Ünitenin tamamını tek sayfada görPremium
Kıymetli evrak, ticari hayatın gereksinim duyduğu sürat, güven ve sorumluluk ilkelerini karşılamak üzere ortaya çıkmış özel hukuk araçlarıdır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 645. maddesinde yapılan yasal tanıma göre kıymetli evrak; öyle senetlerdir ki, bunların içerdikleri hak senetten ayrı olarak ileri sürülemediği gibi, başkalarına da devredilemez. Bu tanım, kıymetli evrakın üç temel kurucu unsurunu ortaya koymaktadır: Bir senedin varlığı, senedin içerdiği hakkın devredilebilir nitelikte olması ve hak ile senet arasında kopmaz bir birlikteliğin bulunmasıdır.
Kıymetli evrakın maddi unsurunu oluşturan senet, özü itibarıyla bir irade açıklamasını içeren yazılı bir belgedir. Ancak modern ticari hayattaki gelişmeler, bu irade beyanının sadece klasik kağıt üzerinde yazı ile değil; disket, mikrofilm, manyetik bant gibi çeşitli teknik araçlarla da kaydedilebilmesine olanak tanımıştır. Bununla birlikte, TTK'nın 1526. maddesi uyarınca poliçe, bono, çek, makbuz senedi, varant ve kambiyo senetlerine benzeyen senetlerin güvenli elektronik imza ile düzenlenmesi yasaklanmıştır. Bu nedenle, el yazısıyla imza şartının arandığı bu senetler dışındaki hallerde teknik araçlarla kıymetli evrak oluşturulması mümkündür.
Kıymetli evrakın içerdiği hakkın devredilebilir olması, onun ekonomik işlevinin temelini oluşturur. Senede bağlanan hak mutlaka özel hukuktan doğmalı ve parasal bir değere sahip olmalıdır. Kişiye sıkı sıkıya bağlı olan, devri mümkün bulunmayan kişilik hakları, aile ve soybağı hukukundan doğan haklar ya da fikir ve sanat eseri sahibinin manevi hakları hiçbir şekilde kıymetli evraka konu edilemez. Senede bağlanacak hak bir alacak hakkı olabileceği gibi, ortaklık hakkı veya ayni bir hak da olabilir.
Kıymetli evrakı adi senetlerden ayıran en önemli özelliklerden biri, hak ve senet birlikteliğidir. Hak ile senedin kaynaşması olarak adlandırılan bu ilke gereğince, senet olmadan hak ileri sürülemez ve başkasına devredilemez. Bu durum borçlu açısından da bir güvence teşkil eder. TTK'nın 646. maddesi uyarınca, kıymetli evraka dayanarak hak talep eden alacaklı senedi ibraz ve teslim etmekle, borçlu da ancak senedi ibraz ve teslim edene ödeme yapmakla yükümlüdür.
Soyutluk (mücerretlik) ilkesi, kıymetli evrakta yer alan hakkın, senedin düzenlenmesine neden olan temel ilişkiden bağımsız olmasını ifade eder. Satım, ödünç, bağışlama veya ortaklık gibi temel ilişkide ortaya çıkan bozukluklar, sakatlıklar ya da geçersizlikler soyut nitelikteki kıymetli evrakın geçerliliğini etkilemez. Bu ilke en belirgin ve katı biçimde poliçe, bono ve çekten oluşan kambiyo senetlerinde uygulanır. Temel ilişkiden kaynaklanan şahsi def'iler, senedi iktisap eden iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez.
Güven ilişkisini tesis etmek amacıyla kıymetli evrak hukuku, özel ve sıkı şekil şartları öngörmüştür. Senedin düzenlenmesi, devredilmesi, ödenmesi ve teminat altına alınması gibi işlemler kanunun belirlediği katı şekil kurallarına tabidir. Şekil şartlarına uyulmaması senedin geçersizliği sonucunu doğurur. Sınırlı sayı (numerus clausus) ilkesi bakımından ise doktrindeki hakim görüş ve Yargıtay kararları, kanundaki tanıma uygun olmak kaydıyla yeni kıymetli evrak tiplerinin yaratılabileceğini, dolayısıyla kıymetli evrakta sınırlı sayı ilkesinin mutlak olarak uygulanmayacağını kabul etmektedir.
