Çağdaş Azerî Edebiyatı-2. Asıl mesleği öğretmenlik olan Abdulla Şaiġ (1881-1959), şair ve yazar kimliğinin yanı sıra sosyal faaliyetleri, ders kitapları ve yetiştirdiği nesillerle Azerbaycan kültür tarihinde çok önemli bir rol oynamıştır. Romantik bir çizgide eser veren Şaiġ, özellikle çocuklar için kaleme aldığı şiir, hikâye, roman ve piyeslerle tanınmıştır. Halk masallarını işleyerek yazdığı didaktik piyesleriyle dikkat çeken yazarın ilk piyesi manzum karakterli 'Gözel Bahar'dır (1910). Bu eseri 'Çoban', 'İdéal ve İnsanlıġ' (1914) gibi romantik-sembolik piyesleri takip etmiştir. Ayrıca 'İldırım' (1927), 'Aldanmış Ulduzlar' (1928), 'Ħasay' (1935), 'Éloğlu' (1939), 'Veten' (1942), 'Ana' (1945), 'Nüşûbe' (1945) ve 'Heġiġete Doğru' gibi pek çok tiyatro eseri kaleme almıştır. Abdulla Şaiġ, tiyatro ve şiirlerinin yanı sıra 'Araz' adlı romanıyla da tanınmaktadır. Bununla birlikte, 'Ħatirelerim' ve 'Ħatireler Silsilesinden' adlı anı türündeki eserleri, Azerbaycan edebiyatının neredeyse bir asırlık geçmişine ışık tutması bakımından büyük bir belgesel ve edebî değer taşımaktadır. Hüseyin Cavid (1882-1941), dönemin en meşhur şair ve dram yazarıdır. İstanbul Darülfünunu Edebiyat Şubesi mezunu olan Cavid, Türkiye'de bulunduğu 1906-1909 yılları arasında Rıza Tevfik'le yakınlık kurmuş, Batı edebiyatını Türkçe vasıtasıyla yakından tanıma fırsatı bulmuştur. Romantik ve Türkçü edebiyat görüşünü benimseyen sanatçı, Batı ile Doğu medeniyetleri arasında bir sentez yapmaya çalışmıştır. Yaratıcılığının ilk yıllarında Namık Kemal, Abdülhak Hâmid, Tevfik Fikret ve Rıza Tevfik'i örnek alan Cavid, Rus edebiyatının o dönemde Azeri aydınları üzerindeki güçlü etkisinden uzak kalmış; Türk-İslam dünyasının manevi değerlerine ve kültürüne bağlı kalmıştır. Sovyet rejiminin bütün baskılarına, 'sosyalist gerçekçilik' ve 'güdümlü edebiyat' dayatmalarına boyun eğmemiş, Sibirya'daki çalışma kampında vefat etmiştir. Cavid'in ilk dramları olan 'Ana' ve 'Maral'da beşerî problemler ele alınmıştır. Sovyet dönemine kadar yazdığı en önemli eserleri ise 'Şéyħ Sen’an' ve 'İblis'tir. 'Şéyħ Sen’an'da tasavvufun çağdaş bir yorumu işlenirken, 'İblis'te I. Dünya Savaşı sırasındaki Türk askerlerinin hayatından hareketle iyilik ve kötülük çatışması felsefi bir derinlikle ele alınmıştır. Ayrıca 'Uçurum' (1917) manzum dramında yanlış Batılılaşma eleştirilmiş, 'Siyavuş', 'Topal Téymur' ve 'Ħeyyam' gibi tarihi dramlarıyla milli-romantik tiyatronun temelleri atılmıştır. Cefer Cabbarlı (1889-1934), 1920'den önce Azerbaycan tiyatro hayatına atılmış yetenekli bir genç olarak yaratıcılık sınırlarını zorlamıştır. İlk dramı 'Vefalı Seriyye' (1915) ve onu izleyen 'Solğun Çiçekler' (1917) aile ve kadın problemleriyle ilgilidir. Cabbarlı, bu ilk eserleriyle girdiği sosyal problemleri tartışma zemininden hiçbir zaman ayrılmamıştır. Yaratıcılığının birinci devresinde 'Edirne’nin Fethi' (1917), 'Trablus Muharibesi', 'Nesreddin Şah' gibi tarihi dramlar yazmıştır. 