini yitiren yörede turizm faaliyetleri gerilemeye başlar. Sürdürülebilirlik kavramı, doğal kaynakların sadece bugünün kuşaklarının ihtiyaçlarını karşılamakla kalmayıp, gelecek kuşakların da bu kaynaklardan yararlanmasını sağlayacak şekilde dikkatli, özenli ve yeniden üretimi gözetecek biçimde kullanılmasını ifade eder. Turizm sektörü açısından sürdürülebilirlik, turizmin hammaddesi olan doğal ve kültürel kaynakların bir defalık tüketilmesini değil, uzun vadede korunarak yaşatılmasını gerektirir. Eko-turizm (ekolojik turizm), kitle turizminin doğal çevre üzerinde yarattığı yıkıcı ve tüketici etkileri ortadan kaldırmak amacıyla ortaya çıkmış alternatif bir turizm formudur. Eko-turizm, turizm faaliyetlerinin ekolojik ilkelere tamamen uygun bir şekilde yürütülmesini; ormanlar, denizler, göller ve sulak alanlar gibi hassas doğal kaynaklara zarar vermeden, koruma-kullanma dengesi gözetilerek gerçekleştirilmesini savunur. Eko-turizm sadece çevreyi korumakla kalmaz, aynı zamanda yerel halkın sosyo-ekonomik kalkınmasına da katkıda bulunur. Kitle turizminin tek tipleştirici ve sömürücü yapısına karşı, doğal ve kültürel mirasa saygılı, çevre bilincini artıran ve kaynakların yenilenebilirliğini destekleyen bir model olarak turizmin geleceğinde hayati bir rol oynamaktadır. Turizm yaşam döngüsü modeli, bir turizm destinasyonunun veya yöresinin zaman içerisindeki gelişim, olgunlaşma ve olası gerileme aşamalarını açıklayan temel bir teorik çerçevedir. Bu modelin aşamaları sırasıyla; başlangıç, gelişme, olgunluk, kısmi gerileme ve son olarak gerileme ya da yeniden canlanmadır. Her aşama, destinasyonun taşıma kapasitesi ve kaynak kullanımıyla doğrudan ilişkilidir. Yöreye turistlerin gelmeye başlamasıyla start alan süreç, hızla gelişme aşamasına evrilir. Ancak bir süre sonra yöre, turizm açısından doygunluk veya olgunluk aşamasına ulaşır. Bu aşamada doğal ve sosyal kaynaklar üzerindeki baskı en üst düzeye çıkar. Eğer bu kritik eşikte gerekli planlama ve koruma önlemleri alınmazsa, destinasyonda kısmi gerileme başlar. Kısmi gerileme aşaması, destinasyonun geleceği için bir dönüm noktasıdır. Bu aşamada sürdürülebilir turizm politikaları ve yeniden canlandırma (rejuvenation) önlemleri hayata geçirilmezse, yöre kaçınılmaz bir gerçek gerileme ve çöküş sürecine girer. Bu nedenle, turizmin sürdürülebilirliği için destinasyonun hangi döngü aşamasında olduğunun doğru tespit edilmesi ve zamanında müdahale edilmesi hayati önem taşır. Turizmde çevre yönetim sistemi, sürdürülebilir bir turizm yapısı oluşturmak ve turizm işletmelerinde doğal kaynakların verimli kullanımını sağlamak amacıyla hazırlanan kapsamlı bir eylem planıdır. Bu sistem; işletme, yerel, bölgesel ve ulusal düzeylerde entegre ve bütünsel bir şekilde tasarlanır. Farklı düzeylerdeki planların birbirleriyle uyumlu ve birbirini tamamlayıcı olması temel ilkedir. Bir turizm işletmesi düzeyinde kurulan çevre yönetim sisteminin üç ana unsuru bulunmaktadır. Bunlar; enerji yönetim sistemi, su yönetim sistemi ve atık yönetim sistemidir. Bu sistemler sayesinde işletmeler, hem doğal kaynakların tüketimini en aza indirerek çevreye verdikleri zararı azaltırlar hem de operasyonel maliyetlerinde ciddi tasarruflar sağlarlar. Çevre yönetim sisteminin kurulması, turizm işletmelerinin uzun vadeli ekonomik varlığı ve rekabet gücü için de bir zorunluluktur. Türkiye'de turizm işletmelerinde bu sistemlerin önemi son yıllarda anlaşılmaya başlanmış olsa da, henüz sistemin kurulduğu işletme sayısı oldukça sınırlıdır ve yaygınlaştırılması yönündeki çalışmalar devam etmektedir. Türkiye, coğrafi konumu, biyoçeşitliliği ve zengin tarihi mirası sayesinde olağanüstü bir eko-turizm potansiyeline sahiptir. Ülkenin sahip olduğu ormanlık alanlar, göller, sulak alanlar, dağlar ve kıyı şeritleri doğa turizmi için eşsiz fırsatlar sunmaktadır. Aynı zamanda Anadolu coğrafyasının ev sahipliği yaptığı çok sayıda antik uygarlıktan kalan kültürel değerler, tarih ve kültür turizmini desteklemektedir. Mevcut potansiyelin değerlendirilmesi amacıyla Türkiye'de yayla turizmi, av turizmi, trekking (doğa yürüyüşü), rafting, sportif olta balıkçılığı, botanik turizmi ve atlı doğa yürüyüşü gibi alternatif turizm aktivitelerine yönelik çalışmalar hız kazanmıştır. Bu aktiviteler, turizmin hem zamana (sezona) hem de mekana yayılmasına katkı sağlamaktadır. Ancak bu yüksek potansiyele rağmen, Türkiye'de eko-turizm alanında bazı temel eksiklikler bulunmaktadır. Sektörde ve toplumda yeterli düzeyde çevre bilincinin ve farkındalığının oluşmaması, eko-turizme yönelik bütünsel ve etkin ulusal turizm politikaları ile stratejilerinin eksikliği, bu değerli kaynakların sürdürülebilir bir şekilde ekonomiye kazandırılmasının önündeki en büyük engellerdir.