Kıymetli evrak, içerdiği hakkın türü bakımından dört ana gruba ayrılır. Alacak senetleri, bir alacak hakkını içerir ve konusu para olanlar (kambiyo senetleri, tahviller) ile konusu para dışındaki edimler olanlar (konişmento) şeklinde ikiye ayrılır. Ortaklık senetleri, sermayesi paylara bölünebilen şirketlerde ortaklık haklarını temsil eder (pay senetleri). Emtia senetleri, eşya üzerinde mülkiyet veya rehin gibi ayni hakları temsil eder (makbuz senedi, varant). Ortaklığa katılma senetleri ise sahibine yönetim hakkı vermeyip sadece kar payı ve tasfiye bakiyesi gibi mali haklar sağlar (katılma intifa senetleri).
Hakkın senetten önce var olup olmadığına göre yapılan sınıflandırmada kurucu ve açıklayıcı senetler bulunur. Kurucu senetlerde hak, senedin düzenlenmesiyle ilk kez doğar (kambiyo senetleri). Açıklayıcı senetlerde ise hak senetten önce mevcuttur, senet sadece bu hakkı dışa vurur (pay senetleri). Düzenlenmelerine neden olan temel ilişkiyle bağlantılarına göre ise soyut (kambiyo senetleri) ve illi (makbuz senedi, konişmento) senetler ayrımı yapılır. Kamu güvenliğine sahip olan emre ve hamile yazılı senetlerde iyiniyetli üçüncü kişilerin güveni korunurken, kamu güvenliğine sahip olmayan nama yazılı senetlerde borçlu tüm kişisel def'ilerini yeni hamile karşı da ileri sürebilir.
Kıymetli evrakın devir şekli bakımından yapılan sınıflandırma en önemli ayrımdır. Nama yazılı senetler, belirli bir kişinin adına yazılı olup emre kaydı içermeyen ve kanunen de emre yazılı sayılmayan senetlerdir; devirleri yazılı devir beyanı ve zilyetliğin geçirilmesiyle olur. Emre yazılı senetler, emre yazılı olan veya kanunen böyle sayılan senetlerdir; ciro ve zilyetliğin devriyle devredilirler. Hamile yazılı senetler ise senet metninden veya şeklinden hamili kim ise onun hak sahibi sayılacağı anlaşılan senetlerdir ve sadece zilyetliğin devriyle en kolay şekilde devredilirler.
Tahvil veya tür değiştirme, bir kıymetli evrakın tedavüle çıkarılmasından sonra devir şekli yönünden dahil olduğu grubun (nama, emre veya hamile) değiştirilmesini ifade eder. Tahvilin geçerli olabilmesi için kanuni bir engelin bulunmaması şarttır. Örneğin, kanunen hamile düzenlenmesi yasak olan bono ve poliçenin tahvil yoluyla hamile yazılı senede dönüştürülmesi mümkün değildir. Tahvil işlemleri kanuni tahvil ve iradi tahvil olmak üzere iki farklı yöntemle gerçekleştirilebilir.
Kanuni tahvil, doğrudan bir kanun hükmünün uygulanması sonucunda senedin türünün kendiliğinden değişmesidir. TTK'nın 690. maddesinde düzenlenen vadenin geçmesinden veya protestonun çekilmesinden sonra yapılan cironun sadece alacağın temliki hükümlerini doğuracağı kuralı buna örnektir. Bu durumda, senet aslında emre yazılı olarak düzenlenmiş olsa da kanun gereği nama yazılı senetlerin devir hükümlerine tabi hale gelmekte ve nitelik değiştirmektedir.
İradi tahvil ise tarafların yapacağı bir tahvil anlaşmasıyla senedin türünün değiştirilmesidir. TTK'nın 650. maddesi uyarınca, nama veya emre yazılı bir senedin hamile yazılı senede dönüştürülebilmesi için senedin hak verdiği ve borç yüklediği tüm kişilerin muvafakat etmesi ve bu muvafakatın doğrudan senet üzerine yazılması zorunludur. Hamile yazılı bir senedin nama veya emre yazılı senede dönüştürülmesinde de aynı kural geçerlidir; ancak ilgililerden birinin rızası eksik olursa dönüştürme sadece rıza gösterenler arasında hüküm ifade eder.
