Kanunî’nin iltifatına mazhar olan ve kusursuz söyleyişiyle dikkat çeken Bakî, Osmanlı sahasında 'Şairler Sultanı' anlamına gelen 'sultanu’ş-şuara' unvanıyla anılmıştır.
Kanunî Sultan Süleyman’ın 1566 yılında Zigetvar seferinde vefat etmesi üzerine Bakî tarafından yazılan mersiye, duyulan acının yanında devrin ihtişamını yansıtan Türk edebiyatının en ünlü şiirlerindendir.
Tezkire yazarlarının abartarak üç bin gazel yazdığını iddia ettiği Zatî’nin, bilimsel metin olarak yayımlanan divanında tam 1825 adet gazeli bulunmaktadır.
Fuzulî’nin şiirleri Hüseyin Sadettin Arel, Bekir Sıtkı Sezgin ve Cinuçen Tanrıkorur gibi modern sanatkarlar tarafından çeşitli makamlarda bestelenmiş; Leyla ve Mecnun eseri Azerbaycan'da opera olarak sahnelenmiştir.
Medrese eğitimini tamamlayan Bakî; Mekke kadılığı, İstanbul kadılığı yapmış, ardından Anadolu kazaskerliği görevine getirilmiş ancak en büyük hedefi olan şeyhülislamlığa rakipleri yüzünden ulaşamamıştır.
Fuzulî’nin aşkı evrensel bir boyutta ele aldığı, beşeri aşktan ilahi aşka geçişi işlediği en önemli mesnevisidir. Eserde aşk, acı çekerek olgunlaşma aracı olarak gösterilmiştir.
Fuzulî’nin Hz. Hüseyin’in Kerbela’da şehit edilişini akıcı bir nesir ve şiir karışımıyla anlattığı, Türk edebiyatındaki maktel türünün en beğenilen ve okunan eseridir.
Bakî Divanı’nın günümüze ulaşan 200’den fazla yazma nüshası bulunmaktadır. Bu durum, dönemin kâtiplerinin sadece bu divanı çoğaltarak geçimlerini sağlayacak kadar esere ilgi duyduğunu gösterir.
7 Nisan 1600’de ölen Bakî’nin cenaze namazını kıldıran Sunullah Efendi, musalla taşındaki şairin huzurunda 'Kadrini seng-i musallâda bilüp ey Bâkî / Turup el bağlayalar karşuna yârân saf saf' beytini okumuştur.