Sesli Özet
← Ünite 1

Ünite 1: Dünya ve Türkiye’ de Hayvancılık — Sesli Özet

Dinleme Premium'a özel. Seslendirme metninin tamamı aşağıda ücretsiz okunabilir.
Metni oku

Hayvancılık sektörü, küresel ölçekte tarımsal üretim değerinin yaklaşık %40'ını doğrudan karşılamaktadır. Bu muazzam oran, sektörün sadece gıda teminiyle sınırlı kalmadığını, aynı zamanda dünya genelinde yaklaşık 1.3 milyar insanın geçim kaynağını ve gıda güvenliğini doğrudan desteklediğini göstermektedir. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde tarım ekonomisinin en hızlı büyüyen alt kollarından birini oluşturan hayvancılık, kırsal yoksulluğun azaltılmasında ve küçük aile işletmelerinin ayakta kalmasında kritik bir role sahiptir. Sektörün büyümesi ve dönüşümü, beraberinde bazı yapısal riskleri ve kaynak kullanım zorunluluklarını da getirmektedir. Günümüzde dünya genelindeki toplam tarım arazilerinin üçte biri, çiftlik hayvanlarına yem üretmek amacıyla kullanılmaktadır. Hayvansal ürünlere yönelik küresel talebin artmaya devam edeceği öngörüldüğünden, yem üretimi için ayrılan bu arazilerin oranının gelecekte daha da artması beklenmektedir. Bu durum, doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımı ve çevre yönetimi üzerinde ciddi bir baskı oluşturmaktadır. Uluslararası ticaret verileri incelendiğinde, 2016 yılında gerçekleştirilen küresel ithalatta hayvancılığın payı %1.93, toplam ihracatta ise %2.06 olarak gerçekleşmiştir. Bu oranlar, birçok ülkenin iç üretiminin tüketim talebini karşılamaya yetmediğini ve dış ticarete bağımlı olduğunu göstermektedir. Hayvancılıkta net ihracatçı konumunda olan ülkeler, yüksek katma değer üreterek ulusal ekonomilerine ciddi döviz girdisi sağlarken, ithalatçı ülkeler ise gıda arz güvenliğini sağlamak için bütçelerinden önemli paylar ayırmaktadır. İnsan vücudunun sağlıklı, dengeli ve düzenli bir şekilde çalışabilmesi için günlük enerji ihtiyacının belirli besin gruplarından dengeli bir şekilde karşılanması gerekmektedir. Sağlıklı yetişkin bir bireyde günlük enerjinin %10-15'inin proteinlerden, %55-60'ının karbonhidratlardan ve en fazla %30'unun ise yağlardan elde edilmesi önerilmektedir. Bu doğrultuda, yetişkin bir insanın günde ortalama 2800-3000 kalori alması ve bu kalori miktarının yanında 75-80 gram protein tüketmesi gerekmektedir. Günlük olarak tüketilmesi gereken 75-80 gram proteinin en az 30-35 gramının hayvansal kökenli gıdalardan karşılanması hayati önem taşımaktadır. Hayvansal proteinlerin bitkisel proteinlere kıyasla biyolojik yararlılığı ve sindirilebilirlik derecesi çok daha yüksektir. Hayvansal proteinler, insan vücudunun kendi kendine sentezleyemediği ve dışarıdan besin yoluyla almak zorunda olduğu esansiyel amino asitler bakımından oldukça zengindir. Kırmızı ve beyaz etler, içerdikleri yüksek kaliteli proteinlerin yanı sıra insan sağlığı için kritik öneme sahip mikro besin ögelerini de barındırır. Özellikle B12 vitamini, demir ve çinko gibi mineraller açısından et ürünleri en zengin kaynaklardandır. Balıklar ise uzun zincirli çoklu doymamış omega-3 yağ asitleri açısından benzersiz bir kaynak oluştururken, süt ve yumurta gibi ürünler de büyüme, kemik sağlığı ve bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde temel yapı taşlarıdır. Küresel hayvansal ürün üretimi, son otuz yılda nüfus artışı, kentleşme ve gelir düzeyinin yükselmesine paralel olarak dramatik bir değişim ve artış göstermiştir. Et üretiminde kıtasal bazda 1986'lı yıllarda Avrupa kıtası lider konumdayken, 1996'lı yıllardan itibaren Asya kıtası bu liderliği devralmış ve üretim farkını her geçen yıl açmıştır. Hayvan türleri bazında incelendiğinde ise özellikle kanatlı eti üretiminde olağanüstü bir artış yaşanmış, kanatlı sektörü üretimi 1986-2016 yılları arasında yaklaşık üç katına çıkmıştır. Süt üretimi alanında da benzer bir kıtasal kayma yaşanmıştır. Seksenli ve doksanlı yıllarda Avrupa kıtası süt üretiminde dünyada birinci sıradayken, 2000'li yıllardan itibaren Asya