Rusya İmparatorluğu. I. Petro, Rusya'yı Orta Çağ yapısından çıkarıp modern bir dünya imparatorluğuna dönüştürme misyonuyla hareket etmiştir. Bu amaçla denizcilik eğitimini teşvik etmek amacıyla Rus soylularını yurt dışına göndermiş, kendisi de 'Petro Mihaylov' takma adıyla Batı Avrupa ülkelerini kapsayan ünlü 'Büyük Gezi'ye katılmıştır. Bu geziler yalnızca bilgi toplamakla kalmamış, aynı zamanda Rusya'nın dış politikasında ve askeri yapılanmasında kalıcı değişikliklerin temelini atmıştır. Gezileri sırasında gemi yapımı, denizcilik ve topçuluk gibi alanlarda bizzat eğitim alan Petro, Moskova'daki streletsi ayaklanmasının haberi üzerine ülkeye dönmüştür. Dönüşünün ardından geleneksel Rus yaşam tarzına ve Ortodoks değerlerine karşı radikal adımlar atmıştır. Sakal bırakmayı yasaklayarak sakal vergisi getirmiş, uzun kollu geleneksel giysileri ortadan kaldırmış ve devlet otoritesine başkaldıran streletsi birliklerini şiddetle tasfiye etmiştir. Petro, idari yapıyı merkezileştirmek amacıyla eski Boyar Duması'nın yetkilerini sınırlamış ve 1711 yılında Yüksek Senato'yu kurmuştur. Ülkeyi eyaletlere bölerek valilik sistemini getirmiş, 1717-1718 yıllarında ise eski prikaz sistemini lağvederek yerine bakanlık sisteminin temeli olan 12 kurulu oluşturmuştur. Kilisenin bağımsız siyasi bir güç olmasını engellemek için patriklüğü kaldırmış ve yerine devlet denetiminde Kutsal Sinod'u kurmuştur. Askeri alanda da köklü reformlar yapan Petro, daimi bir ordu ve güçlü bir donanma kurmuştur. 1722 yılında yürürlüğe koyduğu 'Rütbeler Tablosu' (Tavin o rangah) ile soyluların (dvoryanların) mülki ve askeri hizmetini zorunlu hale getirmiş, en alt kademeden başlamak şartıyla halktan yetenekli kişilerin de rütbe alabilmesinin önünü açmıştır. Kültürel alanda laik okullar açılmış, ilk gazete olan Vedomosti yayımlanmış, yeni alfabe ve Arap rakamları tatbik edilmiştir. 1700 yılında İsveç'e karşı başlatılan Büyük Kuzey Savaşı, Rusya'nın kaderini değiştiren en önemli askeri çatışmalardan biridir. Savaşın başında Narva Kalesi önünde İsveç Kralı XII. Charles karşısında ağır bir yenilgi alan Rus ordusu, daha sonra gücünü toparlayarak St. Petersburg şehrinin temellerini atmıştır. Baltık Denizi'ne çıkış yolu arayan Petro, Neva Nehri üzerindeki stratejik noktaları ele geçirmiştir. İsveç Kralı XII. Charles'ın Ukrayna yönüne hareket etmesi ve Rusya üzerine yürümesi üzerine Petro, 1709 yılında Poltova Savaşı'nı kazanarak İsveç gücüne büyük bir darbe vurmuştur. Poltova'da yenilen XII. Charles Osmanlı Devleti'ne sığınmış ve Osmanlı-Rus savaşlarının tetikleyicisi olmuştur. 1711 yılında Prut Nehri'nde Osmanlı ordusu tarafından kuşatılan Petro, Azak Kalesi'ni ve güney filosunu geri vermek zorunda kalmıştır. Savaşın ilerleyen yıllarında deniz savaşlarında üstünlük sağlayan Rusya, 1718'de XII. Charles'ın ölümüyle zayıflayan İsveç'i barışa zorlamıştır. 