Sesli Özet
← Ünite 1

Ünite 1: Etkili İletişim ve Doğru Anlamak — Sesli Özet

Dinleme Premium'a özel. Seslendirme metninin tamamı aşağıda ücretsiz okunabilir.
Premium'u İncele
Metni oku

Etkili İletişim ve Doğru Anlamak. İletişim, insanlık tarihiyle birlikte başlayan, sosyal bir varlık olan insana özgü en temel olgudur. 1994 yılında Zıllıoğlu tarafından kaleme alınan 'İletişim Nedir?' adlı çalışmada 4560 farklı iletişim tanımının varlığından bahsedilmektedir. Bu devasa sayı, iletişimin tek bir kalıba sığdırılamayacak kadar geniş bir kapsama sahip olduğunu gösterir. İletişimi sadece kitaplardaki teorik tanımlarla açıklamaya çalışmak, onun dinamik ve insani doğasıyla çelişir. Çünkü iletişim; televizyondan gazeteye, mağara duvarlarındaki resimlerden saç biçimimize, giyim tarzımızdan billboardlardaki reklamlara kadar hayatın her alanına nüfuz etmiş çok boyutlu bir süreçtir. İletişim sadece konuşmak veya kelimelerden ibaret değildir; bazen araya mesafe koymak, bazen bakmak, bazen gülmek ve hatta bazen susmaktır. Susmak bile kendi içinde güçlü iletiler barındıran bir iletişim biçimidir. İletişim, bireyin kendisiyle, başkalarıyla veya kitle iletişim araçları vasıtasıyla milyonlarla bilgi, duygu ve düşünce paylaşmasıdır. Günümüzde elektronik iletişim ağları, bilgi bankaları ve bilgisayarlar sayesinde iletişim teknolojileri en üst düzeye ulaşmıştır. Bu süreçte iletişim, toplumsal sistemin sürmesini, bireylerin toplumsal rollerini öğrenmesini ve hayat tarzının yeniden üretilmesini sağlayan kurucu bir mekanizma işlevi görür. Dilimize Fransızca söylenişiyle geçen 'komünikasyon' sözcüğü geçmişte daha çok 'haberleşme' kavramıyla karşılanırken, günümüzde kullanılan 'iletişim' terimi haberleşmeyi de içine alan çok daha geniş kapsamlı bir etkileşimi ve paylaşımı ifade eder. İletişim, bireylerin kendilerini ifade etme ve dinletme gereksinimlerinden doğan bir bilgi paylaşma faaliyetidir. Bu doğrultuda iletişim; toplumun temelini oluşturan bir sistem, örgütsel yapının düzenli işleyişini sağlayan bir araç, bireysel davranışları etkileyen bir teknik, sosyal süreçler için zorunlu bir bilim ve sosyal uyum için gerekli olan bir sanattır. İnsanlar var oldukları günden beri doğanın zorlu koşullarında hayatta kalabilmek için topluluklar halinde yaşamış, yardımlaşmış ve iş bölümü yapmışlardır. İlk insan topluluklarında bir grubun üyesi olamayan bireyin hayatta kalma şansı yok denecek kadar azdı. Bu zorunluluk, bireylerin kendilerini topluluğa kabul ettirebilmek için iletişim, paylaşım ve destek olma gibi 'iyi geçinme' davranışlarını geliştirmelerini sağlamıştır. İyi geçinmek; ilişkileri kuran, geliştiren, sürdüren ve başkaları tarafından onaylanan yapıcı davranışlar bütünüdür. İletişim ise bu iyi geçinme davranışlarının en temel harcıdır. İletişimin doğasını ve işleyişini anlamak için onun temel özelliklerini bilmek gerekir. İletişim, her şeyden önce iki tarafın da aktif olduğu çift yönlü bir alışveriştir; yani kişiye değil, kişiyle birlikte yapılır. İletişimde mesajlar hem sözlü hem de sözsüz kanallarla iletilir ve bu iletilerin nasıl anlamlandırılacağı tamamen alıcının algıları tarafından belirlenir. İletişim her zaman ve her yerdedir; kesintiye uğratılamaz. İletişimde temel amaç çevre üzerinde etkin olmak ve anlamları ortaklaşa paylaşmaktır. Bu süreç, farklı