Özet
← Ünite 8

Ünite 8: Türkiye Cumhuriyetin’de Eğitim — Konu Anlatımı

Ünitenin tamamını tek sayfada görPremium

1Türkiye Cumhuriyeti Eğitim Sisteminin Dayandığı Esaslar ve Atatürk’ün Eğitim Düşüncesi

Türkiye Cumhuriyeti eğitim sisteminin fikrî ve yapısal temelleri Mustafa Kemal Atatürk’ün görüşlerine, Türk eğitimini yeniden yapılandıran devrim kanunlarına, parti ve hükûmet programlarına, eğitim şuralarına, kongre ve komisyon kararlarına ve son olarak Avrupa Birliği Müktesebatı'na dayanmaktadır. Osmanlı Devleti’nden devralınan eğitim mirası millîlikten uzak, kozmopolit ve ikili bir yapıya sahipti. Atatürk, Sakarya Muharebesi’nin en kritik günlerinde dahi Ankara’da Maarif Kongresi’ni toplayarak eğitimin önemini vurgulamış ve Batı karşısındaki gerilemenin en büyük nedeninin köksüz eğitim sistemi olduğunu belirtmiştir.

Atatürk dogmatik bir sistem kurucusu değil; felsefi temelleri Aydınlanma Çağı’na, siyasi temelleri Fransız İhtilali’ne dayanan modernitenin değerlerini benimsemiş pragmatik bir liderdir. Eğitimde millîlik, laiklik, bilimsellik, ferdin ve toplumun ihtiyacına görelik, fırsat eşitliği ve cumhuriyetçilik ilkelerini benimsemiştir. Bu ilkeler daha sonra 1973 tarihli 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu’nun da fikrî altyapısını oluşturmuştur. Atatürk, değişen koşullara göre hızlı ve akılcı çözümler üretilmesini savunmuş, dogmatizme karşı aklı ve bilimi rehber edinmiştir.

Cumhuriyet’in ilanından sonra eğitim, hem rejimi kuracak nesilleri yetiştiren bir özne hem de yeni değerlere göre biçimlendirilmesi gereken bir nesne konumundaydı. Öğretmenler cumhuriyetin yeni nesillerini yetiştirmekle görevlendirilmiş, ancak bu görevi yerine getirebilmek için eğitimin felsefi ve idari temelleri kökten değiştirilmiştir. Osmanlı'dan kalan mektep-medrese çatışmasına son verilmiş, yabancı ve azınlık okullarının denetimsiz faaliyetleri engellenerek ulus devlet modeline uygun, merkezi ve çağdaş bir eğitim ağı örülmüştür.

2Eğitim Devrimleri: Tevhid-i Tedrisat, Laikleşme ve Karma Eğitim

Tanzimat’tan beri süregelen mektep ve medrese ikiliği ile yabancı okulların denetimsizliği, Millî Mücadele ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında aşılması gereken en büyük engellerdi. 3 Mart 1924 tarihinde kabul edilen Tevhid-i Tedrisat (Öğretim Birliği) Kanunu ile ülkedeki bütün bilim ve eğitim kurumları Maarif Vekâleti’ne bağlanarak idari ikilik kesin olarak sona erdirilmiştir. Aynı gün Halifeliğin ve Şer’iye ve Evkaf Vekâleti’nin kaldırılması, devlet ve toplum hayatının laikleşme sürecinde dönüm noktası olmuştur.

Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun din eğitimini düzenleyen maddesi gereğince İstanbul Darülfünunu bünyesinde bir İlahiyat Fakültesi ve ülke genelinde 29 imam-hatip mektebi açılmıştır. Ancak medreselerin kapatılmasından sonra açılan bu imam-hatip mektepleri, ilerleyen yıllarda öğrenci yokluğu ve mali destek bulunamaması gibi nedenlerle 1931-1932 öğretim yılında kapanmıştır. İlahiyat Fakültesi ise 1933 Üniversite Reformu sırasında İslam İncelemeleri Enstitüsüne dönüştürülmüştür. Din dersleri ortaokul ve ilkokul programlarından kademeli olarak çıkarılmış, din eğitimi ancak II. Dünya Savaşı sonrasında yeniden müfredata girmiş ve 12 Eylül 1980 sonrasında zorunlu hale getirilmiştir.

