
1900'de İsrail'de kurulan sosyalist Kibbutz komünlerinde mülkiyet ve çocuk bakımı ortaktır. 1920-1970 yılları arasında çocuklar ebeveynlerinin dairelerinde değil komün çocuk yuvalarında büyütülmüştür; günümüzde İsrail'in endüstriyel üretiminin önemli bir kısmını bu topluluklar gerçekleştirmektedir.
Tarihçi Peter Laslett, endüstri öncesi İngiltere'de (1564-1821) hane halklarının sadece yüzde 10'una yakınında çekirdek aile dışında akraba yaşadığını göstermiştir. Bu bulgu, geniş ailenin sanayileşmeyle çekirdeğe dönüştüğü tezini çürüterek tersini savunmuştur.
1973 yılında yayımlanan 'Simetrik Aile' eserinde Young ve Willmott, ailenin 4 aşamadan geçtiğini savunmuştur. Üçüncü aşamadaki simetrik ailede erkek ve kadınların ev içi görevleri tam olarak aynı olmasa da önem bakımından denkleşmiş ve kadınlar karar alma süreçlerinde güçlenmiştir.
ASPB (2015) tarafından yayımlanan verilere göre, Türkiye'de evlenmiş kadınların yüzde 38'i yaşamının herhangi bir döneminde eşinden fiziksel ve/veya cinsel şiddet görmüştür. Duygusal şiddete maruz kalan kadınların oranı ise yüzde 44 gibi yüksek bir düzeydedir.
TÜİK 2016 verilerine göre Türkiye'deki hanelerin yüzde 66'sı çekirdek aileden, yüzde 16'sı geniş aileden, yüzde 15'i ise tek kişilik hanehalklarından oluşmaktadır. Çekirdek ailelerin de yüzde 12'sini tek ebeveynli aileler oluşturmaktadır.
Jessie Bernard (1972) evliliğin eşler tarafından tamamen farklı deneyimlendiğini ortaya koymuştur. Çalışma, evlilikten erkeklerin kadınlara oranla çok daha fazla fiziksel ve psikolojik fayda sağladığını, ev kadınlarının ise 'ev kadınlığı sendromu' yaşadığını kanıtlamıştır.
Lenore Weitzman'ın (1985) yaptığı araştırma, boşanma sonrasında eski kocaların yaşam standartlarının yüzde 42 oranında iyileştiğini, buna karşın boşanan kadınların yaşam standartlarının ise yüzde 78 oranında kötüleşerek yoksullaştıklarını ortaya koymuştur.
Mübeccel Belik Kıray (1964) 'Ereğli: Ağır Sanayiden Önce Bir Sahil Kasabası' adlı çalışmasında, hızlı endüstrileşme sürecinde ailenin yapısal kopukluklar arasında tampon görevi görerek geçici denge ve güvenlik sağladığını incelemiştir.
Serim Timur (1972), Türkiye'de hane halkı yapılarını inceleyerek çekirdek aile, ataerkil geniş aile, geçici geniş aile ve parçalanmış aile olmak üzere dört temel tip belirlemiş; aile biçimlerinin oluşumunda mülkiyet ilişkilerinin kritik rol oynamıştır.
Çiğdem Kağıtçıbaşı (1980), geleneksel kırsal aileden kentsel aileye geçişte çocukların ekonomik değerinin azalıp psikolojik değerinin arttığını; bu durumun kız ve oğlan çocukları arasındaki ayrımı azaltarak demokratik aile ilişkilerini güçlendirdiğini kanıtlamıştır.
Türkiye tarafından 2011 yılında imzalanan İstanbul Sözleşmesi (Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi), imzalayan ülkelere kadına yönelik her türlü şiddeti önlemek için yasal önlem alma yükümlülüğü getiren uluslararası bir adımdır.