Sesli Özet
← Ünite 11

Ünite 11: Hominidae Ailesinin Evrimi ve İlk Üyeleri — Sesli Özet

Dinleme Premium'a özel. Seslendirme metninin tamamı aşağıda ücretsiz okunabilir.
Premium'u İncele
Metni oku

Hominidae ailesinin evrimsel sürecinde tamamıyla bipedal (iki ayak üzerinde) yürüyebilen ve belirgin bir beyin hacmi artışına sahip ilk üyeleri, günümüzden 7 milyon yıl öncesinden başlayarak dünya üzerinde görülmeye başlamıştır. Bu erken döneme ait en eski fosil kalıntıları, 7 milyon yıl öncesine tarihlendirilen ve Çad’da keşfedilen Sahelanthropus tchadensis ile 6 milyon yıl öncesine tarihlendirilen ve Kenya’da bulunan Orrorin tugenensis’dir. Orrorin türünün genellikle ağaçlık ortamlarla yakın ilişkili olduğu tahmin edilirken, Çad’ın paleoekolojisi göl kenarlarındaki galeri ormanları, ağaçlı savanalar ve açık otlaklardan oluşan karmaşık bir mozaiği yansıtmaktadır. Bu ekolojik çeşitlilik ve karmaşa, erken dönem primatlarının kesin habitat tercihlerini bilimsel olarak belirlemeyi oldukça zorlaştırmaktadır. Fiziksel ve biyotik çevresel faktörlerin erken hominidleri belirgin bir biçimde değiştirmeye başladığı bu dönemde, yer kabuğundaki yarıklar, volkanik aktiviteler ve yükselmeler Güney ve Doğu Afrika’nın topografyasını sürekli olarak değiştirmekteydi. Bu topografik değişimler, iklimsel olaylarla ve bitki örtüsüyle etkileşime girerek habitatların günümüzdeki mozaik yapıya dönüşmesine zemin hazırlamıştır. Etiyopya’daki Middle Awash Vadisi’nin 4,4 milyon yıllık depozitlerinde ortaya çıkarılan Ardipithecus ramidus buluntuları, yaklaşık 4 milyon yıl öncesine kadar kesintisiz devam eden ormanlık bir arazi yapısıyla ilişkilendirilmektedir. Bununla birlikte, 4,5–4,3 milyon yıla tarihlendirilen ve Duma bölgesinde bulunan ramidus kalıntıları, orta derecede yağışlı otlaklar ve karmaşık ormanlık-otlaklık alanlarla ilişkilendirilmektedir. Ardipithecus cinsi içerisinde daha sonra keşfedilen Ardipithecus ramidus kadabba türü ise çok daha eski bir döneme, yani 5,8–5,2 milyon yıl öncesine tarihlendirilen sediman katmanları içerisinde bulunmuştur. Bu türün anatomik olarak Sahelanthropus ve Orrorin ile oldukça benzer özellikler taşıdığı görülmektedir. Geç Miyosen dönemde hominid çeşitliliğinin genel olarak oldukça az olduğu anlaşılmaktadır. Ancak bu dönemde meydana gelen çevresel değişimler, çok açık bitki örtüsünün Pliyosen boyunca sadece gelişmesine değil, aynı zamanda erken hominidler ve etçiller için de son derece cazip bir yaşam alanı haline gelmesine yol açmıştır. Australopithecus genusu içerisinde yer alan türlerin coğrafi olarak belirgin bir biçimde ayrıştığı açıkça görülmektedir. Örneğin Australopithecus afarensis türü Doğu Afrika’da yayılım gösterirken, Australopithecus africanus türü ise Güney Afrika coğrafyasında yaşamıştır. Kaba yapılı Australopithecuslar olarak bilinen Paranthropus robustus’lar Güney Afrika’da yaşamlarını sürdürürken, Paranthropus aethiopicus ve Paranthropus boisei türleri ise Doğu Afrika bölgesine geniş bir şekilde yayılım göstermişlerdir. Son yıllarda yapılan kazılarda bulunan