1920'den sonra yazdığı 'Aydın' (1919-1921), 'Oġtay Éloğlu' (1923) ve 'Od Gelini' (1928) gibi eserlerinde sosyalist düşüncenin etkisi görülse de, sanatkârlık kudreti sayesinde güdümlü edebiyatın basit propaganda çizgisinden sıyrılabilmiştir. Cabbarlı, Stalin devrinde maruz kaldığı büyük baskılara rağmen 'Sévil' (1929), 'Almas' (1930), 'Yaşar' (1932), 'Dönüş' (1933) ve '1905’inci İlde' (1931) gibi eserler vermiştir. Her zaman geçerli olabilecek beşerî, sosyal ve siyasi problemleri işleyerek kahramanlarını kukla olmaktan kurtarmış, cehalet ve sömürüye karşı tiyatroyu bir vasıta olarak kullanmıştır. XX. yüzyılın başı, Bakû'nun petrol sanayii sayesinde bir kültür ve medeniyet merkezi haline geldiği, aynı zamanda kozmopolit bir yapı arz ettiği bir dönemdir. 1905 Rus ihtilali ile gelen nispi fikir hürriyeti; gazete, dergi ve siyasi teşkilatların hızla çoğalmasına zemin hazırlamıştır. İran ve Osmanlı'daki meşrutiyet hareketleri Azeri aydınlarını derinten etkilemiştir. Bu dönemin fikir ve edebiyat hayatı üç temel akımın tesiri altındadır: İsmail Gaspıralı öncülüğündeki Türkçülük cereyanı, İslamcılık (İttihad-ı İslam) ve Rusya'nın çağdaş sosyal-siyasi cereyanları ile sosyalizm. Bu akımların dışında kalan 'Molla Nesreddinci'ler ise soğukkanlı bir sentez yaparak memleketleri için en doğru yolu seçmişlerdir. İstanbul ile Bakû arasında yoğun bir kültür alışverişi yaşanmış, ortak yazı dili ve edebiyatı oluşturma çabaları 'Hayat', 'Füyuzat', 'Açıksöz' gibi yayın organlarında desteklenmiştir. Abdulla Sur gibi isimler Türk Edebiyatı Tarihi çalışmalarında Türkiye ve Azerbaycan yazarlarını birlikte ele alarak 'bütünlük fikrine' ulaşmışlardır. 1906 yılında Tiflis'te Celil Memmedguluzade ve Ömer Faik Numanzade tarafından çıkarılan 'Molla Nesreddin' mizah dergisi, dönemin en etkili fikir ve edebiyat ocağıdır. Bu dergi etrafında toplanan M. A. Sâbir, Ebdürrahim Bey Hakvérdili, Memmed Said Ordubadî gibi isimler 'Molla Nesreddinci'ler olarak anılmışlardır. Mirze Elekber Sâbir (1862-1911), milletinin dertlerini yüreğinde hisseden, 'ağlayarak güldüren, güldürerek ağlatan' şiirleriyle modern Azerbaycan şiirinin kurucusu kabul edilir. 'Hophopname' adlı eseriyle tanınan şair, gazel ve kaside geleneğini krarak şiiri toplumsal, siyasi ve ahlaki problemlere yöneltmiştir. Sâbir, skolastik düşünceye, hurafelere ve cehalete karşı sert bir mücadele vermiştir. İsmail Gaspıralı'nın Usul-i Cedid eğitim anlayışını desteklemiş, 'Turanlılarız' gibi manzumelerinde Türk milletinin tarihsel zaaflarını ve trajediini eleştirel bir gözle, son derece orijinal bir üslupla dile getirmiştir. 1920'de milli cumhuriyetin yıkılıp Azerbaycan'ın Sovyetler Birliği'ne dâhil edilmesiyle siyasi, sosyal ve kültürel hayat altüst olmuştur. 