
Monetarist iktisadın öncüsü Milton Friedman, 1957 tarihli çalışmasında tüketicilerin kararlarını geçici dalgalanmalara göre değil, yaşam boyu istikrarlı kazanç beklentisi olan 'sürekli gelir'e göre ayarladıklarını kanıtlamıştır. Bu teori, geçici gelir artışlarının (piyango vb.) tüketimi çok az etkilediğini açıklamıştır.
Nobel ödüllü Keynesyen iktisatçı James Tobin, 1969 yılında hisse senedi piyasası fiyatları ile firmaların yatırım kararlarını ilişkilendiren 'Tobin q Teorisi'ni geliştirmiştir. Kurulu sermayenin piyasa değerinin yenileme maliyetine oranına (q) dayanarak firmaların yatırım yapma iştahını açıklamıştır.
John Maurice Clark, 1917 yılında yayımladığı 'İş Hızlandıran ve Talep Yasası' makalesinde net yatırımın mutlak çıktı düzeyine değil, nihai mal talebindeki değişme oranına bağlı olduğunu gösteren Hızlandıran İlkesi'ni iktisat literatürüne kazandırmıştır.
2008 yılında ABD'de başlayıp tüm dünyaya yayılan küresel finansal kriz, piyasaların kendiliğinden dengelenemeyeceğini bir kez daha göstermiştir. FED ve diğer büyük merkez bankaları, piyasaya devasa likidite sağlayarak ve tahvil alarak (gevşek para politikası) ekonomileri depresyondan kurtarmak için Keynesyen müdahale yöntemlerini uygulamıştır.
Türkiye ekonomisinde 2016 yılının üçüncü çeyreğinde yaşanan eksi büyüme sonrasında, hükümet 2017 yılında Kredi Garanti Fonu (KGF) ve Hazine garantileriyle reel sektöre ucuz kredi imkânı sunmuş, bazı sektörlerde vergi indirimleri uygulamıştır. Bu Keynesyen genişletici maliye politikası sayesinde büyüme oranı %7 düzeyine yükselmiştir.
Türkiye'de tüketici kredilerinin toplam krediler içindeki payı 2002-2007 döneminde hızla artarak %13,4'ten %33,3'e yükselmiş, 2012'de ise %33,5 ile zirve yapmıştır. Bu hızlı artış özel tüketimin GSYH içindeki payını ve hanehalkı borçlanma eğilimini doğrudan etkilemiştir.
2000'li yılların sonlarından itibaren Türkiye'de cari açığı ve aşırı tüketimi sınırlamak amacıyla BDDK öncülüğünde kredi kartı taksit sürelerine sınır getirilmesi, asgari ödeme oranlarının artırılması ve taşıt/ihtiyaç kredisi vadelerinin daraltılması gibi sıkı makro ihtiyati tedbirler uygulanmıştır.
Robert Hall, sürekli gelir hipotezi ve rasyonel bekleyişler teorisini birleştirerek, tüketiciler ellerindeki tüm bilgiyi rasyonel kullandığı takdirde zaman içindeki tüketim değişikliklerinin öngörülemez olduğunu ve 'rassal yürüyüş' (random walk) izlediğini savunmuştur.
Davranışsal iktisatçı David Laibson, tüketicilerin uzun dönemde sabırlı iken kısa dönemde sabırsız davrandıklarını, bu nedenle diyet yapma veya sigarayı bırakma gibi kararlarında zamana göre tutarsızlıklar yaşayarak anlık hazza yöneldiklerini açıklamıştır.
David Ricardo ve daha sonra Robert Barro tarafından geliştirilen denklik hipotezine göre, devletin vergi indirimleri hanehalkı tarafından gelecekte vergi artışı olarak finanse edileceği öngörüldüğü için harcanmayıp tasarruf edilir; bu nedenle tüketimde bir değişiklik olmaz.
Arthur Smithies, kısa dönemde harcanabilir gelir artarken APC'nin azaldığını ancak uzun dönemde şehirleşme, yaşam standardı ve servet artışı gibi faktörlerin tüketimi sürüklemesi sayesinde APC'nin sabit kaldığını savunmuştur.