Yabancı ve azınlık okulları da Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile Maarif Vekâleti'nin denetimine alınmış, bu okullarda din propagandası yapılması ve dini semboller kullanılması yasaklanmıştır. Ayrıca Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren kadın-erkek eşitliğini sağlamak ve toplumsal kalkınmayı hızlandırmak amacıyla karma eğitime geçilmiştir. Önce 1921'de yükseköğretimde (Darülfünun) başlayan karma eğitim süreci, 1924'ten itibaren ortaokullarda, 1934-1935 öğretim yılından itibaren ise liselerde tamamlanmıştır.

Harf İnkılabı ile 1928 yılında Arap alfabesi terkedilerek Latin esaslı yeni Türk alfabesine geçilmiştir. Okuma yazma seferberliğini yaygınlaştırmak amacıyla 11 Kasım 1928’de Millet Mektepleri Teşkilatı kurulmuş, bu okullarda halka hem okuma yazma hem de temel yurttaşlık eğitimi verilmiştir. Mayı 1932'ye kadar bu okullardan mezun olanların sayısı 2,5 milyonu aşmıştır.

3Yükseköğretim Reformları ve Darülfünun'un Dönüşümü

Osmanlı’dan devralınan en önemli yükseköğretim kurumu olan İstanbul Darülfünunu, Cumhuriyet’in inkılaplarına ve bilimsel beklentilerine yeterli desteği verememiştir. Bu durum üzerine İsviçreli uzman Prof. Albert Malche Türkiye’ye davet edilmiş ve bir rapor hazırlamıştır. Bu rapor doğrultusunda 1933 yılında Darülfünun kapatılmış ve yerine çağdaş bilim anlayışıyla İstanbul Üniversitesi kurulmuştur.

1933 Üniversite Reformu sırasında eski kadrodan 157 kişi açıkta bırakılmış, Nazi Almanyası’ndaki baskılardan kaçarak Türkiye’ye sığınan dünyaca ünlü pek çok yabancı bilim insanı (ordinaryüs profesör ve profesörler) yeni üniversitede görev almıştır. Bu yabancı akademisyenler Türk yükseköğretiminde modern bilim dallarının kurulmasında ve yeni nesil Türk bilim insanlarının yetiştirilmesinde öncü rol oynamıştır.

Erken Cumhuriyet döneminde yükseköğretimde elitist bir anlayış hakimken, son otuz yılda kitle eğitimi stratejisi benimsenmiş ve üniversite sayısı hızla artmıştır. Özellikle 2000'li yıllardan itibaren açılan vakıf üniversiteleri yükseköğretimin büyümesinde belirleyici olmuştur. 1981 yılında çıkarılan 2547 sayılı Kanun ile tüm yükseköğretim kurumları Yükseköğretim Kurulu (YÖK) çatısı altında toplanmıştır. Buna rağmen üniversitelerin kapasitesi artan talebi karşılamakta hala Avrupa standartlarının gerisinde kalabilmektedir.

4Millî Eğitim Bakanlığı Teşkilatı, Anayasalar ve Yasal Dayanaklar

Türkiye Cumhuriyeti eğitim sisteminin idari omurgasını oluşturan Millî Eğitim Bakanlığı (MEB), 1920 yılında Maarif Vekâleti adıyla kurulmuş, cumhuriyet tarihi boyunca çeşitli isim değişiklikleri geçirmiştir. Bakanlık örgüt yapısı zaman içinde çıkarılan kanunlar ve 2011 tarihli 652 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile yeniden düzenlenerek merkez, taşra ve yurt dışı teşkilatları olarak yapılandırılmıştır. Merkez teşkilatında Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı bilimsel danışma ve karar organı olarak stratejik bir konuma sahiptir.

Eğitim politikalarına yön veren temel hukuki belgeler anayasalar, 1973 tarihli 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu, hükûmet programları ve Millî Eğitim Şûralarıdır. 1739 sayılı Kanun, Türk millî eğitimini genel amaçlar, temel ilkeler ve yapısal bütünlük (örgün ve yaygın eğitim) çerçevesinde düzenlemiştir. Ayrıca Maarif Şûraları, bakanlığın en yüksek danışma kurulu olarak eğitim sistemindeki kritik kararların alındığı platformlardır.

