Eğitim, bir toplumun beklenti ve gereksinimlerini yerine getirmek, toplumun istediği nitelikte insanları yetiştirmekle yükümlü en temel süreçlerden biridir. Toplumda yaşayan bireylerin kişilikleri, değer yargıları ve gelecekleri eğitim yoluyla şekillendirilmekte; eğitim hem bireysel hem de toplumsal düzeyde yön verici bir rol oynamaktadır. Eğitimin bu yönlendirici gücü, onun sosyal, ekonomik, siyasal ve kültürel koşullardan bağımsız olmamasından kaynaklanır. Her toplum, kendi yapısına ve ihtiyaçlarına uygun bir eğitim sistemi inşa eder. Toplumsal yaşayışımız ve davranış kalıplarımız üzerinde eğitimin doğrudan ve derin bir etkisi bulunmaktadır. İnsan davranışlarını istendik yönde değiştirmeyi amaçlayan eğitim süreci ile insan davranışlarının neden ve sonuçlarını bilimsel yöntemlerle araştıran sosyoloji bilimi arasında kaçınılmaz bir yakınlık vardır. Bu iki disiplinin kesişim noktası, eğitim süreçlerinin toplumsal arka planını ve etkilerini inceleyen eğitim sosyolojisini doğurmuştur. Eğitimin toplumsal temellerini anlamak, sadece teorik bir gereklilik değil, aynı zamanda eğitim uygulamalarının başarısı için de zorunludur. Bireyin sosyalleşmesi, toplumsal kuralları içselleştirmesi ve içinde yaşadığı topluma uyum sağlaması büyük ölçüde eğitim kurumlarının işleyişine bağlıdır. Bu nedenle eğitim, toplumsal yapının korunmasında, aktarılmasında ve gerektiğinde dönüştürülmesinde en stratejik araçtır. Tarihsel süreçte eğitim kavramı farklı düşünürler tarafından çeşitli şekillerde tanımlanmıştır. Kant'a göre eğitim insanın mükemmelleştirilmesi süreciyken, Mill'e göre bireyin kendisi ve başkaları için bir mutluluk aracıdır. Spencer eğitimi, iyi yaşama olanakları sağlayan etkinliklerin tümü olarak görürken; Emile Durkheim ise eğitimi, fiziksel ve toplumsal çevrenin insan üzerinde meydana getirdiği etkiler olarak tanımlar. Durkheim'in bu yaklaşımı, eğitime açıkça toplumsal bir nitelik kazandırmış ve sosyoloji ile eğitim arasında güçlü bir köprü kurmuştur. Sosyoloji, insanlar arası ilişkileri ve sosyal etkileşimleri bilimsel olarak inceleyen bir daldır. Sosyolojik açıdan eğitim, yetişkin nesiller tarafından gençlere ve çocuklara uygulanan, kültürel mirasın aktarılmasını ve toplumsal uyumu sağlayan sistemli bir eylemdir. Okulda öğrenilen teorik bilgilerin bir kısmı zamanla unutulsa da, eğitim yoluyla kazandırılan tutum, değer ve davranış kalıpları kalıcı hale gelerek bireyin toplumsallaşmasını sağlar. Çağdaş toplumlarda eğitim kurumlarının hem açık hem de gizli işlevleri bulunur. Açık işlevler arasında kültürel mirası aktarmak, mesleki beceriler kazandırmak, akılcı düşünmeyi öğretmek ve bilimin gelişmesine katkıda bulunmak yer alır. Gizli işlevler ise bireylere yeni statüler kazandırmak, uygun iş ve eş olanakları sağlamak, nüfus artışını ve kötü alışkanlıkları önlemek gibi dolaylı katkılardan oluşur. Eğitim sosyolojisi, tüm bu açık ve gizli işlevleri, eğitim kurumlarının yapısını ve toplumsal tabakalaşma ile olan ilişkilerini inceler. Bireyler ve toplumlar yaşam boyunca toplumsal denetim, toplumsal değişme, toplumsal hareketlilik, nüfus ve kültür gibi çeşitli toplumsal olgularla etkileşim halindedir. Toplumsal denetim, toplumun düzenini korumak ve normlardan sapmaları önlemek amacıyla kullandığı sistemler bütünüdür. Eğitim, bireylere toplumsal normları, değerleri ve kuralları öğreterek ve bunları içselleştirmelerini sağlayarak toplumsal denetimin en güçlü ve yumuşak aracı haline gelir. Toplumsal değişme, toplumsal yapının, ilişkilerin ve kurumların zaman içinde farklılaşmasıdır. Eğitim, toplumsal değişmeyi hem yayan, hızlandıran ve kolaylaştıran bir etmen hem de bu değişmelerden en çok etkilenen kurumdur. Değişen toplumsal yapıya uyum sağlamak için eğitim programları güncellenir ve yeni nesiller gelecekteki değişimleri kabul edecek eleştirel düşünme becerileriyle donatılır. Toplumsal hareketlilik ise bireylerin toplumsal hiyerarşide statü değiştirmesidir. Yatay hareketlilik benzer düzeydeki statüler arası geçişi ifade ederken, dikey hareketlilik alt sınıftan üst sınıfa yükselmeyi ya da tam tersini içerir. Eğitim, özellikle alt sosyo-ekonomik düzeydeki bireylere yeni bilgi ve beceriler kazandırarak dikey toplumsal hareketliliği sağlayan en önemli fırsat eşitliği aracıdır. Nüfusun yapısı, yaş dağılımı ve kültür de eğitim planlamasını ve eğitimin içeriğini doğrudan belirleyen diğer kritik olgulardır. Toplumsal yaşam, belirli ortak amaçlar etrafında örgütlenmiş aile, din, ekonomi, politika ve eğitim gibi temel kurumlardan oluşur. Aile, çocuğun dünyaya geldiği andan itibaren karşılaştığı ilk eğitim ortamıdır. Çocuk, insan ilişkilerini, sevgiyi, saygıyı ve temel değerleri ilk olarak aile sahnesinde anne ve babasını model alarak öğrenir. Ailede verilen bu ilk eğitim, bireyin okul başarısını ve yetişkinlik kimliğini doğrudan etkiler. Din kurumu, getirdiği kurallar ve değerlerle toplumsal bütünleşmeye ve özdenetime katkıda bulunur. Tarihsel süreçte din ve eğitim iç içe geçmiş olup, modern toplumlarda bu ilişkiler laiklik ilkesi çerçevesinde yeniden düzenlenmiştir. Ekonomi ise eğitimle doğrudan ilişkilidir; eğitim sistemi ekonominin ihtiyaç duyduğu nitelikli insan gücünü yetiştirirken, eğitim düzeyi yükseldikçe ekonomik verimlilik artar ve kayıt dışılık azalır. Politika ve eğitim arasındaki ilişki de iki yönlüdür. Devlet yönetimini üstlenen siyasal kurumlar eğitim politikalarını belirlerken, eğitim sistemi de var olan politik sistemi koruyacak, milli değerleri benimsemiş vatandaşlar yetiştirir. Aynı zamanda eğitim kurumları, toplumun gelecekteki politik önderlerini ve yöneticilerini yetiştirme işlevini de üstlenir. Bu kurumlar arasındaki uyum, toplumsal dengenin ve huzurun temelidir.