Sözdizimde Temel Kavramlar. Sözdizim, dilbilimin en temel alt dallarından biri olup, tümceyi ve tümcenin içindeki öğelerin yapısını inceler. Araştırma alanı, tümcenin yanı sıra tümceyi oluşturan öbeklerin içyapısıdır; dolayısıyla tümce ötesindeki dil kurallarını incelemek sözdizimin alanı dışındadır. İnsan dili, ses, biçim, tümce, anlam ve metin düzlemlerinde son derece dizgesel ve kurallı bir zincirden oluşur. Ana dili konuşucusu, biçimbirimlerden sözcük, sözcüklerden öbek, öbeklerden de tümce oluştururken bu kurallara dayanır ve bu sayede daha önce hiç duyulmamış sonsuz sayıda farklı tümce üretebilir ve bunları anlayabilir. Konuşucuların anadilindeki tümce ve öbek kurallarına ilişkin bilgisi bilinçli, formelleştirilebilir ve açık bir bilgi değildir; aksine tamamen sezgiseldir. Konuşucular, hangi tümcenin tamamen kurallı (dilbilgisel) hangisinin ise bozuk (dilbilgisidışı) olduğuna dair zihinsel bir sezgiye ve farkındalığa sahiptirler. Amerikalı dilbilimci Noam Chomsky, her konuşucunun tümcelerin düzgün veya bozuk olduğuna yönelik sezgilerini de içeren zihninde bulunan soyut ve farkındalığın altındaki kurallar zincirine 'edinç' (dil yetisi) adını vermiştir. Edinç, saf, pürüzsüz ve hatasız olan soyut bilişsel dilbilgisidir. Edinç kavramı, Ferdinand de Saussure’ün soyut 'langue - yeti' ve somut olan 'parole - söz' kavramları arasındaki ayrımdan esinlenilerek ortaya atılmıştır. Chomsky edinç kavramını, konuşucunun ürettiği yazılı ve sözlü dil olan somut 'edim' kavramıyla kıyaslamıştır. Edim somuttur; bir konuşma kaydedilebilir ya da yazı kâğıda dökülebilir ancak yorgunluk, hastalık, uykusuzluk, bellek kısıtlılıkları ve dikkat dağınıklığı gibi dil dışı unsurlar nedeniyle hata ve eksiklikler içerebilir. Sözdizimsel inceleme, insan bilişinde yer alan edincin ne şekilde çalıştığını modellemek ve çözümlemek anlamına gelir. Dilbilgisi terimi farklı bağlamlarda farklı anlamlara gelir; öğretmenler ve öğrenciler için kuralcı bir rehberken dilbilimciler için betimsel bir inceleme alanıdır. Kuralcı dilbilgisi, dilde doğru ve yanlışın ne olduğunu reçete halinde bildirerek, belli bir ses, yapı ve anlamın nasıl kullanılması gerektiğini söyler. Kuralcı dilbilgisi, iyi eğitim almış insanların dil kullanımını savunarak toplumda dilin aşırı ayrışmasını engelleyen birleştirici ve eğitsel bir role sahiptir. Ancak bu yaklaşım yargılayıcıdır ve bilimsel ölçütlerden uzak, keyfi ve öznel kurallar dayatabileceği için dilbilim tarafından benimsenmemiştir. Dilbilim ise betimleyici dilbilgisi yaklaşımını benimser. Betimleyici dilbilgisi, dilde olması gerekeni değil, konuşucuların dili kullandığı durumu olduğu gibi inceler; konuşuculara buyruk vermez, yapım eklerini veya eğilimlerini yargılamadan neden-sonuç ilişkisi içinde açıklayarak kuralları betimler. Chomsky’ye göre dilbilgisi yapılarının genellenmesi için üç temel ölçüt göz önünde bulundurulmalıdır: Gözlemsel yeterlilik (sözdizimsel çözümlemenin dildeki kurallı ve kural dışı tümceleri doğru göstermesi), Betimsel yeterlilik (anadili konuşucularının dillerinin yapısı hakkındaki sezgilerini açıklaması) ve Açıklayıcı yeterlilik (kuralların ana dili konuşucusunun zihninde nasıl ortaya çıktığını bir kuram çerçevesinde açıklaması). Dilbilimde bilimsel yöntem, verilerin incelenmesi, yapısal örüntülere ilişkin genellemeler yapılması ve hipotezler geliştirilmesi temeline dayanır. Geliştirilen hipotezlerin öngörücü nitelikte, doğrulanabilir ve yanlışlanabilir olması şarttır; yanlışlanamayan bir hipotez bilimsel değildir. Sözdiziminde hipotezler kural, bir grup hipotezin oluşturduğu kuram ise dilbilgisi olarak adlandırılır. Dilbilimini geleneksel filolojik çalışmalardan ayıran en temel unsur, bu neden-sonuç ilişkilerine ve bilimsel yöntemlere dayanan yapısıdır. Üretici Dilbilgisi, sonlu sayıda kural ve simge kullanarak sonsuz sayıda, üretilmesi olası kurallı tümcenin üretilmesini açıklamayı hedefleyen kuramsal bir yaklaşımdır. Chomsky’nin 1950'lerdeki çalışmalarıyla yayılan bu akım, insan bilişinin dil edinimi ve kullanımındaki süreçlerini modellemeyi amaçlar. Bilgiye erişim konusunda usçu felsefeyi benimseyen Chomsky, Eflatun ve Descartes gibi düşünürlerin izinden giderek insanların doğuştan getirdikleri bir dil yetisinin varlığını savunmuştur. Ona göre zihin boş bir levha değildir; çocukların duydukları sınırlı ve eksik dil verisinden (uyaran yetersizliği) çok daha fazlasını kısa sürede öğrenebilmesi bunu kanıtlar. Çocukların dili bu kadar kısa sürede ve harikulade bir karmaşıklıkla öğrenebilmesinin nedeni, diğer genel bilişsel yetilerden tamamen bağımsız, dile özgü ve doğuştan gelen varsayımsal bir 'Dil Edinim Düzeneği'ne sahip olmalarıdır. Dil modülü zekâ becerilerinden ve diğer bilişsel süreçlerden özerktir. Dünyanın farklı bölgelerindeki insanların kültür ve ırk farkı olmaksızın dillerinde paylaştıkları ortak özelliklere Evrensel Dilbilgisi (ED) denir. ED, hem insan bilişindeki Dil Edinim Düzeneği ile evrensel kuralların etkileşimini hem de dünya dillerinin yapısal eşdeğerliliklerini ifade eder. Chomsky’ye göre sözdizim, dilin diğer düzlemlerinden ayrı ve özerk bir birimdir; sesbilgisi, biçimbilim, sözdizim ve anlam her biri kendi içinde özerk ama bağlantılı modüllerdir. Örneğin 'Colorless green ideas sleep furiously (Renksiz yeşil rüyalar kızgınca uyuyor)' tümcesi sözdizimsel olarak kurallı olmasına rağmen anlamsal olarak kabul edilemezdir; bu da sözdizim ile anlambilimin farklı modüller olduğunu kanıtlar. ED'nin iki temel unsuru ilkeler ve değiştirgenlerdir. İlkeler tüm dillerde ortak olan evrensel aynılıkları (örneğin kural güdümlü yapı ilkesi ve özyineleme ilkesi) temsil ederken, değiştirgenler diller arası yapısal farklılıkları (örneğin adıl-düşürme ve söz dizilimi değiştirgenleri) açıklar.