Özet
← Ünite 5

Ünite 5: Duygusalcılık — Konu Anlatımı

Ünitenin tamamını tek sayfada görPremium

1Duygusalcılığın Temel İddiaları ve Felsefi Arka Planı

Duygusalcılık, değerin ve değer yargılarının doğası sorununu çözmek amacıyla ortaya atılmış önemli felsefi teorilerden biridir. Bertrand Russell, Rudolf Carnap, A. J. Ayer ve C. L. Stevenson gibi önemli filozoflar tarafından farklı biçimlerde savunulmuştur. Bu teorilerin en tanınmış ve radikal formu A. J. Ayer tarafından ileri sürülmüştür; derste incelenen temel yaklaşım da Ayer'in radikal duygusalcılığıdır.

Duygusalcılık teorisinin merkezinde, değerin şeylerin nesnel ya da özneye bağlı ilişkisel bir niteliği olmadığı iddiası yer alır. Buna göre, değer yargıları dış dünyadaki nesnelerin ya da durumların herhangi bir özelliğini betimlemeye veya ortaya koymaya çalışan ifadeler değildir. Aksine, bu yargılar öznenin o anki duygularını dışa vuran duygusal patlamalar veya dışavurumcu ifadelerdir.

Örneğin, 'Yardımseverlik iyidir' veya 'Karşımdaki tablo güzeldir' diyen bir kişi, o duruma yönelik olumlu bir hisse sahip olduğunu belirtmektedir. Benzer şekilde, 'İnsan öldürmek yanlıştır' diyen bir kişi olumsuz bir duyguyu dile getirmektedir. Bu yönüyle olumlu değer yargıları 'Yaşaa!', olumsuz değer yargıları ise 'Yuuh!' nidalarıyla eşdeğer kabul edildiğinden, bu teoriye felsefe literatüründe 'Yuh/Yaşa Teorisi' de denilmektedir.

2Duygusalcılıkta Değer Yargılarının İşlevleri ve Bilişsel Olmayan Yapısı

Duygusalcı yaklaşıma göre değer yargılarının işlevi yalnızca öznenin kendi duygularını dışa vurmasıyla sınırlı değildir. Bu ifadelerin ikinci temel işlevi, başkalarında da benzer duygular uyandırmak ve onları öznenin istediği doğrultuda eylemeye sevk etmek amacıyla emir vermektir. Yani değer yargıları aynı zamanda emredici niteliktedir.

Nasıl ki 'Yaşa!' veya 'Yuh!' diye bağıran biri sadece hislerini açığa vurmakla kalmayıp çevresindekileri de kendi duygularını paylaşmaya teşvik ediyorsa, değer yargıları da dinleyicileri ikna etme ve yönlendirme görevi görür. Örneğin, 'Başkalarına zarar vermek kötüdür' demek, duyguları dışa vurmanın ötesinde 'Başkalarına zarar vermeyin!' emrini barındırır.

Değer yargıları homurtu, iç çekiş veya emir cümleleri gibi bilişsel-olmayan (non-cognitive) ifadeler olduklarından, analitik felsefenin önerme tanımlarına göre doğru ya da yanlış olamazlar. Analitik filozoflar önermeleri analitik doğru, empirik doğru/yanlış ve bilişsel olarak anlamsız (üçüncü kategori) olmak üzere üçe ayırır; duygusalcılara göre değer yargıları üçüncü kategoriye girer ve bu nedenle onlara 'değer atıfları' denmesi daha uygundur.

3Duygusalcılığa Yöneltilen İlk Eleştiri: Değer Çatışması ve Ahlaki Argümantasyon

Duygusalcılığa yöneltilen eleştirilerin ilki, teorinin değerle ilgili çatışma durumlarının varlığını reddetmesi üzerine kuruludur. Eğer 'Başkasına zarar vermek ahlaken doğrudur' diyen biriyle 'Başkasına zarar vermek ahlaken doğrudur değildir' diyen diğeri sadece duygularını dışa vuruyor ve birbirleriyle mantıksal bir çelişki içine girmiyorlarsa, ortada gerçek bir tartışma yok demektir.

Oysa insanlık tarihi ve günlük yaşam gösteriyor ki, ahlaki konular söz konusu olduğunda insanlar çok ciddi düşünsel çatışmalara ve tartışmalara girişmektedirler. Eğer duygusalcılık doğru kabul edilirse, ahlaki argümanın ve rasyonel tartışmanın bütünüyle imkânsız hale gelmesi gerekir.

Bu durum, teorinin temel varsayımında bir sorun olduğunu gösterir. Çünkü ahlaki uyuşmazlıklar sadece 'Yaşa' ve 'Yuh'in çatışmasından ibaret değil, rasyonel dayanakları olan köklü anlaşmazlıklardır; dolayısıyla duygusalcılığın bu olguyu açıklayamaması onun en zayıf yönlerinden biridir.

4Duygusalcılığa Yöneltilen İkinci ve Üçüncü Eleştiriler: Duygu Yokluğu ve Mantıksal Akıl Yürütme

İkinci temel eleştiri, değer yargılarının her zaman duyguları dile getirdiği iddiasına dayanır. Ancak insanlar bazen hiçbir güçlü duygu hissetmedikleri, tamamen sakin oldukları anlarda bile değer yargılarında bulunabilirler. Örneğin, bir kafesteki tavşan için ilk başta büyük bir kızgınlıkla söylenen cümle ile zamanla sakinleşip aynı cümle tekrar kurulduğunda, ikinci cümlenin duygusal bir anlam taşımadığı görülür.

Üçüncü eleştiri ise ahlakla ilgili akıl yürütme ve kıyas (tasım) kuralları üzerinedir. 'Her hayır işi iyidir, bu bir hayır işidir, o halde bu iş iyidir' şeklindeki geçerli bir mantıksal argüman, duygusalcılığa uyarlandığında mantıksal dayanağını yitirir ve 'Yaşasın hayır işi!' gibi bilişsel olmayan nidaların alt alta sıralandığı anlamsız bir listeye dönüşür.

Mantık kuralları açısından ilk argüman ile duygusalcı çeviri arasında devasa bir uçurum vardır. Duygusalcılık ilk argümanı ikinci 'argüman' kadar mantıksız kılma eğiliminde olduğundan, bu durum felsefeciler tarafından teorinin reddedilmesi için güçlü bir gerekçe olarak sunulmuştur.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250