1930'lardan itibaren 'Sosyalist Realizm' adı altında parti eliyle yürütülen güdümlü edebiyat anlayışı hâkim kılınmış, yazarlara resmî ideolojiye uygun eserler yazma mecburiyeti getirilmiştir. Stalin dönemindeki şiddetli terör ve baskılar altında birçok aydın hayatını kaybetmiştir. Bu sansür ve baskı ortamında yazarlar, doğrudan eleştiri yapamayıkları için genellikle tarihi konulara, uzak ülkelerdeki olaylara veya efsanelere yönelerek bir 'kaçış yolu' aramışlardır. Eserlerde eski düzenin temsilcileri yerilirken idealize edilmiş komünistler ve işçiler ön plana çıkarılmıştır. Sovyet idaresi döneminde alfabe değiştirilmiş, Türkiye Türkçesi ile bütünleşme aşamasındaki yazı dili kasten Rusçanın paralelinde yeni bir yapıya sokulmuştur. Buna rağmen İlyas Efendiyév, Mirze İbrahimov, Resul Rıza ve Bahtiyar Vahabzade gibi usta sanatçılar şahsiyetlerini ve sanatlarını koruyarak kalıcı eserler vermeyi başarmışlardır. 1920 sonrasında şiirde de toplumcu sanat anlayışı güçlenmiştir. Süleyman Rüstem partizan ve devrimci şiirleriyle tanınırken; Semed Vurğun halk şiiri geleneklerini yeni bir ruhla yoğurarak 'Azerbaycan' adlı unutulmaz manzumenin ve 'Vâkıf' gibi önemli dramların yazarı olmuştur. Mikayıl Müşfik lirik-romantik şiirleriyle dikkat çekmiş; Resul Rıza ise ideolojik kalıpların dışına çıkarak ferdi duyguları, insan sevgisini ve felsefi derinliği işleyen serbest şiirleriyle dönemin en önemli şair-filozoflarından biri olmuştur. Resul Rıza'nın Irak ve Türkiye seyahatintibaları halkın dış dünya ile köprü kurmasını sağlamıştır. 1960'lı yıllardan sonraki ılımlı dönemde yetişen Bahtiyar Vahabzade ve Nebi Hezri gibi şairler, milli problemleri cesaretle dile getirmişlerdir. Özellikle Bahtiyar Vahabzade, mütefekkir yapısı, dil ve vezne gösterdiği titizlik, ana dili ve milli kimlik üzerine yazdığı derinlikli şiirleriyle halkın sevgisini kazanmıştır. 1813'te Azerbaycan'ın ikiye bölünmesinden sonra İran'da kalan Güney Azerbaycan, Pehlevi sülalesinin baskıları altında Türkçe eğitim ve basımın yasaklandığı zor bir süreç yaşamıştır. Buna rağmen sözlü halk edebiyatı ve âşık geleneği çok güçlü bir şekilde korunmuştur. Muhammed Hüseyin Şehriyar (1906-1988), hem Farsça hem Türkçe yazdığı şiirleriyle Türk dünyasının en büyük şairlerinden biri olmuştur. Özellikle 'Héydar Babaya Salam' adlı iki parçalı manzumesi, tüm Türk dünyasında büyük yankı uyandırmış, millî şuurun uyanmasında ve dilde dirilişin gerçekleşmesinde devasa bir rol oynamıştır. Güney Azerbaycan edebiyatında Şehriyar'ın yanı sıra Bulud Karaçorlu Sehend ('Sazımın Sözü'), Habib Sahir, Yahya Şeyda ve çocuk edebiyatının dünyaca tanınan ismi Semed Behrengi ('Küçük Kara Balık') gibi şahsiyetler bölgenin direniş ruhunu, folklorunu ve milli kimliğini yaşatan çok önemli eserler ortaya koymuşlardır.