kıtası liderliğe yükselmiştir. Süt üretiminde inek sütü baskın konumunu korumakla birlikte, özellikle manda sütü üretimi son yıllarda hızlı bir artış göstererek 2016 yılında 111 milyon tona ulaşmıştır. Yumurta üretiminde ise Çin, tek başına dünya üretiminin yaklaşık %40'ını gerçekleştirerek küresel pazarda mutlak bir hakimiyet kurmuştur. Tüketim alışkanlıkları incelendiğinde, ülkelerin kültürel yapıları, coğrafi konumları ve ekonomik güçleri tüketim tercihlerini doğrudan şekillendirmektedir. Örneğin, 2017 yılı verilerine göre sığır eti tüketiminde kişi başına yıllık 41.2 kg ile Arjantin ilk sırada yer alırken, kanatlı etinde 48.8 kg ile Amerika Birleşik Devletleri, domuz etinde ise 32.5 kg ile Avrupa Birliği öne çıkmaktadır. Yumurta tüketiminde ise yıllık kişi başı 331 adet ile Japonya dünya lideridir. Türkiye'de hayvancılık sektörü, cumhuriyetin ilk yıllarından günümüze kadar uzanan süreçte büyük bir yapısal dönüşüm geçirmiştir. 1970'li yıllara kadar büyük ölçüde yerli ırklarla ve doğal meralara dayalı olarak yürütülen geleneksel mera hayvancılığı, 1980'li yıllardan itibaren meraların azalması ve nüfusun artmasıyla birlikte yerini daha modern yöntemlere bırakmaya başlamıştır. Özellikle 2000'li yıllardan itibaren uygulanan devlet destekleri ve teşvik politikaları, sektörde büyük kapasiteli ve modern hayvancılık işletmelerinin kurulmasını hızlandırmıştır. Türkiye'nin coğrafi yapısı, iklim koşulları ve yer şekilleri hayvancılık faaliyetlerinin çeşitlenmesinde belirleyici olmuştur. Ülke genelinde sığır yetiştiriciliği ve süt üretimi yoğun olarak yapılırken, küçükbaş hayvancılık da bozkır ikliminin yaygın olduğu bölgelerde önemli bir geçim kaynağıdır. Türkiye, tarımsal ve hayvansal üretim verimliliğini yıldan yıla artıran bir grafik çizmekle birlikte, gelişmiş ülkelerin birim hayvandan elde ettiği verim seviyelerine ulaşmak için ıslah ve modernizasyon çalışmalarına devam etmektedir. Ekonomik açıdan hayvancılık, Türkiye'de hem istihdam yaratılması hem de kırsal kalkınmanın desteklenmesi açısından stratejik bir öneme sahiptir. Devletin özellikle kırmızı et açığını kapatmak, yerli üretimi artırmak ve süt sığırcılığını geliştirmek amacıyla uyguladığı düşük faizli krediler, hibe destekleri ve damızlık hayvan ithalatı politikaları, sektörün büyüme ivmesini doğrudan etkilemektedir. Kanatlı sektörü ise entegre tesisleri ve yüksek ihracat potansiyeliyle Türkiye ekonomisine en yüksek katma değer sağlayan alt sektörlerden biridir. 2017 yılı verilerine göre Türkiye'nin büyükbaş hayvan varlığı bir önceki yıla göre %13.2 artarak 16 milyon 105 bin başa ulaşmıştır. Bu varlığın 15 milyon 944 bin başını sığırlar, 161 bin başını ise mandalar oluşturmaktadır. Sığır varlığımızın genetik yapısı incelendiğinde, %48.9'unun kültür ırkı, %40.9'unun melez ve %10.1'inin ise yerli ırklardan oluştuğu görülmektedir. Küçükbaş hayvan varlığı ise 33.6 milyon baş koyun ve 10.6 milyon baş keçi olmak üzere toplamda 44.3 milyon baş seviyesindedir. Türkiye'de hayvansal ürünlerin üretimi incelendiğinde, 2017 yılında toplam süt üretimi 20.7 milyon ton olarak gerçekleşmiştir. Bu üretimin ezici çoğunluğunu (%90.6) inek sütü oluştururken, koyun sütü %6.5, keçi sütü %2.5 ve manda sütü %0.3 pay almaktadır. Kırmızı et üretimi ise sığır eti ağırlıklı olmak üzere toplamda 1.12 milyon ton civarındadır. Kanatlı eti üretimi ise 1.87 milyon tonu aşarak kırmızı et üretimini geride bırakmış ve en önemli protein kaynağı haline gelmiştir. Tüketim tarafında ise Türkiye, gelişmiş ülkelerin ve dünya ortalamalarının gerisinde kalmaktadır. 2017 yılında Türkiye'de kişi başına yıllık et tüketimi yaklaşık 30 kg seviyesinde kalırken, bu oran Amerika'da 99 kg, Avrupa Birliği'nde ise 70 kg'dır. Buna karşılık, taze süt tüketiminde Türkiye kişi başına yıllık 188.7 kg ile gelişmiş ülkelerin oldukça üzerinde bir performans sergilemektedir. Yumurta tüketiminde ise kişi başı yıllık 203 adet ile dünya standartlarına yakın bir tüketim gerçekleştirilmektedir.