yeni türler arasında çok ilkel özelliklere sahip Australopithecus anamensis Doğu Turkana ve Kanapoi'de 4,0 milyon yıllık sedimanlarda keşfedilmiştir. Benzer şekilde Australopithecus bahrelghazali Çad'ın Koro Toro bölgesinde daha yeni bir döneme tarihlendirilirken, Australopithecus garhi Middle Awash Vadisi'nde ve Kenyanthropus platyops ise Batı Turkana'da bulunmuştur. Homo genusu üyelerinin coğrafi yayılımları, önceki hominid türlerine kıyasla çok daha karmaşık bir yapı sergilemektedir. Yaklaşık olarak 2,4 milyon yıl önce ortaya çıkan en eski insan türleri olan Homo rudolfensis ve Homo habilis, tarih sahnesine ilk kez Doğu Afrika’da çıkmış ve en eski taş alet buluntularıyla doğrudan ilişkilendirilmiştir. Yaklaşık 1,8 milyon yıl önce Afrika dışında yaşamış olan Gürcistan’daki Homo erectus (Homo georgicus) kalıntıları, Afrika dışına ve Avrasya’ya yönelik göçlerin bilindiğinden çok daha eski dönemlerde gerçekleştiğini kanıtlamaktadır. Bu erken dönemde Afrika’dan Avrasya’ya yapılan karasal memeli faunası göçlerinin hem Arabistan yarımadası üzerinden hem de Cebelitarık boğazı üzerinden gerçekleştiği bilinmektedir. Özellikle buzul dönemlerinde Cebelitarık boğazındaki deniz seviyesindeki düşüşler bu kıtalararası göçlere büyük bir kolaylık sağlamıştır. Homo genusunun tropikal Afrika’dan dış dünyaya yayılımı yaklaşık 1,9 milyon yıl önce ivme kazanmıştır. Genusun en eski yayılım gösteren temsilcisi olan Homo erectus’lar, 1,9 milyon yıl önce tropikal Afrika’nın tümüyle karasal yaşantısına tam anlamıyla ayak uydurmayı başarmıştır. Erectuslar, 1,8 milyon yıl önce Afrika’nın tropikal bölgelerini terk ederek kuzeye doğru yönelmiş ve Gürcistan’ın Dmanisi bölgesine kadar ulaşmışlardır. Mevcut bilimsel kanıtlar erectusların çok kısa bir zaman dilimi içinde (1,66 milyon yıl önce Çin'de, 1,51 milyon yıl önce Java'da) Uzakdoğu coğrafyasına kadar ulaştığını açıkça göstermektedir. Homo genusunun erken yayılımları pek çok farklı bölgeye neredeyse eş zamanlı olarak olmuştur. Kuzeybatı Afrika'daki Cezayir'de bulunan 1,8 milyon yıllık taş aletlerin ardından, İspanya'da keşfedilen 1,2 milyon yıllık kalıntılar Avrupa’daki en eski Homo genusu buluntusu olarak kabul edilmektedir. Avrupa kıtasında 900 bin yıllık İtalya ve 780 bin yıllık İspanya buluntuları, Avrupa’daki Homo antecessor türüne atfedilen en önemli fosil kalıntıları arasında yer almaktadır. Bu süreçte anatomik evrim devam etmiştir. 1.200-1.300 cm3’lük büyük beyin hacmiyle dikkat çeken, iri beyinli Homo türlerinden biri olan ve Homo erectus ile Homo sapiens arasında köprü görevi gören geçiş özelliği gösteren Homo heidelbergensis’in ortaya çıkışı 600 bin yıl öncesine dayanmaktadır. Homo erectus’ların doğuya doğru yayılmalarının ardından Batı Asya ve Avrupa’da yeni bir insan türü olan Homo neanderthalensis’ler ortaya çıkmış (300 bin yıl önce İspanya) ve yaklaşık 35 bin yıl öncesine kadar hayatta kalabilmişlerdir. Bugün dünyada yaşayan anatomik açıdan modern insanların yani Homo sapiens’in ortaya çıkışı ise yaklaşık 195 bin yıl öncesine dayanmaktadır.