Sesli Özet
← Ünite 8

Ünite 8: Metinler — Sesli Özet

Dinleme Premium'a özel. Seslendirme metninin tamamı aşağıda ücretsiz okunabilir.
Premium'u İncele
Metni oku

Metinler. Sultan Mehmed Gazî Trabzon gazası niyetleriyle Anadolu’ya geçtiği ve başarılı seferler sonrasında hutbe ve sikkeyi kendi adına tescillediği dönemde, çeşitli bölgelerin padişahları tarafından tahta çıkışını tebrik etmek amacıyla elçiler gönderilmiştir. Ancak Mısır sultanından elçilik heyeti gönderilmemiş, karşılıklı muhabbet ve elçi gönderme adeti terk edilmiştir. Bu durum iki devlet arasındaki dostluk bağlarının zayıflamasının ilk kıvılcımı ve adavetin (düşmanlığın) temel bahanesi olmuştur. Mısır'da Hoşkadem'in sultan olmasının ardından Osmanlı padişahının tahta geçiş tebriği için elçi göndermemesi ve Mısır sultanının da benzer bir nezaketsizlik sergilemesi ilişkileri tamamen kopma noktasına getirmiştir. Hoşkadem'in Dulkadıroğlu Mekkî Arslan Bey üzerine fedai göndermesi ve Mekkî'nin Cuma mescidinde öldürtülmesi bölgede huzursuzluğu artırmıştır. Olayın ardından Mısır sultanının Budak Bey'i göreve getirmesi, Dulkadır beylerinin tepkisini çekmiş ve Osmanlı sarayında bulunan Şehsüvâr Bey'in yerel beylerin daveti ve padişahın izniyle bölgeye giderek Budak'ı sürmesi Mısır ile Osmanlı arasındaki düşmanlığı iyice derinleştirmiştir. Mısır sultanının Şehsüvâr üzerine gönderdiği orduların sürekli yenilmesi ve bu süreçte Mekke yolundaki harap su brikelerinin (kuyularının) Osmanlı padişahı Sultan Mehmed tarafından vakıflar kurularak tamir ettirilmek istenmesi yeni bir kriz yaratmıştır. Karamanoğlu'nun bu hayır faaliyetini 'Osmanoğlu Mısır sultanına karşı hile kuruyor ve bölgeye para akıtıyor' şeklinde gammazlaması üzerine Mısırlılar Osmanlı'nın tamirat heyetine hakaret etmiş ve onları ülkeden kovmuştur. Bu olay, iki taraf arasındaki siyasi gerilimi ve husumeti tırmandıran önemli bir eşik olmuştur. Şam nâibinin Mısır sultanına isyan ederek Şehsüvâr'ın yanında yer alması ve Mısır ordusunun bozguna uğraması sonrasında Mısırlılar durumu Osmanlı'ya bağlamış, ardından özür dileyerek elçiler göndermişlerdir. Sultan Mehmed bu özrü kabul edip Mısır'a yüksek rütbeli bir elçi göndermiş olsa da, Mısır tarafının protokole uymayarak elçiye karşı takındığı küçümseyici, hakaret içeren ve yer öptürmeye çalışan tutumu bardağı taşıran son damla olmuş; elçinin maruz kaldığı bu aşağılama Osmanlı sarayında büyük bir üzüntü ve öfkeyle karşılanmıştır. Osmanlı Devlet teşkilatında idari, ilmi, kalemi ve askeri alanları kapsayan dört temel memuriyet sınıfı (tarîk) bulunmaktadır. Bunlardan birincisi mülkiye sınıfıdır; devşirme çocuklarının sarayda eğitilip İslam şeratıyla yetiştirildikten sonra sipah, silahdar, ulufeciyan ve gureba gibi süvari bölüklerine çıkarılması ve burada mertebe katederek sancakbeyliği ve beylerbeyliğine yükselmesi esasına dayanır. Bu sistem sayesinde devlet adamları idari ve askeri tecrübe kazanarak vezirlik rütbesine kadar yükselebilmekteydiler. İkinci yol, medreselerde müderrislik yaparak 15-20 yıl tullaba ilim öğretenlerin elviye kadılıklarına, İstanbul kadılığına, Anadolu ve Rumeli kazaskerliklerine ve nihayet meşihat makamına (şeyhülislamlığa) yükseldiği ilmiye tarîkidir. Üçüncü yol olan kalemiye sınıfı ise hâcegânlık adı verilen merkezi bürokrasi ve kalem zaptiyetlerinden nisancılık, defterdarlık, reislik gibi 'manâsıb-ı sitte' (altı büyük memurluk) olarak bilinen en üst düzey idari makamlara uzanan kariyer yoludur. Dördüncü yol ise yürürlükteki usullere göre piyade ve süvari ocaklarında yükselen askerî zümreyi kapsayan tarîk-ı seyfiyedir. Ancak zamanla bu köklü sistemin temelleri sarsılmış, nişancılık ve defterdarlık gibi kalemiye ve ilmiye makamları yeni yetme vezirlere verilmeye başlanmıştır. Sancak ve beylerbeylikleri rüşvet karşılığı dağıtılır hale gelmiş, vezirlerin sayısının artmasıyla birlikte ferman yazma ve tuğra çekme yetkileri merkezileştirilmek istenmiştir. Devletin yaşlanması ve bürokratik işlemlerin karmaşıklaşmasıyla birlikte yeni kalemler ihdas edilmiş, beylerbeyi ve sancakbeylerinin has gelirleri vakit vakit kaldırılarak mukataat-ı miriyeye