İktisadın temel amacı, insan ihtiyaçlarının sınırlı ve kıt kaynaklarla karşılanmasıdır. Karar vericiler (hanehalkı, firmalar, devlet) refahı artırmak için gelirleriyle çeşitli harcamalar yaparlar. Gelir ile harcamalar arasındaki dengesizlikler, makro düzeyde enflasyon, işsizlik, ekonomik büyümenin sağlanamaması ve dış açık gibi sorunlara yol açabilir. Bu sürecin en temel kalemi, hanehalkının ihtiyaçlarını karşılamak üzere gerçekleştirdiği tüketim harcamalarıdır (C). Tüketim düzeyi tasarrufları, tasarruflar yatırımları, yatırımlar ise toplam üretim düzeyini belirleyen döngüsel ve etkileşimli bir mekanizma sunar. Cari harcanabilir gelir (Yd), tüketim harcamalarını belirleyen en önemli faktördür. Harcanabilir gelir, hanehalkının toplam gelirinden (Y) vergilerin (T) çıkarılması ve devlet transfer ödemelerinin (TR) eklenmesiyle elde edilir (Yd = Y - T + TR). Tüketim ile harcanabilir gelir arasında doğru yönlü bir ilişki bulunur; gelir arttıkça tüketim de artar. Tasarruf (S) ise harcanabilir gelirin tüketime ayrılmayan kısmıdır (S = Yd - C) ve o da gelirin artan bir fonksiyonudur. Cari harcanabilir gelirin yanı sıra tüketimi etkileyen diğer dört temel faktör; servet (W), beklenen gelir (Ie), fiyatlar genel düzeyi (P) ve faiz oranıdır (i). Servet ile tüketim arasında doğru yönlü ilişki varken, fiyatlar genel düzeyi ile tüketim arasında ters yönlü bir ilişki vardır. Fiyatlar arttığında tüketicinin reel geliri (parasal gelirle alınabilen mal ve hizmet miktarı) ve alım gücü düşer, dolayısıyla tüketim azalır. Benzer şekilde, faiz oranları ile tüketim arasında da ters yönlü bir ilişki mevcuttur; faizler düştüğünde borçlanma maliyeti azaldığı için tüketici kredilerle (konut, taşıt, ihtiyaç) tüketimini artırır. Keynesyen Tüketim Fonksiyonu, otonom tüketim (C0) ve uyarılmış tüketimin (c * Yd) toplamından oluşur (C = C0 + c * Yd). Otonom tüketim, gelir sıfır olsa dahi hanehalkının hayatta kalmak için yapmak zorunda olduğu zorunlu harcamalardır ve bu harcamalar geçmiş tasarruflardan veya borçlanma yoluyla karşılanır. Uyarılmış tüketim ise gelire bağlı olarak değişen kısımdır. Denklemdeki 'c' katsayısı Marjinal Tüketim Eğilimi'ni (MPC) ifade eder. MPC, gelirdeki bir birimlik artışın ne kadarının tüketime ayrıldığını gösterir ve 0 ile 1 arasında değer alır. Ortalama Tüketim Eğilimi (APC) ise toplam tüketimin harcanabilir geline oranını ifade eder (APC = C / Yd). John Maynard Keynes tarafından ortaya atılan Mutlak Gelir Hipotezi, tüketimin cari harcanabilir gelirin artan bir fonksiyonu olduğunu savunur. Keynes’in 'Temel Psikolojik Yasa'sına göre, gelir artarken tüketim de artar ancak tüketimdeki artış gelirdeki artıştan azdır, yani APC gelir arttıkça azalır. Ancak Simon Kuznets'in 1946'daki uzun dönem analizlerinde APC'nin zamanla sabit kaldığını ve MPC'ye eşit olduğunu bulması 'Tüketim Bulmacası'nı ortaya çıkarmış ve bu durum yeni tüketim teorilerinin doğmasına zemin hazırlamıştır. James Duesenberry'nin Nispi Gelir Hipotezi, tüketimin sadece cari gelire değil, yakın geçmişteki en yüksek gelire de bağlı olduğunu savunur. Tüketiciler gelirleri azalsa bile yaşam standartlarını düşürmek istemezler ve geçmişteki alışkanlıklarını korumak için tasarruflarını kullanırlar; Duesenberry bu duruma 'Klike Etkisi' (Mandal veya Zemberek Etkisi) adını vermiştir. Irving Fisher'in Dönemler Arası Tercih Teorisi ise tüketicinin iki dönemlik bütçe kısıtı altında bugün ile