İşletme İçin İnovasyon Kaynakları ve Yaklaşımları. İnovasyonun ortaya çıkmasında hangi faktörlerin etkili olduğu konusunda çeşitli tartışmalar olsa da genel olarak bu süreç; bilimsel ve teknik araştırmalar, teknolojik gelişmeler ve pazarın ihtiyaçlarının etkileşimi sonucunda şekillenmektedir. Bilimsel ve teknik araştırma, üniversite ve diğer bilimsel kurumlar tarafından ortaya çıkarılan yeni bilgileri arama süreciyken, teknolojik gelişmeler bu bilgilerin ürün, hizmet ve süreçlerde uygulanmasıdır. Pazarın ihtiyaçları açısından bakıldığında ise kullanıcıların ürün ve hizmetlerden bekledikleri fayda göz önünde bulundurulmaktadır. İnovasyonun temelini inovatif fikirler oluşturur ve bu fikirlerin kaynağını genelde teknoloji ve pazar bilgisi şekillendirir. İnovasyon kaynakları konusunda en çok bilinen yaklaşımlardan biri Peter Drucker'ın yedi kaynak sınıflamasıdır. Drucker'a göre inovasyon fırsatları; beklenmeyen başarı/hatalar, uyumsuzluklar, süreç ihtiyaçları, endüstri/pazar değişimleri, demografik değişimler, algı değişimleri ve yeni bilgiler olmak üzere yedi grupta toplanır. Bunların ilk üçü kurum ve sektör içinde gerçekleşirken, diğerleri dış çevredeki değişimlerden kaynaklanır. Diğer önemli bir sınıflama Von Hippel tarafından yapılmış ve 'fonksiyonel inovasyon kaynakları' olarak adlandırılmıştır. Von Hippel kaynakları kullanıcılar, üreticiler ve tedarikçiler olarak ayırır. Anderson ise inovasyon kaynaklarını; firmanın kendi içinde ortaya çıkan fikirler, benzer örgütlerden ithal edilen inovasyonlar ve yasal düzenlemeler gibi dışsal faktörlerin firmayı inovasyon yapmaya zorlaması olmak üzere üç grupta toplamıştır. Günümüzde inovasyon kaynakları genel olarak dışsal, içsel ve durumsal kaynaklar olmak üzere üç temel başlıkta incelenmektedir. İşletmelerin inovasyon sürecinde yararlanabilecekleri dışsal kaynaklar; pazarlar ve müşteriler, inovasyon toplulukları, rakipler ve tedarikçiler, stratejik ortaklıklar, üniversiteler, kamu kurumları ve özel kuruluşlar ile diğer ülkelerin inovasyon sistemi aktörleri olmak üzere altı başlıkta incelenir. Pazarın ihtiyaçları, inovasyon süreçlerini yönlendiren en önemli unsurdur. Yeni ürün geliştirme sürecine müşterilerin katılımının sağlanması, inovasyonun pazarda kabul görmesini kolaylaştırır ve işletmeye doğrudan bilgi akışı sağlar. İnovasyon toplulukları, inovasyona ilişkin bilgilerini paylaşmak ve tartışmak üzere çeşitli iletişim kanalları vasıtasıyla bir araya gelen birey veya işletmelerden oluşur. Von Hippel'e göre işletmeler bu topluluklardan faydalanırken üç farklı rol üstlenebilir: Kullanıcı inovasyonlarını kendi ürünlerine ekleyip satabilir, kullanıcılara üzerinde değişiklik yapabilecekleri temel ürünler/araçlar sunabilir ya da inovatif kullanıcılara tamamlayıcı ürün ve hizmetler sağlayabilir. Rakipler, tedarikçiler ve stratejik ortaklıklar da kritik dışsal kaynaklardır. Tedarikçilerin malzemelerdeki iyileştirmeleri veya dağıtıcıların ürünün yapısal özelliklerine dair geri bildirimleri inovasyona kaynaklık eder. Stratejik ortaklıklar ise Ar-Ge maliyetlerini ve risklerini azaltmak, süreci kısaltmak ve bilgi paylaşımını kolaylaştırmak amacıyla kurulur. Üniversiteler ve kamu araştırma laboratuvarları ise bilimsel çalışmalarıyla yeni teknolojiler üretir; ancak bu bilgilerin ticarileşmesi için kamu-üniversite-sanayi iş birliğinin (KÜSİ) etkin kurulması ve iletişim eksikliklerinin aşılması gerekmektedir. Yeni fikirlerin ortaya çıkmasına öncülük eden içsel kaynaklar, işletmenin kendi departmanları ve çalışanlarıdır. İşletme içinde yeni fikirler