Bugün edebiyatımızın iki dev ismiyle, Fuzulî ve Bakî ile baş başayız. Bu iki usta şair, altın çağını yaşayan divan edebiyatının zirvesinde yer alıyorlar. Önce Fuzulî'ye yakından bakalım. Fuzulî, Arapça, Farsça ve Türkçe eserler vermiş çok yönlü bir dahi. Özellikle Türkçe ve Farsçadaki ustalığı inanılmazdır. Şiirlerinde öyle derin bir bilgi birikimi vardır ki bunu asla gözünüze sokmaz, lirizmin arkasına ustaca saklar. Gül yaprakları gibi üst üste binen anlam katmanlarını okudukça fark edersiniz. Şiirlerinin en büyük özelliklerinden biri iç musikisidir. Öyle ki Kerbela Mersiyesi'ni okurken uzun ünlüler ve ses tekrarları adeta bir feryat koparır, o matem havasını iliklerinize kadar hissedersiniz. Fuzulî, aruzu Türkçeye öyle kusursuz uydurmuştur ki imale ve zihaf hataları neredeyse hiç yoktur. Onu bugün hâlâ okumamızın sebebi aşk, ıstırap, ölüm gibi evrensel konuları işlemesidir. Onun için aşk sadece bir duygu değil, varlık sebebidir ve bunu alemde ne varsa aşktır diyerek özetler. Tabii bu aşk zamanla ilahileşir ve Leyla vü Mecnun mesnevisinde doruğa ulaşır. Fuzulî, kendinden sonra gelenleri derinden etkilemiş bir ekoldür; gazellerine nazire yazmayan divan şairi neredeyse yoktur. Türkçe Divanı, Hadikatü’s-Süeda, Rind ü Zahid gibi pek çok değerli eseri bizlere miras bırakmıştır. Fars edebiyatından Hafız ve Nizami, Türk edebiyatından ise Ali Şir Nevayi gibi ustalardan ilham alarak kendi özgün yolunu bulmuştur. Şiirleri günümüzde bile bestekarların ilgisini çekmeye devam ediyor. Şimdi geçelim bir diğer büyük isme, yani şairler sultanı Bakî'ye. Asıl adı Mahmut olan Bakî, İstanbul'da Fatih müezzininin oğlu olarak dünyaya geliyor. Medrese eğitiminden sonra Zatî'nin dükkanındaki şiir meclislerinde kendini geliştiriyor. Süleymaniye'de müderrislik, Halep ve İstanbul'da kadılık yapıyor. Kanuni Sultan Süleyman'ın büyük sevgisini kazanarak şairler sultanı unvanını alıyor. Hayatı boyunca önemli görevlerde bulunuyor ancak şeyhülislamlık kapısından dönüyor. Bakî, Osmanlı şiirinde klasik söyleyişin zirvesidir. Şiirlerinde kusursuz bir işçilik, mana ve aruz uyumu görülür. Fuzulî'deki derin hüzün ve tasavvuf yerine Bakî'de zevk, eğlence, hayatın tadını çıkarma ve dünyevi arzular ön plandadır. Kelime oyunlarını, tevriyeleri müthiş bir ustalıkla kullanır. En önemli eseri Bakî Divanı'dır ancak Kanuni'nin ölümünün ardından yazdığı Kanunî Mersiyesi, Türk edebiyatının en görkemi ve başarılı mersiyelerinden biri olarak tarihe geçmiştir. On altıncı yüzyıl sadece bu ikisinden ibaret değil elbette, dönem adeta bir şairler bahçesi. Çizmecilikten gelip açtığı dükkanda genç şairleri buluşturan Zatî, Necatî ile Bakî arasında harika bir köprü olmuştur. Günlük konuşma dilini şiire ustaca taşıyan Zatî, binlerce gazel bırakmıştır geriye. Rumeli duyuşunu şiirimize getiren Hayalî, biçim mükemmeliyetinde Bakî'den sonra aranan isim olan Nevî ve tasavvufi derinliğiyle Emrî de bu devrin unutulmaz ustalarındandır. Bu dönemin şairleri aşkı, tabiatı, İstanbul motiflerini ve günlük hayatı öyle bir harmanlamıştır ki bu asır divan edebiyatının altın çağı olarak anılmayı sonuna kadar hak etmiştir.