gelecek arasında nasıl bir tercih yaptığını faiz oranları (r) aracılığıyla inceler. Franco Modigliani, Albert Ando ve Richard Brumberg tarafından geliştirilen Yaşam Boyu Gelir Hipotezi (Yaşam Döngüsü Hipotezi), bireylerin gelirlerinin yaşam boyu sistematik olarak değiştiğini öne sürer. Bireyler, çalışma çağında tasarruf yaparak bu birikimlerini emeklilik döneminde tüketimlerini finanse etmek için kullanırlar. Böylece tüketim sadece cari gelire değil, yaşam boyu elde edilen toplam gelir ve servete bağlanmış olur. Milton Friedman'ın Sürekli Gelir Hipotezi'ne göre ise tüketiciler kararlarını cari gelirlerine göre değil, uzun dönemde kazanacaklarını öngördükleri 'sürekli gelir'e göre ayarlarlar. Cari gelir (Y), sürekli gelir (YP) ve geçici gelirden (YT) oluşur. Piyangodan kazanılan para veya hastalık harcamaları geçici unsurlardır. Robert Hall'un Rassal Yürüyüş Hipotezi, Rasyonel Bekleyişler altında tüketim değişikliklerinin öngörülemez olduğunu savunurken, Arthur Smithies'in Sürüklenen Tüketim Hipotezi, şehirleşme ve servet gibi etkenlerle uzun dönemde APC'nin sabit kaldığını savunur. David Laibson'ın Anlık Memnuniyetin Çekiciliği Yaklaşımı ise tüketicilerin zamana göre tutarsız tercihler yapabildiğini behavioral iktisat çerçevesinde inceler. Yatırımlar, bugünkü dönem ile gelecek dönem arasında bağ kurarak yaşam standartlarını artırmayı amaçlayan ve firmalar tarafından gerçekleştirilen harcamalardır. Ekonomide yatırım, 'sermaye stokuna yapılan ilaveler ve potansiyel verimi artırıcı faaliyetlere yönelik harcamalar' olarak tanımlanır. Yatırım harcamaları tüketimden sonraki en büyük ikinci harcama kalemi olup gelir ve istihdamı artırıcı hızlandıran etkiye sahiptir. Yatırım faaliyetleri dört ana grupta incelenir: 1) Konut yatırımları (hanehalkının barınma ihtiyacı için inşa edilen yapılar), 2) Konut dışı yapı yatırımları (fabrika, atölye, altyapı, yol, köprü gibi reel sektörün üretim kapasitesini artıran yapılar), 3) Ekipman yatırımları (makine, teçhizat, robotik sistemler ve araç-gereç harcamaları), 4) Envanter yatırımları (hammadde, yarı mamul ve nihai mal stoklarına yönelik harcamalar). Envanter yatırımları, enflasyondan korunmak, tedarik sorunlarını aşmak ve ani talep artışlarına cevap verebilmek amacıyla tutulur. Yatırımlar Brüt Yatırım (GI) ve Net Yatırım (NI) olarak ikiye ayrılır. Belli bir dönemde yapılan tüm yatırımlar brüt yatırımı verirken, brüt yatırımlardan sermaye mallarının yıpranma payını gösteren amortismanların (D) çıkarılmasıyla Net Yatırım elde edilir (NI = GI - D). Amortisman yatırımları, eskimeyen sermaye stokunun üretim gücünü korumak için yapılan bakım-onarım harcamalarıdır. Yatırım düzeyini belirleyen dört temel etken vardır: Kârlılık beklentisi (ekonomik beklentiler), faiz oranları (borçlanma maliyeti), vergiler (kurumlar vergisi oranları) ve nakit akışı (firmaların iç finansman imkânları). Klasik iktisatçılar yatırımı faizin fonksiyonu görürken, Keynesyen modelde yatırımların faizle ters yönlü olduğu kabul edilir. Yatırımlar otonom yatırımlar (gelirden bağımsız altyapı/AR-GE yatırımları) ve uyarılmış yatırımlar (harcanabilir gelire bağlı yatırımlar) olarak da ayrılır; burada gelirdeki değişimin yatırıma yansımasını Marjinal Yatırım Eğilimi (MPI ya da 'e') belirler. Yatırım projelerinin değerlendirilmesinde Net Bugünkü Değer (NPV) kriteri kullanılır. Yatırımcı, gelecekte elde edeceği net hasılatların bugünkü değerini