Ünitenin tamamını tek sayfada görPremium
Kuralcılık, bilişselci-olmayan etik teoriler arasında yer alan ve yakın dönemde ortaya atılmış önemli bir yaklaşımdır. Bu teorinin en önemli ve bilinen savunucusu R. M. Hare (1919-2002) olup, felsefe literatüründe Kuralcılık denildiğinde genellikle onun geliştirdiği bu özel teori anlaşılmaktadır.
Teorinin en temel iddiası, duygusalcılıkta olduğu gibi değerin şeylerin kendisine ait ya da ilişkisel bir niteliği olmadığını savunmasıdır. Kuralcılığa göre değer yargıları, dünyadaki nesnelerin ya da durumların herhangi bir nesnel niteliğini bilimsel veya bilişsel bir yolla ortaya koymaya çalışan ifadeler kesinlikle değildir.
Kuralcılığın odak noktası, değer yargılarının temel işlevinin insan tercihlerine kılavuzluk etmek olduğunu öne sürmesidir. Başka bir deyişle, 'iyi' kavramı insanlara nasıl tercihte bulunmaları gerektiğini söyleyen bir rehber olarak işlev görür ve bu kılavuzluk etmenin en doğal yolu emir cümlelerinden yararlanmaktır.
Yüzeyde incelendiğinde Kuralcılık ile Duygusalcılık birbirine oldukça yakın görünür. Her iki teori de değer yargılarının birer emir niteliği taşıdığını kabul eder; duygusalcılık başkalarının duygularını ve eylemlerini etkileyecek emirler verdiğimizi söylerken, kuralcılık doğrudan tercihlere kılavuzluk edecek emirler verdiğimizi savunur.
Ancak iki akımı birbirinden ayıran temel farklar mevcuttur. İlk olarak kuralcılık, duygusallığın dilin sadece değer yargılarına özgü olmayan, çok daha yaygın bir özelliği olduğunu savunur. İkinci ve çok daha hayati olan fark ise kuralcılığın emirlerin mantığı konusunda çok daha ayrıntılı ve yapılandırılmış argümanlar sunmasıdır.
Örneğin 'Arabam iyi bir aile arabasıdır' cümlesi ele alındığında, duygusalcılık bunu sadece olumlu duyguların dışavurumu olarak görürken; kuralcılık bu yargının arkasında zihinsel olarak işletilen bir karşılaştırma kategorisinin, iyi kılan bir niteliğin ve evrenselleştirilebilir bir kuralın bulunduğunu iddia eder.
Kuralcılığa göre bir şeyin iyi olduğunu ifade ettiğimizde zihnimizde belirli bir karşılaştırma kategorisi bulunur. Örneğin 'iyi bir aile arabası' derken kategori aile arabalarıdır; gün doğumu veya ıstaka örneklerinde olduğu gibi her yargı belirli bir bağlam ve kategori içinde anlam kazanır.
İkinci olarak, bir nesnenin o kategoriye göre iyi olduğunu söylerken aklımızda o nesneyi iyi kılan somut bir meziyet veya nitelik vardır. Aile arabası için bu nitelik rahatlık, sağlamlık, ekonomiklik veya güvenlik gibi özellikler olabilir.
Üçüncü ve en belirleyici unsur ise evrenselleştirilebilirliktir. Bir şeyin belirli bir meziyet sayesinde iyi olduğunu iddia ettiğimizde, o meziyete sahip her şeyin iyi olduğu düşüncesini ve dolayısıyla 'benzer durumlarda bu meziyete sahip olanı tercih edin' yönünde evrensel bir emir vermeyi ima etmiş oluruz.
Kuralcılığa yöneltilen eleştirilerin başında, teorinin değer yargılarının işlevini tam olarak açıklayamaması gelir. Kuralcılık, iyi bir A'nın çoğu A'dan daha iyi olduğunu ve herkesin o meziyete sahip olanı tercih etmesi gerektiği yönünde bir evrensel kural ima ettiğini savunur.
Ancak bir insan, sahip olduğu bir şeyin kendi kategorisinde iyi olduğunu kabul ederken, başkalarının da aynı tercihi yapmasını istemeyebilir. Örneğin bir kişi kendi arabasının iyi olduğunu düşünebilir ancak başkalarının da aynı arabayı alıp trafikte yoğunluk yaratmasını ya da fiyatları artırmasını istemeyerek farklı bir emir vermeyi arzulayabilir.
Bu durum, kuralcılığın öne sürdüğü evrenselleştirilebilirlik zorunluluğu ile bireysel çıkarlar veya arzular arasındaki tutarsızlığı gözler önüne serer; kişi mantıksal olarak tutarlı biçimde başkalarına farklı tercihler önermeyi isteyebilir, bu da kuralcılığın iddialarını sarsar.
Kuralcılığa yöneltilen bir diğer ve belki de en sert eleştiri fanatiklik sorunu olarak bilinmektedir. Bu eleştiri, ırkçı veya ayrımcı bireylerin öne sürdüğü iddiaların kuralcılık çerçevesinde nasıl değerlendirileceği sorunu üzerine kuruludur.
Diyelim ki ırkçı bir birey 'Tüm azınlık mensupları sürülmelidir' iddiasında bulunmaktadır. Kuralcılığa göre bu ifade, 'azınlık mensubu olan herkes sürülsün' şeklinde zenginleştirilmiş bir emir vermekten ibarettir ve bilişsel olmayan bir ifadedir.
Eğer bu ırkçı birey, kendisinin de bir azınlık olması durumunda sürülmesi gerektiğini kabul ederek mantıksal bir tutarlılık sergilerse, kuralcılığa göre bu görüşte mantıksal bir yanlışlık bulunmaz. Değerlendirici dili son derece zayıflatan ve fanatik fikirlerin çürütülmesini imkansız hale getiren bu sonuç, kuralcılığın en büyük zaafı olarak kabul edilir.