derinlik ve sosyal katmanlarda gerçekleşen dinamik bir etkileşimdir. Etkili bir iletişimin kurulabilmesi için bireyin öncelikle kendisine ve ardından iletişim kurduğu kişilere saygı duyması gerekir. Kendine saygı duyan birey, olumlu ve olumsuz özelliklerini daha net görür, daha az savunmacı bir tutum sergiler ve başkalarını daha kolay kabul eder. İletişim becerisi; saygı ve empatiyi temel alarak etkin dinleyebilme, somut konuşarak kendini maskesizce açabilme, duygu ve düşüncelerini 'ben dili' ile aktarabilme ve başkalarını küçük görmeden kendi haklarını koruyabilme yeteneğidir. İletişim; kelimeler, ses tonu ve beden dilinden oluşan bölünmez bir bütündür. Kelimeler 'ne' söylediğimizle ilgiliyken, ses tonu ve beden dili bu mesajı 'nasıl' sunduğumuzu belirler. Yapılan araştırmalar, yüz yüze iletişimde kelimelerin etkisinin %10, ses tonunun %30 ve beden dilinin %60 oranında rol oynadığını ortaya koymaktadır. Bu veriler, mesajın veriliş şeklinin (%90) ne kadar hayati olduğunu gösterir. Ses tonu ve beden dilinin dışarıda bırakıldığı yazılı iletişim süreçlerinde çok sık yanlış anlaşılmaların ve iletişim kazalarının yaşanması bu yüzdendir. Beden dili, başarılı bir iletişimin ve doğru anlamanın en temel önceliğidir. Karşımızdaki kişinin beden duruşunu, mimiklerini, göz temasını ve kullandığı kişisel mesafeyi doğru okuyabilmek, onun gerçekte ne söylemek istediğini anlamamızı sağlar. Sesin etkili kullanılması, ortama uygun ses tonu, akıcı bir üslup ve düzgün cümleler dinleyicide güven ve rahatlık uyandırır. Beden duruşu ise alıcıya doğrudan mesajın ciddiyeti ve samimiyeti hakkında bilgi verir. Mimikler, insanın duygu ve düşüncelerini en net dışa vurduğu beden dili ögeleridir. Yüz ifadeleri, gönderilen mesajla uyumlu olmak zorundadır; aksi takdirde iletişimde çelişki doğar. Mesafe ve bedensel temas da bir diğer önemli iletişim unsurudur. İnsanlar çevrelerinde oluşturdukları kişisel alanlar ve mesafeler yoluyla ilişkilerinin yakınlık derecesini belirlerler. İletişimde bulunulan kişiyle aradaki mesafeyi doğru ayarlamak, karşı tarafın savunmaya geçmesini engeller ve iletişimin kalitesini artırır. Dış dünyanın farkındalığı algıyla başlar. Algı; duyu organlarımız aracılığıyla beynimize ulaşan ham verilerin örgütlenmesi, yorumlanması ve anlamlandırılması sürecidir. İletişim süreçlerinin temeli algılama ve dikkat mekanizmalarına dayanır. Dikkat, bireyin çevresindeki uyarıcılara zihinsel alıcılarını yönlendirmesidir. İnsan dünyayı ve karşılaştığı olayları nasıl algılıyorsa, kendisini de o şekilde ifade eder. Dil, sadece insanlar arasında bir bağ kurmakla kalmaz, aynı zamanda bireyin algılama ve düşünme biçimini de doğrudan yönlendirir. Algılar bazen nesnel gerçeklerden çok daha baskın olabilir. Bir yalanı algı yönetimiyle gerçek gibi sunmak mümkünken, yerleşmiş bir algıyı değiştirmek yıllar alabilir veya hiç mümkün olmayabilir. Algının kişiden kişiye, toplumdan topluma ve zamana göre farklılaşmasının beş temel nedeni vardır: Fizyolojik nedenler (duyu organlarının kapasitesi), özgeçmiş (bireysel deneyimler), kültürel değerler (toplumsal birikim ve yargılar), güncel duygu durumu (anlık psikolojik tepkiler) ve çevresel faktörler (dış sosyal çevre). Sürekli bir algı bombardımanı altında yaşayan insan beyni, milyonlarca uyarıcı arasından sadece ilgisini çekenleri