Sesli Özet
← Ünite 6

Ünite 6: Tanzimat Dönemi Türk Edebiyatında Hikâye ve Roman (I. Kuşak) — Sesli Özet

Dinleme Premium'a özel. Seslendirme metninin tamamı aşağıda ücretsiz okunabilir.
Premium'u İncele
Metni oku

Tanzimat Dönemi Türk Edebiyatında Hikâye ve Roman (I. Kuşak). Tanzimat Dönemi'nin başlamasıyla Türk edebiyatına tiyatro ile birlikte yeni giren türler arasında modern hikâye ve roman da yer almaktadır. Batı edebiyatında romanın 17. yüzyılın başlarından itibaren ortaya çıktığı kabul edilmektedir. Önceki dönemlerde yaşayan insanların yaşama biçimi ve dünyayı algılayış tarzından doğan mit, destan, efsane, masal, halk hikâyeleri ve mesneviden sonra ortaya çıkan roman, modern insanın dünyasını konu alan, onun yaşama koşullarını ve sorunlarını dikkatlere sunan bir tür olarak belirir. Rönesans ve arkasından gelen Sanayi Devrimi ile insanların hayat anlayışı hızla değişmiş, yeni insan mana âlemi yerine madde âlemine yönelmiş, gönül yerine aklı ön plana alarak seküler bir hayat tarzına geçmiştir. Bu değişim süreci, insanı ve onun hayatını geniş bir şekilde yansıtacak edebî türlere duyulan ihtiyacı ortaya çıkarrmış, bu ihtiyacı karşılayan türlerin başında ise hikâye ve roman yer almıştır. Batı edebiyatında roman türü genellikle Miguel de Cervantes'in Don Kişot adlı eseriyle başlatılmakla birlikte, 18. yüzyılda psikolojik ve duygusal yönü ağır basan romanlar görülmüş, 19. yüzyılda ise romantiklerin ve realistlerin kaleminde bugünkü formuna kavuşmuştur. Türk yazarları ise Batı romanının benzerini doğrudan ortaya koymadan önce ara metinler/geçiş metinleri yazma süreci yaşamıştır. Türk edebiyatında modern romana geçiş sürecinde yazılan ilk ara anlatıların başında Ali Aziz Efendi'nin Muhayyelât-ı Aziz Efendi adlı eseri gelir. Eski hikâye geleneği içinde varlık kazanan ancak kimi özellikleriyle bu gelenekten ayrılan eser, döneme göre sade bir dille yazılmış olup olağanüstü varlıklar ile gözleme dayalı gerçekçi unsurları bir arada barındırır. Erken dönem Türk romanının hazırlayıcısı olabilecekken geç yayımlanması bu fırsatı kaçırmasına neden olmuştur. Vartan Paşa tarafından Ermeni harfleriyle 1851'de Türkçe yazılan Akabi Hikyayesi, mezhepler arasındaki düşmanlığın kurbanı olan Akabi ile Hagop'un aşkını anlatır. A. Tietze tarafından 'Türkiye'de yazılmış ve basılmış hakiki ilk modern roman' olarak nitelendirilen eser, Romeo ve Juliet'ten izler taşır. Hasan Tevfik Efendi'nin Hayâlât-ı Dil adlı eseri ile Evangelinos Misailidis'in Temaşa-i Dünya ve Cefakâr u Cefakeş adlı eserleri de bu geçiş döneminin önemli ürünleridir. Emin Nihat'ın Müsameretname adlı eseri, kelime anlamı olarak gece sohbetleri demektir ve on gerçek hadiseden ibret verici hikâye içereceği belirtilmesine rağmen yedi hikâyede kalmıştır. Eserde misyonerlik faaliyetleri, esaret, evlenme, aile saadeti ve kültürler arası çatışma gibi Osmanlı toplumunu rahatsız eden sorunlar ele alınmış, Doğu ile Batı anlatma gelenekleri harmanlanmıştır. Türk edebiyatına roman ve hikâyenin girmesi ve yerleşmesi belirli bir süreç gerektirmiştir; çünkü daha önce halk hikâyesi ve mesnevi türünde güçlü eserler verilmiş, toplumun geleneksel anlatıdan modern anlatıya geçişe hazırlanması zaman almıştır. Yenileşme bir zihniyet değişimini ifade ederken, erken dönemde hikâye ile roman henüz ayrıma tabi tutulmamış, her iki tür de hikâye kelimesiyle karşılanmıştır. Batı dillerinden yapılan çevirilerle başlayan süreç, Türk yazarlarının eserlerinde taklit, uyarlama ve millî-mahallî unsurlarla bir araya gelerek yeni bir birleşim hâlinde kendini göstermiştir. Ahmet Hamdi Tanpınar bizde hikâye ve romanın başlamasını çeviriye bağlar. İlk telif ürünler Ahmet Midhat Efendi'nin Kıssadan Hisse ve Letâif-i Rivâyât serisi, Şemsettin Sami'nin Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat'ı ile Namık Kemal'in İntibah