bağlanmıştır. Bu durum yöneticilerin halktan hazeriye ve seferiye adı altında yeni vergiler toplamasına ve zenginleri müsadere etmesine zemin hazırlamıştır. Tımar sisteminin bozulmasıyla birlikte levend ve sekban adı verilen binlerce başıboş askeri grubun türemesi, köy köy dolaşarak halkı sömürmelerine ve nihayetinde Celâlî eşkıyalığının ana kaynağını oluşturmalarına yol açmıştır. Hicri 1227 senesinin ilk aylarında Mısır ile yapılan ticaret ve seyahatler vesilesiyle İzmir'e sırayan taun (veba) hastalığı, oradan İstanbul'a gelen bir ticaret gemisindeki mürettebat ve yolcular aracılığıyla Galata, Beyoğlu ve Tatavla semtlerine yayılmıştır. Surlar içerisine sıçrayan bu ölümcül salgın yüzlerce insanın hayatını kaybetmesine neden olmuş, bazı bilinçli vatandaşlar ise evlerine kapanarak tam bir izolasyon (uzlet ve tehaffuz) uygulamıştır. Tarihçi Şânî-zâde'nin aktarımlarına göre, salgın döneminde sosyal teması kesmeyip kurallara uymayanların neredeyse tamamı hastalıktan zarar görürken, hekimane bir dikkatle evinde karantina uygulayanlar bu felaketten korunmuştur. Ulema sınıfı vebaların bulaşıcı olduğunu 'sârî bi-znillâh' kaydıyla onaylamış; Avrupa'da ve İslam topraklarında karantina ve nezaret tedbirleri sayesinde Kırım ve Öz gibi bölgelerde vebanın kökünün kazındığı, aşılama metotlarıyla çiçek hastalığının bile bitme noktasına geldiği vurgulanmıştır. Salgının en şiddetli anlarında İstanbul kapılarından sur dışına çıkarılan günlük cenaze sayısı binlerce kişiyi bulmuş, Babıali sur kapılarına gizli muharrirler (yazıcılar) yerleştirerek ölülerin deftere kaydedilmesini emretmiştir. Halkın dehşetini azaltmak ve manevi huzur sağlamak amacıyla minarelerde yatsı namazından sonra Sûre-i Ahkâf okunması kararlaştırılmış, ancak surenin Ad kavminin helâkini anlatması nedeniyle halkın daha çok korkuya kapılması üzerine bu uygulama kısa sürede yasaklanmıştır. Vebanın yayılmasında fısk ve zina gibi ahlaksızlıkların etkili olduğu inancıyla, eşkıya yatağı olan vekar odalarının ve bekar hanelerinin ortadan kaldırılması kararlaştırılmış; Şevval ayının 18. günü Kaymakam Paşa ve mimar ağanın öncülüğünde Bahçekapısı'ndaki Melekgirmez Sokağı'ndaki odalar birkaç saat içinde yıkılmıştır. Zilkade ayının başlarında kış mevsiminin yaklaşması ve hava sıcaklıklarının düşmesiyle birlikte veba salgını yavaş yavaş gerilemiş, aralık ayındaki kar yağışı ve şiddetli soğuklarla birlikte hastalık tamamen hafiflemiştir. Sultan Selim döneminde silahdar olan Süleyman Bey, muharrem ayının başlarında vezirlik rütbesi, hac emirliği ve Kudüs-Nablus sancaklarıyla Şam Eyaleti'ne atanmıştır. Anadolu sınırlarının tahkim edilmesi amacıyla Canık muhassılı Hasınedâroğlu Süleyman Ağa vezirlikle Trabzon eyaletine getirilmiş, Erzurum valisi ve şark seraskeri Mehmed Emin Paşa'ya Ahılkelek Kalesi ve Tiflis'in fethi için ferman yazılmıştır. Ayrıca Şehzade Bayezid'in doğumu büyük törenler ve top atışlarıyla kutlanmıştır. Yargı ve bürokrasi bünyesinde sert mizaçlı ulemadan Rumeli Kazaskeri Alî-zâde Seyyid Mehmed Nureddin Efendi, divan toplantısında sadaret kaymakamı ile yaşadığı tartışma ve izinsiz salonu terk etmesi nedeniyle henüz dördüncü ayında Manisa'ya sürgün edilmiştir. Benzer şekilde, laubali tavırlar sergileyen eski Anadolu Kazaskeri Köstendilli Tahir Efendi Tire'ye, tezkirecisi Derviş Mehmed Esad Bey ise Tatarpazarı'na nefyedilerek cezalandırılmıştır. Pehlivan İbrahim Paşa'nın divan katibi iken Anapa bölgesine gönderilen Hâcegân'dan Seyyid Efendi, yerli aşiret beyleriyle iyi ilişkiler kurarak onları Osmanlı tarafına çekmiş ve Rus yanlısı tutumdan uzaklaştırmıştır. Rus askerlerinin Anapa'ya ani taarruzu sırasında Seyyid Efendi'nin teşvikiyle bölge kabileleri Rus ordusunu kılıçtan geçirmiş; bu başarı İstanbul'da büyük bir ferahlama yaratmıştır. Napolyon'un Rusya üzerine yaptığı askeri hazırlıklar ve savaş ihtimalinin kuvvetlenmesi, Rusları Osmanlı Devleti'ne karşı dayattıkları ağır şartları hafifletmeye ve barış masasına oturmaya mecbur bırakmıştır. Bükreş'te bir araya gelen iki tarafın murahhasları, devletlerarası müzakerelere yeniden başlayarak barış antlaşması zeminini hazırlamışlardır.