30 Ağustos 1721 tarihinde imzalanan Nystadt Antlaşması ile İsveç; İngeriya, Letonya ve Estonya'yı Rusya'ya bırakmıştır. Bu antlaşma ile Rusya, Baltık kıyılarında sağlam bir şekilde yerleşmiş ve 'Avrupa'ya açılan pencere'yi elde ederek Kuzey Avrupa'nın baskın gücü haline gelmiştir. I. Petro'nun 1725 yılında ölümü, Rusya'da uzun sürecek bir taht kavgaları ve belirsizlikler dönemini başlatmıştır. Petro çıkardığı bir kanunla hükümdara kendi halefini seçme hakkı tanımışsa da, bu kural sıkça ihlal edilmiş ve taht genellikle muhafız alaylarının müdahaleleriyle şekillenmiştir. Petro'nun ardından dul eşi I. Katerina tahta çıkmış, kısa süren saltanatının ardından II. Petro ve sonrasında Anna İvanovna yönetime gelmiştir. Çariçe Anna İvanovna dönemi, Alman nüfusunun idari kademelerde aşırı derecede artması ve keyfi, sert cezalarla karakterize edilmiştir. Anna'dan sonra kısa süre tahtta kalan VI. İvan'ın ardından, I. Petro'nun kızı Elizabeth muhafız birliklerinin desteğiyle 1741 yılında iktidarı ele geçirmiştir. Elizabeth dönemi, Alman etkisinin tasfiye edildiği ve ölüm cezasının uygulanmadığı nispeten istikrarlı bir dönem olmuştur. Elizabeth'in ardından tahta geçen III. Petro, Prusya kralı II. Friedrich'e olan hayranlığı nedeniyle Rusya'yı kazanılmış zaferlerden mahrum bırakacak şekilde Prusya ile barış imzalamıştır. Bu durum saray içinde büyük bir rahatsızlık yaratmış, karısı Sophie (Anhalt-Zerbst) yani geleceğin II. Katerina'sı, muhafızların desteğiyle bir saray darbesi düzenleyerek III. Petro'yu tahttan indirmiş ve iktidarı ele geçirmiştir. XVIII. yüzyılda Rus köy ekonomisinde tarım teknolojisi eski düzeyini korurken, feodal mülkiyet yapısında köklü değişimler yaşanmıştır. 1714 yılında çıkarılan miras kanunu ile tüm pomestyeler (şarta bağlı topraklar) votçinalara (tam mülkiyet topraklarına) dönüştürülmüştür. Bu durum toprak sahiplerinin köylüler üzerindeki otoritesini ve sömürüsünü artırmış, serflik ve kölelik koşullarını ağırlaştırmıştır. Devlet maliyesini düzeltmek amacıyla 1718-1719 yıllarında ilk nüfus teftişi yapılmış ve kişi başına vergi (baş vergisi) uygulaması getirilmiştir. Bu vergi halkın üzerindeki mali yükü iki katına çıkarmıştır. Köylüler, toprak sahiplerinin tam kontrolü altına sokulmuş; alınıp satılabilir, fiziksel cezaya maruz bırakılabilir hale gelmiştir. Çariçe Elizabeth döneminde çıkarılan yasalarla itaatsiz köylülerin Sibirya'ya sürülmesine yasal zemin hazırlanmıştır. Sanayi alanında ise özellikle madencilik ve metal imalatında büyük bir atılım gerçekleştirilmiştir. Urallar, demir ve bakır üretiminin merkezi haline gelmiş, Rusya metal ihraç eden bir konuma yükselmiştir. Ancak Batı'daki kapitalist manifaktürden farklı olarak Rus sanayisi tamamen mecburi emek ve mahkûm işgücüne dayanmaktaydı. 