Avrupa Birliği uyum süreçleri kapsamında eğitim ve kültür faslı çerçevesinde müfredat güncellemeleri, Bologna Süreci kriterleri ve ortak projeler (Socrates, Erasmus vb.) hayata geçirilmiştir. Öte yandan Eğitimde FATİH Projesi ile okulların teknolojik altyapısı güçlendirilmiş, dersliklere akıllı tahtalar yerleştirilmiş ve e-içerik geliştirme faaliyetleri hızlandırılmıştır.

5Eğitim Sisteminin Genel Yapısı: Örgün ve Yaygın Eğitim

1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu'na göre Türk eğitim sistemi örgün eğitim ve yaygın eğitim olmak üzere iki ana ana bölüme ayrılır. Örgün eğitim; okulöncesi, ilkokul, ortaokul, ortaöğretim ve yükseköğretim kademelerini kapsayan, belirli yaş grubundaki bireylere okul çatısı altında verilen düzenli eğitimdir. Tarihsel süreç içerisinde ilköğretim ve ortaöğretim süreleri 1924, 1973, 1997 ve 2012 yıllarında yapılan yasal değişikliklerle yeniden yapılandırılmıştır.

Okulöncesi eğitim, 3-5 yaş grubunu kapsayan ve ilköğretim çağına gelmemiş çocukların eğitimini amaçlayan isteğe bağlı bir kademedir. Cumhuriyet’in ilk yıllarında çok cılız bir miras devralınmışken (1923-1924'te sadece 80 anaokulu), sanayileşme, kentleşme ve kadın istihdamının artmasıyla birlikte okulöncesi eğitimde okullaşma oranları günümüzde büyük ivme kazanmıştır.

Ortaöğretim; genel, mesleki ve teknik liselerden oluşan en az dört yıllık eğitimi kapsar. Mesleki ve teknik eğitim, ülkenin ara eleman ve uzman personel ihtiyacını karşılamak amacıyla erkek teknik, kız teknik, ticaret ve turizm, din öğretimi ve sağlık eğitimi gibi alanlarda yapılandırılmıştır. Yaygın eğitim ise örgün eğitim sistemine hiç girmemiş veya herhangi bir kademesinden ayrılmış bireylere okuma-yazma öğretmek, meslek edindirmek ve hayat boyu öğrenme imkânı sunmak amacıyla Halk Eğitim Merkezleri ve çıraklık merkezleri aracılığıyla yürütülmektedir.

6Öğretmen Yetiştirme Politikaları ve Tarihsel Gelişimi

Türkiye'de öğretmen yetiştirme sistemi cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren ülkenin acil öğretmen ihtiyacını karşılamak ve niteliği yükseltmek amacıyla sürekli bir dönüşüm geçirmiştir. İlköğretime öğretmen yetiştirmek için ilköğretmen okulları, eğitim enstitüleri ve eğitim fakülteleri kurulmuştur. Nüfusun çoğunluğunun köylerde yaşaması ve köylerin büyük kısmında okul bulunmaması nedeniyle özel modeller geliştirilmiştir.

Köyleri eğitime kavuşturmak için sırasıyla Köy Muallim Mektepleri, Köy Eğitmen Kursları (askerliğini yapmış okur-yazar gençlerin 8 aylık kursta eğitilmesi) ve 1940 yılında kurulan Köy Enstitüleri hayata geçirilmiştir. Köy enstitüleri hem teorik eğitim hem de ziraat, sağlık ve pratik yaşam becerilerini birleştiren özgün bir model olmuştur. Ancak siyasi tartışmalar ve program değişiklikleri sonucunda 1954 yılında bu kurumlar ilköğretmen okullarına dönüştürülmüştür.

Ortaöğretim ve mesleki eğitime öğretmen yetiştiren Yüksek Öğretmen Okulları ile eğitim enstitüleri, 1982 yılında çıkarılan 2547 sayılı Kanunla tamamen üniversitelere (eğitim fakülteleri ve teknik eğitim fakültelerine) devredilmiştir. 1990'larda YÖK-Dünya Bankası iş birliğiyle Millî Eğitimi Geliştirme Projesi başlatılmış, öğretmen yetiştiren programlar standartlaştırılmış ve alan eğitimi/öğretmenlik formasyonu kazandırma süreçleri güçlendirilmiştir.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250