ve Cezmi romanlarıdır. Tanzimat romanında izlenen yollar ikiye ayrılır: Birincisi Ahmet Midhat Efendi tarafından açılan, halkı yadırgatmada Batılı hikâye ile Türk halk hikâyelerini uzlaştırmaya çalışan yol; ikincisi ise Namık Kemal tarafından açılan, doğrudan doğruya Batılı roman tekniğini uygulamaya çalışan aydınlara yönelik yoldur. Tanzimat romanının ana konuları arasında yanlış Batılılaşma, aşk, görücü usulüyle evlilik, köy hayatı, kölelik ve tarihî konular yer alır. Türk edebiyatında Batı tarzı ilk romanın Şemsettin Sami'nin Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat adlı eseri olduğu kabul edilir. 1872 sonu ile 1873 başında yayımlanan eser, geleneksel hikâyeden Batı tarzı romana geçişte ara metin özelliği taşımaktadır. Roman, insana bakış tarzı, özgürlük teması ve ailelerin baskısı sonucu sevemedikleri insanlarla evlendirilen gençlerin çektikleri ızdırapları ele almasıyla yenilik getirir. Aksaray'da yaşayan Talat ile laleli'de kapalı toplum modelinde yaşayan Fitnat'ın cumbada birbirlerini görüp âşık olmalarıyla başlayan olay örgüsü, aracı figür Şerife Hanım vasıtasıyla Üsküdar'daki Ali Bey'in konağına bağlanır. Fitnat'ın babasının aslında Ali Bey olduğu muska yardımıyla ortaya çıkar; ancak gelişmelerden habersiz olan Fitnat intihar eder, Talat da üzüntüden ölür, Ali Bey ise çıldırır. Romanda görücü usulüyle evliliğin sakıncaları, kölelik, özgürlük düşüncesi, kız çocuklarının eğitimi ve terbiyesi gibi dönemin toplumsal sorunları işlenmiştir. Eser simetrik bir yapı gösterse de kıyafet değiştirme, tesadüfler, intiharlar ve bayılmalar gibi eski hikâye geleneğinden gelen motifleri içinde barındırır. Tanzimat Dönemi'nde hikâye, roman, tiyatro ve gazete yazılarıyla önemli bir yer tutan Ahmet Midhat Efendi, 'hace-i evvel' unvanıyla halkın bilgi ve kültür seviyesini yükseltmek düşüncesiyle hareket etmiştir. Sanat değeri yüksek eserler yerine halkı eğitecek, onlara okuma zevki aşılayacak eserler yazmayı tercih etmiş; Kıssadan Hisse ve Letâif-i Rivâyât serileriyle geniş halk kitlelerine ulaşmıştır. Ahmet Midhat'ın hikâye ve romanlarında meddah tarzı anlatıma bağlı laubali ve sohbet havasındaki bir üslup göze çarpar. Yazar, okuyucuyla diyalog kurar, olayların akışını keserek ansiklopedik bilgiler aktarır ve eserlerinin sonunda mutlaka bir 'kıssadan hisse' çıkarır. Eserlerinde yanlış Batılılaşma, evlilik, aşk, esaret, alafrangalık, eğitim ve aile gibi konuları işlemiştir. Yazarın Felâtun Bey ile Râkım Efendi romanı yanlış Batılılaşmayı konu alan en önemli eseridir; alafranga hayatı seçen şımarık Felâtun Bey ile kendi emeğiyle çalışan kültürlü Râkım Efendi'yi karşılaştırır. Müşahedat adlı romanı ise kendi yazılışını konu alması bakımından dünya edebiyatında ilk olma iddiası taşıyan, natüralizme karşı iyimserliği öne çıkaran bir ustalık eseridir. Namık Kemal, divan edebiyatını ve halk hikâyelerini gerçeklikten uzak bularak eleştirmiş, Batı tarzında ahlak, âdetler, duygular ve ihtimallere bağlı realist roman anlayışının yerleşmesi için çaba harcamıştır. Aydın kesime seslenen, sanat yönü güçlü eserler kaleme alan yazar, Türk edebiyatının ilk edebî romanı olan İntibah'ı ve ilk tarihî romanı olan Cezmi'yi yazmıştır. İntibah romanda, tecrübesiz Ali Bey'in Mehpeyker adlı uygunsuz hayat süren bir kadına duyduğu aşk ve bunun sonucunda yaşanan trajik olaylar psikolojik tahlillerle anlatılır. Cezmi romanında ise 16. yüzyıl Osmanlı-İran savaşları ele alınmış, Türk tarihini geleceği şekillendiren bir kültür hazinesine dönüştürme amacı gütmüştür. Namık Kemal, romantik akımın etkisiyle coşkulu bir üslup benimsemiş, eserlerinde vatan ve millet sevgisini, tarih bilincini ve İslam birliği (İttihad-ı İslam) düşüncesini ön plana çıkarmıştır. Onun açtığı bu çığır, Servet-i Fünûn romancılarını ve edebî yönü öne çıkan roman anlayışını hazırlamıştır.