piyasa faiz oranına göre iskonto ederek yatırımın bugünkü maliyetiyle karşılaştırır. Eğer NPV > 0 ise yatırım yapılır, NPV < 0 ise yatırım reddedilir. Sermayenin Marjinal Etkinliği (MEC), sermaye stokundaki bir birimlik artışın firmaya sağladığı marjinal ürün değeridir. Optimal sermaye miktarı, MEC'nin sermayenin birim maliyetine (MCK) eşit olduğu noktada (MEC = MCK) gerçekleşir. Hızlandıran Teorisi (Hızlandıran İlkesi), net yatırımın mutlak çıktı düzeyine değil, nihai çıktıdaki değişme oranına bağlı olduğunu savunur (It = w * [Yt - Yt-1]). Sermaye-hasıla oranına (w) dayanan bu teori, nihai mal talebindeki dalgalanmaların sermaye malları talebini neden kat kat daha fazla dalgalandırdığını açıklar. Ancak tam kapasite varsayımı ve atıl kapasite durumlarını göz ardı etmesi nedeniyle eleştirilmiştir. James Tobin tarafından geliştirilen 'Tobin’in q Teorisi', hisse senedi piyasası fiyatları ile yatırım kararlarını ilişkilendirir. q = Kurulu Sermayenin Piyasa Değeri / Kurulu Sermayenin Yenileme Maliyeti olarak formüle edilir. Eğer q > 1 ise, firmanın piyasa değeri yenileme maliyetini aştığı için firmalar yeni yatırımlar yapar; q < 1 ise yenileme maliyeti piyasa değerinin altında kaldığı için firmalar yatırım yapmaz ve yıpranan sermayeyi yenilemez. Firmalar yatırımlarını finanse ederken öncelikle kârlar ve amortisman karşılıkları gibi içsel fonları kullanırlar. İç kaynaklar yetersiz kaldığında tahvil ihraç etme, bankadan borçlanma veya hisse senedi ihraç etme gibi dış finansman kaynaklarına başvururlar. Fon maliyetini belirleyen en temel unsur piyasa faiz oranları, vade ve risk yapısıdır. Talep yönlü kısa dönem makroekonomik denge, planlanan toplam harcamaların toplam çıktıya (GSYH) eşit olduğu noktada gerçekleşir [Y = C + I + G + (X - IM)]. 45 derecelik gelir-harcama doğrusu, çıktı ile harcamaların eşit olduğu potansiyel denge noktalarını gösterir. Eğer planlanan harcamalar çıktıyı aşarsa (Harcama > Çıktı), stoklar erir ve üreticiler üretimi artırır. Eğer çıktı harcamalardan fazlaysa (Çıktı > Harcama), stoklar birikir ve üreticiler üretimi kısar. Ekonomide denge GSYH düzeyi, potansiyel GSYH düzeyinin üzerindeyse 'Enflasyonist Açık', altındaysa 'Deflasyonist Açık' (resesyon ve işsizlik) oluşur. Fiyatlar genel seviyesindeki artışlar hanehalkının reel servetini ve tüketimini düşürerek toplam harcama eğrisini aşağı kaydırır. Çoğaltan (Çarpan) Mekanizması, otonom harcamalarda (örneğin yatırım veya kamu harcamalarında) meydana gelen bir birimlik artışın, toplam çıktı düzeyinde bir birimden çok daha fazla (kat kat) artış yaratacağını ifade eder. Çoğaltanın büyüklüğü Marjinal Tüketim Eğilimi'ne (MPC) bağlıdır ve formülü ke = 1 / (1 - MPC) = 1 / MPS şeklindedir. Örneğin MPC = 0.75 iken çoğaltan 4'tür; yani yatırımlardaki 1 birimlik artış milli geliri 4 birim artırır. Maliye politikası kapsamında kamu harcamaları doğrudan, net vergiler ise dolaylı olarak harcanabilir geliri etkiler. Vergi Çoğaltanı, harcama çoğaltanından farklı olarak negatif işaretlidir (Vergi Çoğaltanı = -MPC / MPS). Vergilerdeki bir indirim harcanabilir geliri ve tüketimi artırarak milli geliri yükseltir. Para politikasında ise merkez bankasının para arzını artırması faizleri düşürür, düşük faiz oranları yatırım harcamalarını ve dolayısıyla toplam talebi artırır. Dışa açık ekonomilerde ise ithalatın gelire bağlı olması (marjinal ithalat eğilimi, MPI) çoğaltan katsayısını küçültür.