üretmede ve inovasyonları geliştirmede öncü birim Ar-Ge departmanı olarak bilinse de pazarlama, üretim ve finans gibi diğer departmanlar da inovasyon kaynağıdır. Departmanlar arası iş birliği bu süreçte kaçınılmazdır; Ar-Ge'nin geliştirdiği bir fikrin ürüne dönüşmesinde üretim, fiyatlanması ve konumlandırılmasında ise pazarlama departmanı aktif rol oynamalıdır. Bir departmanın radikal inovasyonu, diğer departmanların katkısıyla artımsal inovasyonlara dönüşebilir. Durumsal inovasyon kaynakları ise belirli şartların ve olayların gerçekleşmesiyle ortaya çıkan kaynaklardır. Allan Afuah bunları; planlanmış işletme faaliyetleri, beklenmeyen olaylar ve yaratıcı yıkım olarak üç grupta nitelendirmiştir. Planlanmış faaliyetler, işletmenin inovasyon amacıyla yürüttüğü sistemli çalışmalardır. Beklenmeyen olaylar ise bazen belirli bir ihtiyaç için geliştirilen ürünün yetersiz kalıp, tesadüfen başka bir ihtiyacı mükemmel şekilde karşılayan yeni bir inovasyona dönüşmesiyle ortaya çıkar. Joseph Schumpeter'in 'yaratıcı yıkım' olarak adlandırdığı olgular da durumsal inovasyon kaynağıdır. Yeni bir teknolojinin ortaya çıkarak mevcut teknolojileri, ürünleri ve hatta tüm bir sektörü işlevsiz hale getirmesi yaratıcı yıkıma örnektir. Yaratıcı yıkım süreci, sektörel bir değişim ve dönüşümü beraberinde getirirken, işletmeler için yepyeni faaliyet alanları ve inovasyon fırsatları yaratır. İnovasyon yaklaşımları tarihsel süreçte beş farklı model altında gelişim göstermiştir. Bunlardan ilki olan doğrusal inovasyon modelleri, inovasyon sürecini ardışık ve tek yönlü bir akış olarak görür. Bu modeller inovasyonun başlangıç noktasına göre teknoloji merkezli ve pazar merkezli olmak üzere ikiye ayrılır. Teknoloji merkezli doğrusal modellerde süreç Ar-Ge ile başlar, prototip geliştirme, üretim ve pazarlama ile son bulur. Bu modelde tüketiciler pasif konumdadır. Pazar merkezli doğrusal modellerde ise başlangıç noktası tüketicilerin ihtiyaçları ve pazar talepleridir. Doğrusal modellerin yetersiz kalması üzerine ilişkisel (eş zamanlı) modeller geliştirilmiştir. Doğrusal modellerin aksine, inovasyonun sadece tek bir departmanın ardışık çalışmasıyla değil, işletme içindeki Ar-Ge, üretim ve pazarlama gibi farklı departmanların eş zamanlı olarak bilgi ve yeteneklerini paylaşmasıyla ortaya çıktığını savunur. Bu yaklaşım departmanlar arası duvarları yıkarak eş zamanlı çalışmayı teşvik eder. İnteraktif inovasyon modelleri, ilişkisel modellerin basit yapısını aşarak pazarın çekici gücü ile teknolojinin itici gücünü birleştirir. Bu model, işletme içi departmanların iletişimi ile dış çevredeki bilimsel gelişmeler ve toplumsal ihtiyaçlar arasında sürekli, çift yönlü ve interaktif bir etkileşim kurulmasını öngörür. Sistemik ve öğrenen ağ modelleri ise bu etkileşimi daha da genişleterek işletmenin çevreyle olan sürekli bağına odaklanır. Bu modele göre inovasyon, çok sayıda iç ve dış aktörün dinamik etkileşimiyle gerçekleşir ve süreç sürekli geri beslemelerle öğrenen bir yapı kazanır. Son olarak Henry Chesbrough tarafından kavramsallaştırılan açık ve kapalı inovasyon modelleri, işletmenin dış çevreyle olan sınırlarını ele alır. Kapalı inovasyon modelinde işletme, inovasyon için gerekli fikirleri sadece kendi içinde üretir, geliştirir ve ticarileştirir; dışarıdan katkı kabul etmez. Açık inovasyon modelinde ise işletmeler inovasyon sürecini dışa açarak üniversiteler, rakipler, müşteriler ve start-up'lar gibi dış kaynaklardan aktif olarak yararlanır, kendi kullanmadıkları fikirleri ise dışarıya lisanslayarak ticarileştirirler.