Kıymetli evrak hukukunda def'i kavramı, borçlunun borçlu olduğu edayı yerine getirmekten kaçınmasını sağlayan savunma hakları ile hakkın hiç doğmadığını veya sona erdiğini ileri süren itirazları kapsayan geniş bir üst kavramdır. Def'iler, ileri sürülebilecekleri kişilerin kapsamına göre mutlak def'iler ve nispi (şahsi) def'iler olmak üzere ikiye ayrılır. Bu ayrım, senedin devir şekline ve taşıdığı kamu güvenliği niteliğine göre borçlunun savunma imkanlarını belirler.
Mutlak def'iler, borçlu tarafından senedin hamili olan herkese karşı ileri sürülebilen savunmalardır. Bunlar senet metninden anlaşılan def'iler (vadenin gelmemiş olması, zorunlu şekil eksikliği) ve senedin hükümsüzlüğüne ilişkin def'iler (ehliyetsizlik, imzanın sahteliği, temsil yetkisinin olmaması) olarak ikiye ayrılır. İmzaların bağımsızlığı ilkesi gereğince, senetteki bir imzanın geçersizliği veya sahteliği sadece o imzanın sahibini bağlar, diğer imzaların geçerliliğini ve o imza sahiplerinin sorumluluğunu etkilemez.
Nispi (şahsi) def'iler ise sadece temel hukuki ilişkinin tarafları arasında ileri sürülebilen, üçüncü kişilere karşı kural olarak ileri sürülemeyen def'ilerdir. Örneğin, senedin verilmesine neden olan satım sözleşmesindeki irade bozukluğu veya muvazaa iddiası nispi def'idir. Ancak emre ve hamile yazılı senetlerde, hamil senedi iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket etmişse, borçlu bu nispi def'ileri son hamile karşı da ileri sürebilir. Nama yazılı senetlerde ise alacağın temliki hükümleri uygulandığından, borçlu devredene karşı sahip olduğu tüm def'ileri yeni devralana karşı da ileri sürebilme hakkına sahiptir.
Zıya; senedin kaybolması, çalınması, yanması, yırtılması veya sel gibi doğal afetler sonucu yok olması gibi hamilin rızası dışında elinden çıkması durumlarını ifade eder. Kıymetli evrakta hak senede bağlı olduğundan, senedin zayi olması durumunda hak sahibi hakkını ileri süremez ve devredemez. Bu mağduriyeti önlemek amacıyla kanun koyucu iptal davası yolunu öngörmüştür. İptal kararı, senedi zayi olan ilgilinin senetsiz olarak hakkını kullanabilmesine veya gideri kendisine ait olmak üzere yeni bir senet düzenlenmesini talep edebilmesine olanak tanır.
İptal davası açabilmek için belirli şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir: Senet fiilen zayi olmalı ve hamilin elinden rızası dışında çıkmış olmalıdır; senetteki hak varlığını devam ettirmelidir; talepte bulunan kişi zıya anında hak sahibi olmalıdır; senedin zilyetliği yeniden kazanılmamış olmalı ve senedin kimin elinde olduğu bilinmemelidir. Eğer senedin kimin elinde olduğu biliniyorsa iptal davası değil, senedin iadesi davası açılmalıdır. Ayrıca senedin kanunen iptali mümkün olan kıymetli evrak niteliğinde olması gerekir.
İptal usulü senet türlerine göre farklılık gösterir. Hamile yazılı senetlerin iptalinde mahkeme öncelikle ödeme yasağı kararı alır ve borçluya tebliğ eder. Ardından Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nde üç defa ilan yapılarak hamil senedi ibraz etmeye çağrılır. İbraz süresi en az altı aydır. Emre yazılı senetlerin iptalinde de benzer şekilde ödeme yasağı ve ilan usulü uygulanır ancak ibraz süresi en az üç ay, en çok bir yıldır. İptal kararı maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmez; senedin gerçek hamili daha sonra ortaya çıkarak iptal kararı alana karşı sebepsiz zenginleşme veya senedin iadesi davası açabilir.