Ders kitabının araştır–ilişkilendir–anlat etkinlikleri. Konuyu kendi cümlelerinle anlatabiliyorsan öğrenmişsin demektir.
Araştır 1
Sanayi toplumları, fabrikaların çalışma hayatında merkezî önem kazandığı toplumlardır. Sanayi toplumlarında hayatın birçok alanının şekillenmesinde fabrikalar önemli rol oynamışlardır. Fabrikalar, çok büyük ölçekli yapılardır. Sanayi toplumlarının okullarında da mimari yapıda öne çıkan unsur büyüklüktür. Fabrikalarda departmanlar keskin sınırlarla birbirinden ayrılmıştır. Eğitimde de makro anlamda alanlar, mikro alanda sınıflar kesin olarak birbirinden ayrılır. İçerisinde bazen on binlerce insanın çalıştığı fabrikalarda dinlenme araları herkesin duyabileceği zil sesiyle çalışanlara duyurulur. Okullarda da teneffüsler fabrika dakine benzer şekilde zil sesiyle duyurulur. Fabrikalar, sabah belirli saatlerde açılır ve çalışma genelde öğlen arası verilerek akşama kadar sürer. Sanayi toplumunun ilk döneminde de okullar fabrikadakine benzer şekilde sabah başlar ve öğle vakti verilen yemek arası sonrasında öğleden sonrada eğitime devam edilir. Çok kalabalık bir çalışan grubunun olduğu fabrikalarda düzeni sağlama adına disiplin ve kurallara uymayanların cezalandırılması önemlidir. Okullarda da katı bir disiplin söz konusudur. İşlerin aksamaması için fabrikalarda dakiklik, zaman bilinci önemlidir. Çalışanlardan yönetimin aldığı kararları eleştirmeden, sorgulamadan uygulaması istenir. Sanayi toplumunun eğitiminde de disiplin, zaman bilinci, itaat, iktidarı sorgulamama eğitimde öne çıkan boyutlardır. Sanayileşme sürecinde fabrikalar, mimari yapı, planlama, istenen çalışan tipinin yetiştirilmesi gibi konularda eğitim kurumlarını etkilemişlerdir.
Osmanlı İmparatorluğu, 1700’lü yılların başından itibaren yükseliş dönemini tamamlayıp gerileme dönemine girdi. 1600’lü yılların sonuna kadar toprak düzeni, ekonomik yapısı, askeri gücü ile yükseliş dönemini yaşayan imparatorluk, 1700’lü yıllarda askeri alanda yenilgilere uğramaya başladı. Bu süreçte savaşlarda hem galibiyetler yeni topraklar elde etme, hem de mağlubiyetler ve toprak kayıpları bir arada gerçekleşiyordu. Osmanlı İmparatorluğu’nda 1700’lü yıllardan itibaren yaşanan kayıpları telafi etme, güçlü günlere geri dönme arayışı yaygındı. Özellikle orduda ve eğitimde yeniden yapılanma arayışları öne çıkıyordu. 1800’lü yıllar ise İmparatorluğun çöküşe geçtiği ve sürekli toprak kayıpları yaşadığı yıllardır.
Araştır 2
Cumhuriyet döneminde, eğitimin millîlik boyutunun yaygınlaştırılmasına yönelik önemli bir eğitim hamlesi başlatıldı. Müfredattan, kitaplara kadar yeni düzenlemelere gidildi. Atatürk döneminde eğitim planlaması yapılması için, yurtdışından alanında uzman isimler getirildi ve bu isimlere raporlar hazırlatıldı.
1926 yılında karma eğitime geçildi. Kız ve erkekler aynı sınıflarda eğitim görmeye; aynı eğitimi ve müfredatı alarak mezun olmaya başladılar. Bu durum, cinsiyet eşitliği sağlama adına önemli bir adımdı.
1 Kasım 1928 tarihinde harf devrimi gerçekleştirildi ve yeni yazı dili olarak Latin alfabesi kabul edildi. Latin alfabesinin geniş kitlelere öğretilmesi için okuma yazma seferberliği başlatıldı. 1932 yılında Türk Dil Kurumu kuruldu.
Cumhuriyet döneminde eğitimin yeniden organize edilmesi anlamında önemli adımlar atıldı. Ortaöğretim ve lise 3’er yıllık eğitim şeklinde düzenlendi. Üniversiteler yeniden organize edildi. Mesleki alanlarına göre yeni üniversiteler, fakülteler açıldı. Bunlardan bazıları şunlardır:
• 1925 yılında Ankara Hukuk Mektebi açıldı.
• 1926’da Gazi Eğitim Enstitüsü açıldı.
• 1926 yılında Sanayi-i Nefise Mektebi, Güzel Sanatlar Akademisi adını aldı.
Araştır 3
Cumhuriyet’in kurulduğu dönemde hem okuma yazma oranları düşüktü hem de eğitimli nüfus sayısı azdı. Çok az üniversite bulunmaktaydı. Cumhuriyet’in ilanı sonrasında önemli bir eğitim hamlesi başlatıldı. Okuma yazma seferberliği ilan edildi. İlköğretim düzeyinde önemli reformlar gerçekleştirilip, ilköğretim zorunlu hâle getirildi. Yükseköğretim düzeyinde de yeni üniversiteler ve fakülteler açıldı. Yine de 1940’lı yıllar hem üniversite sayısının hem de üniversiteleşme oranının çok az olduğu yıllardır. 1940 yılında tercüme bürosu kuruldu. Dünyanın çok farklı ülkelerinde yayınlanmış eserler incelenip çok farklı yazarlara ait 400’ün üzerinde eser Türkçeye tercüme edildi. Dönem şartları düşünüldüğünde bu durum, büyük bir vizyon, ileri görüşlülük gerektiren uygulamaydı. Ekonomik açıdan kalkınmaya çalışan, ulaşım alanında yolların yetersizliği nedeniyle coğrafi hareketliliğin çok sınırlı olduğu bir ülkede, dünya edebiyatının çok farklı örnekleri, o dönemin okuma yazma bilen insanlarına bambaşka hayatları, yaşamları, sorunları, olayları görme anlamında çok büyük bir vizyon, hayal gücü, dili kullanma becerisi ve muhakeme yeteneği kazandırdı. Edebiyat, o dönem için gidilmesi, görülmesi, yaşanması bir hayali oluşturan bambaşka dünyaları insanların evlerine getirdi. Bu bağlamda yüzlerce tercüme eserin, kitapları okuyan kişilere eğitimi tamamlayacak/ bütünleyecek çok önemli yetenekler, bakış açısı farklılıkları kazandırdığını söylemek mümkündür.