1724 yılında kabul edilen Gümrük Nizamnamesi ile merkantilist politika benimsenmiş ve yerli sanayi yabancı rekabetinden korunmuştur. II. Katerina (1762-1796) dönemi, Rusya'nın topraklarını en geniş sınırlarına ulaştırdığı, uluslararası alanda büyük bir güç haline geldiği ve Aydınlanma akımının saray nezdinde kabul gördüğü bir dönemdir. Katerina, Voltaire, Diderot ve Grimm gibi Avrupalı filozoflarla yazışmış, eğitim, sanat ve idari modernleşme alanlarında reformlar yapmaya çalışmıştır. Moskova'da Yasama Komisyonu'nu toplayarak yeni bir yasa taslağı hazırlatmayı amaçlamış ancak bu girişim somut bir sonuca ulaşamamıştır. Katerina döneminde eğitime büyük önem verilmiş; Mihail Lomonosov'un öncülüğünde Moskova Üniversitesi kurulmuş ve kadınların eğitimi dahil olmak üzere çağdaş eğitim kurumları yaygınlaştırılmıştır. Edebiyat, tiyatro, resim ve mimaride (Neoklasizm ve Petersburg Baroku) büyük bir ilerleme kaydedilmiştir. Dergiler çıkarılmış, tiyatro oyunları sahnelenmiş ve St. Petersburg dünyadaki en tutarlı neoklasik şehirlerden biri haline getirilmiştir. Ancak bu kültürel ve siyasi parıltının arkasında köylülerin ve serflerin yaşadığı ağır koşullar değişmemiştir. Sınıf düşmanlıkları ve ağır vergiler, Yemelyan Pugaçev liderliğinde tarihin en büyük köylü ayaklanmalarından biri olan 'Pugaçev İsyanı'na yol açmıştır. Ural Kazakları, köleler, köylüler ve Rus olmayan halkların katıldığı bu büyük isyan şiddetle bastırılmış ve Pugaçev 1775'te idam edilmiştir. II. Katerina dış politikada Rusya'nın güney sınırlarını güvence altına almak ve Karadeniz'e hakim olmak amacıyla Osmanlı İmparatorluğu ile mücadele etmiştir. 1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı'nda Rus donanması Baltık'tan Akdeniz'e inerek Çeşme'de Osmanlı donanmasını yakmıştır. Savaş sonucunda imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması ile Kırım bağımsız olmuş ve Rusya Karadeniz'de stratejik kazanımlar elde etmiştir. 1783 yılında ise Kırım doğrudan Rusya'ya ilhak edilmiştir. 1787-1792 Osmanlı-Rus Savaşı'nda General Suvorov komutasındaki Rus birlikleri büyük zaferler kazanmış, İzmali kalesi alınmıştır. Yaş Antlaşması ile Osmanlı Devleti Kırım'ın Rusya'ya ait olduğunu kabul etmiştir. General Suvorov hiç savaş kaybetmeyen bir komutan olarak 'generalissimus' unvanını almıştır. Katerina döneminin bir diğer önemli dış politika gelişmesi Lehistan'ın (Polonya) komşu devletler tarafından paylaşılmasıdır. 1772, 1793 ve 1795 yıllarında gerçekleşen üç paylaşım sonucunda Lehistan haritadan silinmiş; Rusya, Litvanya, Letonya, Volinya ve Ukrayna topraklarının büyük kısmını kendi sınırlarına katmıştır. Saray darbesiyle babası I. Pavel'in öldürülmesinin ardından 1801 yılında tahta çıkan I. Aleksandr, reform yanlısı genç aristokratlardan oluşan 'Gizli Komite'yi kurmuştur. Mihail Speranskiy'ye devlet reformları planı hazırlatmış; bu plan çerçevesinde Devlet Şurası kurulmuş ancak soyluların direnci nedeniyle kapsamlı meclis reformları hayata geçirilememiştir. XIX. yüzyılın başlarında Rusya'nın dış politikasını Napolyon Fransa'sına karşı kurulan koalisyonlar belirlemiştir. 