seçer. Bu seçicilik filtresini aşmak ve hedef kitlenin dikkatini çekmek için iletişimde bazı özel yöntemler kullanılır. Bunlar; ses ve ışık gibi güçlü fiziksel uyarıcılar kullanmak, hedefte duygu uyandırmak, beklenmeyen durumlarla karşılaştırmak, eski bilgileri tamamlamak ve bireylerin gereksinimlerine yönelik yarar/vaat sunmaktır. Doğru anlamak; niyet, bilgi ve gayret unsurlarının bir arada bulunmasına bağlıdır. Karşımızdakini anlama niyeti taşımalı, yöntemleri bilmeli ve bunun için çaba göstermeliyiz. Dinlemek, sadece kulağa çarpan sesleri duymak değil; karşı tarafa önem vermek ve onunla bağlantı kurmaktır. Etkin dinleme, karşıdaki kişiyi onaylamak veya onunla aynı fikirde olmak anlamına gelmez; dinleyici hala karşı çıkma, 'hayır' deme ve kendi fikrini savunma özgürlüğüne sahiptir. Dinlemenin amacı, üstünlük kurmak değil, sağlıklı bir bağ kurmaktır. Gündelik yaşamda etkili dinleme yapmamızı engelleyen bazı kötü alışkanlıklarımız vardır. Bunlardan ilki 'dinliyor gibi görünmek'tir. İnsanlar dakikada ortalama 150 kelime konuşabilirken, 500 kelime dinleme kapasitesine sahiptir; bu boşluk dinleyicinin sıkılmasına ve hayal kurmasına yol açar. Diğer engeller ise; sadece kendi ilgimizi çeken kısımları seçerek dinlemek, karşı taraf konuşurken vereceğimiz cevabı tasarlamak (prova yapmak), cümlenin sonunu tahmin etmeye çalışmak (akıl okumak), anlatılanları kendi deneyimlerimizle karşılaştırmak ve önyargıyla yaklaşarak karşı taraftan şüphelenmektir. İyi bir dinleyici, konuşmacının sadece sözlerine değil, beden diline ve ses tonuna da odaklanır. Etkin dinleme, iletişimdeki gürültüyü en aza indirerek mesajı doğru algılama becerisidir. Etkin dinlemede çevre ve mekan seçimi de kritik rol oynar. Gürültüden uzak, aydınlık ve amaca uygun mekanlar iletişimin kalitesini artırır. Konuşmacıyla göz teması kurmak, sözünü kesmemek ve hafif baş sallamaları gibi sözel olmayan geri bildirimlerle onu desteklemek etkin dinlemenin gerekleridir. Empati; bir insanın kendisini karşısındakinin yerine koyarak, onun duygu ve düşüncelerini doğru olarak anlaması, hissetmesi ve bu durumu ona geri iletmesi sürecidir. Empati üç aşamadan oluşur: Olayları karşı tarafın bakış açısıyla algılamak, onun duygu ve düşüncelerini doğru anlamak ve bu anlama durumunu söz, ses tonu ve beden diliyle ona iletmek. Empati kuran kişi ben-merkezcilikten uzaklaşır, taraf tutmaz, karşı tarafı düşündürmeyi ve yeni fikirler geliştirmeyi amaçlar. Sempati ise bir insanın sahip olduğu duygu ve düşüncelerin aynısına sahip olmak, onunla birlikte coşmak veya acı çekmektir. Sempati duymakta 'yandaşlık' ve özdeşim kurmak esasken, empatide sadece 'anlamak' esastır. Sempati duyan kişi karşı tarafın doğrudan tarafını tutar ve onun duygularını pekiştirir; empati kuran kişi ise karşı tarafa hak vermek zorunda değildir, sadece onun durumunu ve hislerini analiz ederek anladığını gösterir. Günlük yaşamda hem empati hem de sempatiye ihtiyaç duyarız. Çevremizdekiler bize sempati duyduğunda bir gruba ait olduğumuzu hissederiz; empati duyduklarında ise anlaşıldığımızı hissederiz. Empatik iletişimi geliştirmek için karşımızdakinin sadece sözlerine değil, beden diline ve ses tonuna da dikkat etmeli (satır aralarını okumalı) ve kendi geçmiş benzer deneyimlerimizi hatırlayarak onun durumunu anlamlandırmaya çalışmalıyız.