Özet
← Ünite 12

Ünite 12: Sofist Düşünceye Dair Kavramsallaştırmalar(Iı) — Konu Anlatımı

Ünitenin tamamını tek sayfada görPremium

1Empirizm ve Sofistlerin Bilgi Anlayışı

Sofist düşüncede empirizm, bilginin kaynağını duyu-deneyine dayandıran temel bir yaklaşım olarak karşımıza çıkar. Bütün kavramlarımızın ve yargılarımızın son çözümlemede deneyime dayandığı kabul edilir; çünkü Sofistler bilgi konusunda fenomenlerin ve duyularla algılanan görünüşlerin bilgisini merkeze alırlar. Doğa filozofları rasyonalist bir bilgi anlayışı ve tümdengelimsel yöntemle görünüşün gerisindeki gerçekliği akıl yoluyla kavramaya çalışırken, arkheyi bulduktan sonra tikel fenomenleri açıklama yoluna gitmişlerdir.

Buna karşılık Sofistler, olguları biriktiren ve tek tek gözlemlerden hareketle genel sonuçlara ulaşmaya çalışan bir yapı sergilerler. Deneysel tümevarımsal yöntemi kullanmakla birlikte, deneyimi kesin ve nesnel bir temel olarak kabul etmezler. Bu durum, onların bilgi teorisinde duyusal verileri ön plana çıkarmasına ve dış dünyanın mutlak yasalarından ziyade bireysel algılara odaklanmasına zemin hazırlamıştır.

Aklı dikkate almayan ve sınayıcı mekanizmalarını kurmayan katıksız bir empirizmin mantıksal sonucu, kaçınılmaz olarak septisizme ve göreceliğe kapı aralar. Sofistlerin bu ampirik yaklaşımı, nesnel bir hakikat yerine insanın algı dünyasını ve fenomenlerin çeşitliliğini öncelikli inceleme alanı haline getirmiştir.

2Rölativizm (Görelilik)

Sofistler, ortak bir tavırla mutlak bir rölativizmin savunucusu olmuşlardır; ancak bu savunu, göreliliği doğrudan mutlak bir tez olarak öne sürmek biçiminde gerçekleşmez. Çünkü rölativizmin kendisinin göreli olmadığını savunmak mantıksal bir çelişki doğuracaktır. Bunun yerine Sofistler, öne sürülen bütün mutlaklık ve nesnellik iddialarının aslında göreli olduğunu gözler önüne sererler.

Bilginin temeline algıları yerleştiren Sofistler, empirizmin kaçınılmaz bir sonucu olarak bilginin de göreli olduğunu savunur. Mutlak ve değişmez bir hakikat yoktur; aksine bilgi ve hakikat bireyin algılarına, toplumsal, kültürel ve kişisel eğilimlerine göre şekillenir. Duyuların ötesinde, algılanamayan aşkın bir varlık alanı bulunmadığını, doğal dünyanın yalnızca fenomenlerden ibaret olduğunu ve yalnızca bu fenomenler aracılığıyla bilinebileceğini öne sürerler.

Öznel koşullar, yargılayan öznenin duyumunu ve algısal deneyimin niteliğini büyük ölçüde belirler. Nesnel bir ölçüt bulunmadığına göre 'her insan varlık üzerine bilginin bir ölçütüdür' anlayışı hâkim olur. Epistemolojik rölativizm zamanla kültürel ve etik rölativizme evrilir; doğadan ya da özsel olarak iyi veya kötü olan hiçbir şey yoktur, şeyleri iyi veya kötü kılan insanların o şeylere ilişkin algıları ve uzlaşımlarıdır.

3Septisizm ve Nihilizm

Aklın denetleyici mekanizmalarından yoksun katıksız bir empirizmin mantıksal sonucu olarak septisizm ortaya çıkar. Bu yaklaşım, kesin, mutlak ve nesnel bilgi imkânına duyulan derin bir güvensizliği ifade eder. Protagoras’ın belirttiği gibi, 'her şey üzerine birbirine karşıt olan iki logos getirmek mümkündür' anlayışı Sofistlerin kuşkucu tavrının temelini oluşturur.

Zaman zaman septisizmin sınırlarını aşan bazı Sofistler, Gorgias örneğinde olduğu gibi gerçek bir nihilizm savunucusu olmuşlardır. Gorgias’a göre nesnel bir doğru olamaz, bilinebilir hiçbir şey yoktur, bilginin kendisi bir yanılsamadır ve her türlü bilgi değersizdir. Protagoras çelişik önermelerin ikisinin de aynı ölçüde doğru olabileceğini savunurken, Gorgias ise çelişik önermelerden hiçbiri doğru değildir diyerek nihilist tavrı pekiştirmiştir.

Gorgias’ın üçlü iddia zinciri olan 'hiçbir şey var değildir; bir şey var olsa bile bilinemez; bir şey var olsa ve bilinebilse bile bir başkasına aktarılamaz' tezi, Sofist düşüncenin epistemolojik krizini ve radikal şüpheciliğini en net şekilde özetleyen felsefi formülasyondur.

4Eğitim ve Retorik

Sofistlere göre erdem, yani iyi yaşama sanatı öğretilebilir bir niteliğe sahiptir. Antik Yunan’da yönetici olabilmek ve politika alanında yükselebilmek için Sofistlerin verdiği eğitim son derece yeterli ve cazip görülmüştür. Bu eğitimin merkezinde ise retorik yer alır.

Retorik; sözü ve yazılı sözü terbiye etme, düzgün konuşma, düşünceyi en uygun ve etkili tarzda dile getirme ve dilin kurallarıyla yapısını çözümleme disiplinidir. Doğa itibarıyla farklı olan ve toplum dışında yaşayamayan insanlar, faaliyetlerini düzenlemek için uzlaşımlara ve kurallara ihtiyaç duyar.

Toplum bir uzlaşmaya dayandığı ve her birey için iyi kavramı kendisine göreli olduğu için, insanlar çatışan çıkarlarını uzlaştırmak amacıyla retorik becerilerini kullanırlar. Bu görüş alışverişinin temel amacı, karşısındakileri kendi hakikatine ikna etmek ve toplumsal alanda üstünlük sağlamaktır.

5Konvansiyonalizm (Uzlaşıcılık)

Konvansiyonalizm, politik ve epistemolojik olmak üzere iki temel boyutta incelenir. Politik konvansiyonalizme göre toplum, tanrısal veya doğal bir kökene sahip olmayıp, bireylerin ortak iradelerinden ve bir sözleşmeden doğar. Toplum öncesi dönemde sabit bir yasa ya da evrensel bir ahlak bulunmaz.

Yasa kavramı bağlamında Physis (Doğa Yasası) ile Nomos (İnsan eliyle konmuş yasa) ayrımı yapılır. İnsanlar doğuştan kusursuz ve erdemli değildir; erdem toplumsal ve entelektüel koşullanmanın bir ürünüdür. Yasalar kimi zaman sayıca çok olan zayıfları kontrol altında tutmak için insan eliyle oluşturulmuştur.

Epistemolojik konvansiyonalizm ise ampirik kanıtların hakikat iddiaları için yeterli bir nesnel kontrol aracı olup olmadığını sorgular. Ördek/tavşan illüzyonu veya Kepler ile Tycho Brahe'nin şafağı gözlerken farklı şeyler görmesi gibi örnekler, aynı uyaranların alınmasına rağmen teorik ön kabullerin ve yardımcı hipotezlerin bilgiyi nasıl biçimlendirdiğini gösterir.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250