Yapılan bilimsel çalışmalar, insanların genel olarak iki nedenden kızdığını gösterir: Kendilerine göre adil ve dürüst olmayan durumlarla karşılaşmak ve kişisel beklentilerinin karşılanmaması.
Çocuklar öfkelerini bağırma ve kendini yere atma gibi doğrudan sergilerken, yetişkinler toplumsallaşma süreci nedeniyle dedikodu yapma ve laf atma gibi dolaylı yolları tercih ederler.
Kızgınlığın sürekli içe atılması organizmada yüksek tansiyon, kronik baş ağrıları, mide rahatsızlıkları, kalp ritim bozuklukları ve klinik depresyon gibi fizyolojik hastalıklara yol açar.
DeVito tarafından 1988 yılında geliştirilen genel iletişim şeması; bireysel, kişilerarası, küçük grup, kamusal söylev ve kitle iletişimi dahil tüm iletişim süreçlerini tek bir modelde açıklar.
İletişim bağlamı; somut çevreyi içeren fiziksel boyut, statü ve rolleri içeren sosyo-psikolojik boyut ve iletilerin sırasını içeren zamansal boyut olmak üzere üç boyuttan oluşur.
Kendini açma kavramını bilimsel literatürde ilk kez ele alan araştırmacı Sydney M. Jourard'dır. Jourard, 1958 yılındaki çalışmasında bu davranışı, kişinin düşünce, his ve isteklerini dolaysız ileterek kendini tanıtması yönünde attığı en etkili adım olarak tanımlamıştır.
Şahin (2010) yaptığı çalışmada, ben dilini bireyin karşısındaki kişiyi suçlamadan, küçültmeden, belirli bir konuya ilişkin kendi duygu ve düşüncelerini doğrudan iletmesi olarak tanımlamış ve sağlıklı iletişimin temeli olarak göstermiştir.
Çetinkaya (2010) araştırmalarında, kendini açma davranışının kişilerarası ilişkilerin açıklığı, gelişimi ve sürdürülebilirliği açısından en kritik faktörlerden biri olduğunu ve bireyin kendi benlik kavramını doğru saptamasını sağladığını vurgulamıştır.
Gordon'a göre, iletişimde dikkati karşı tarafın yanlış davranışlarına çekmek sorunu çözmez, aksine kişilerin savunmaya geçmesine yol açar. Bunun yerine sorunun üzerimizdeki etkisi ve hissettirdiği duygu açıklanarak işbirliği sağlanmalıdır.
Kızgınlık duygusunu sürekli bastırma alışkanlığı geliştiren bireylerde, zamanla yüksek tansiyon, kronik baş ağrıları, mide rahatsızlıkları, kalp ritim bozuklukları ve klinik depresyon gibi ciddi psikosomatik hastalıklar klinik düzeyde baş göstermektedir.
Çocuklarda öfke duygusu genellikle bağırma, kendini yere atma, tekmeleme ve itme gibi doğrudan fiziksel saldırganlıklarla dışa vurulurken; yetişkinlerde toplumsallaşma süreci nedeniyle dedikodu ve laf atma gibi dolaylı yollara evrilir.
DeVito (1988) tarafından geliştirilen genel iletişim şeması; bireysel iletişimi, kişilerarası iletişimi, küçük grup iletişimini, topluluk önünde konuşmayı ve kitle iletişimini tek bir model altında açıklayan evrensel bir görsel anlatımdır.
İletişim her zaman bir bağlamda gerçekleşir. Bu bağlam; maddi çevreyi kapsayan 'fiziksel', statü ve kuralları kapsayan 'sosyo-psikolojik' ve iletişimin gerçekleştiği anı kapsayan 'zamansal' boyut olmak üzere üçe ayrılır.
Sigmund Freud, insan organizmasında biriken kızgınlık ve öfke enerjisini bir boşaltım sistemine benzetmiştir. Çeşitli nedenlerle engellenen birey, bu biriken enerjiyi er ya da geç yapıcı veya yıkıcı bir şekilde dışa vurma ihtiyacı hisseder.