1805 yılında Austerlitz Savaşı'nda müttefik ordular yenilgiye uğramış, 1807'de imzalanan Tilsit Barışı ile Rusya ile Fransa arasında geçici bir anlaşma sağlanmış ve kıtasal ambargo kabul edilmiştir. Ancak ilişkilerin bozulması üzerine Napolyon, 1812 yılında 678 bin kişilik devasa bir orduyla Rusya'ya saldırmıştır. Mihail Kutusov komutasındaki Rus ordusu 'vatanseverlik savaşı' (Anayurt Savaşı) vererek geri çekilmiş, Moskova halk tarafından yakılarak Fransızlara bırakılmıştır. Kış şartları, açlık ve Rus taarruzları karşısında eriyen Napolyon ordusu büyük bir bozguna uğramıştır. Savaşın ardından Rus orduları Paris'e kadar ilerlemiş, 1815 Viyana Kongresi ile Rusya Avrupa politikasının en belirleyici aktörlerinden biri haline gelmiştir. I. Aleksandr'ın 1825'teki ani ölümünün ardından taht kavgaları yaşanmış ve katı disipliniyle tanınan I. Nikola tahta çıkmıştır. Bu belirsizlik ortamından yararlanan ve Batı liberal fikirleriyle yetişmiş genç subaylar (Dekabristler / Aralıkçılar), anayasal monarşi kurmak ve köleliği kaldırmak amacıyla 14 Aralık 1825'te Senato Meydanı'nda ayaklanmıştır. Ancak bu isyan bastırılmış, liderleri idam edilmiş veya Sibirya'ya sürgün edilmiştir. I. Nikola dönemi, 'gericilik, duraklama ve baskı' dönemi olarak adlandırılmıştır. Siyasi polis teşkilatı (Üçüncü Şube) güçlendirilmiş, üniversite özerklikleri kaldırılmış ve basına ağır sansür uygulanmıştır. Buna rağmen iç politikada önemli hukuki adımlar atılmış; Speranskiy'nin öncülüğünde 42 ciltlik 'Rus Yasaları Koleksiyonu' derlenerek 1832'de ilk sistematik Kanun Külliyatı oluşturulmuştur. P. D. Kiselyov aracılığıyla devlet köylülerinin durumunu iyileştiren reformlar yapılmıştır. Dış politikada Yakın Doğu ve Doğu meselesi ağırlık kazanmıştır. 1826-1828 Rus-İran Savaşı sonucunda Türkmençay Antlaşması imzalanmış, Erivan ve Nahçıvan Rusya'ya katılmıştır. Yunan isyanı desteklenmiş, Navarin'de Osmanlı donanması yakılmış ve 1829 Edirne Antlaşması ile Yunanistan bağımsız olmuştur. 1833 Hünkar İskelesi Antlaşması ile Rusya Osmanlı boğazlarında üstünlük sağlamış, ancak bu durum Batı devletlerini rahatsız etmiştir. Osmanlı topraklarındaki kutsal yerler sorunu ve Ortodoksların hamiliği bahanesiyle I. Nikola'nın Eflak ve Boğdan'ı işgal etmesi üzerine 1853 yılında Kırım Savaşı patlak vermiştir. Rus donanması Sinop'ta Osmanlı donanmasını imha etmiş, bunun üzerine İngiltere, Fransa ve Piyemonte Osmanlı Devleti'nin yanında savaşa girmiştir. Sivastopol kuşatmasında ağır kayıplar veren Rusya yenilgiyi kabul etmek zorunda kalmıştır. 1856 Paris Barışı ile Rusya, Karadeniz'de donanma bulundurma hakkını ve Osmanlı topraklarındaki Ortodoksların hamiliğini kaybetmiştir. Bu ağır prestij kaybı, yeni Çar II. Aleksandr'ı içeride köklü reformlar yapmaya zorunlu kılmış; serfliğin kaldırılması ve toplumsal yapının dönüştürülmesi sürecinin önünü açmıştır. XIX. yüzyılın ortaları Rus edebiyatının 'Altın Dönemi' olarak adlandırılmaktadır. Bu dönemde Slavyonofiller (Rus'un öz kültürünü savunanlar) ile Batılılaşmacılar arasında yoğun fikri tartışmalar yaşanmıştır. Aleksandr Puşkin, Nikolay Gogol (Müfettiş, Ölü Canlar), Mihail Lermantov (Zamanımızın Bir Kahramanı), Fyodor Dostoyevski ve Lev Tolstoy gibi dünya çapında edebiyatçılar eser vermiştir. Herzen ve Bakunin gibi muhalif fikir adamları ise yurt dışında devrimci ve anarşist akımların temellerini atmıştır.