Özet
← Ünite 13

Ünite 13: 20 ve 21 Yüzyıllarda Eleştiri ve Dil Felsefesi — Konu Anlatımı

Ünitenin tamamını tek sayfada görPremium

120 ve 21. Yüzyıllarda Felsefe, Eleştiri ve Tarihsel Arka Plan

Felsefe sorularının sürekli sorulması ve kesin cevaplarının olmaması, felsefeyi bilim ve dinden ayırarak onun sürekliliğini temin eder. Felsefe tarihi boyunca eleştiri, felsefe için her zaman iyi bir yol açıcı ve yöntem olmuştur; bu sayede sürekli yeni sistemler ve teoriler gelişme imkânı bulmuştur. 18. yüzyıldan itibaren geleneksel felsefe veya metafizik, dünya olayları hakkında bilgi verme görevini gelişmekte olan doğa bilimlerine devretmek zorunda kalmıştır.

Doğa bilimlerinin alanı dışında kalan transandantal (deney ötesi) hakikatler hakkında bilgi verme ayrıcalığı da Locke ve Hume'un bilgi ve anlama eleştirileriyle felsefenin elinden kayıp gitmiştir. Felsefe hem doğa bilimleri tarafından aşağılanmış hem de metafizik yapma imkânları elinden alınarak sokağa bırakılmıştır. Bu krizli dönemde felsefenin imdadına Kant'ın eleştirel felsefesi yetişmiş ve insan anlama gücünün sınırları ile imkânlarını araştırma konusu yapmıştır.

Kantçı paradigma, deney ötesine taşan kurgusal metafizikleri dışlarken ahlak, değerler ve hayatı yönlendirme kuralları gibi praksis alanlarına felsefenin kapısını açmıştır. Ancak 19. yüzyıl sonlarında doğa bilimleri ve mantıktaki bunalımlar ile akla duyulan güvenin sarsılması, eleştirel felsefeyi işlevsiz kılmıştır. Vita theorika'dan yorgun düşen akıl Vita aktiva'ya yönelmiş, bu boşlukta akıldışı öğretiler ve ideolojiler felsefeyi bir panayır yerine çevirmiştir.

2Wittgenstein ve Tractatus Dönemi: Mantıksal Ontoloji

20. yüzyıl başlarında felsefe çevrelerinin en temel sorunu felsefeyi yeni baştan tanımlamak olmuştur. Bu doğrultuda Bertrand Russell’ın 'Felsefenin Özü Olarak Mantık' (1914) ve Edmund Husserl’in 'Sağlam Bir Bilim Olarak Felsefe' (1910) çalışmaları öne çıkmıştır. Felsefe yaşama tabanını mantık üzerine inşa etmiş, konusunu önermeler ve kavramların doğasını araştırmak olarak belirlemiştir.

Bu tarihsel bağlamda Ludwig Wittgenstein’ın Tractatus dönemi felsefesi; mantıksal araştırma, dil eleştirisi ve susma olmak üzere üç temel eksende incelenir. Wittgenstein mantığı iki temel noktada felsefe yapmanın özsel koşulu görür: Ontoloji yapmanın temel koşulu olarak mantık ve dil eleştirisini gerçekleştirmenin esas aracı olarak mantık. Mantık deneysel içeriği olmayan, olgular hakkında hiçbir şey söylemeyen kurallardan oluşur.

Wittgenstein'a göre mantık, dünyanın ne olduğunu değil, yapısının nasıl olduğunu gösterir. Dünyanın yapısı ile mantığın yapısı ortaktır; çünkü 'Mantık bir öğreti değil, dünyanın bir aynadaki zahiridir.' Felsefenin temeli mantıktır ve bu mantıksal ontoloji, dünyanın yalın nesnelerden ve karmaşık durumlardan oluştuğunu, olgular arasında nedensel zorunluluk olmadığını savunur. Değer alanı ise olgular dünyasının dışındadır.

3Felsefe ile Bilimin Ayrımı ve Dil Eleştirisi

Yirminci yüzyıl eleştirel dil felsefesinde felsefe; amaç, yöntem ve yapı bakımından bilimlerden açıkça ayrılır. Felsefede tümdengelimler yoktur, o salt tanımlayıcıdır. Felsefede aksiyom, dogma veya hipotez bulunmaz; hiçbir ifade diğerinden daha üstün veya aşağıda olmayıp tüm ifadeler aynı düzlemdedir. Bilimler olgular hakkında bilgi verirken, felsefe olgular hakkında bilgi veren önermelerin mantıksal formlarını inceler.

Wittgenstein felsefenin gerçekliğin resimlerini vermediğini, bilimsel incelemeleri onaylayıp çürütemeyeceğini belirtir. Felsefe bir öğreti değil, bir etkinliktir; amacı düşüncelerin mantıksal açıklamasıdır. Felsefi yapıtlar aydınlatmalardan meydana gelir. Bu etkinlik dil üzerinden gerçekleştirilen eleştirel bir faaliyettir, dolayısıyla 'Tüm felsefe dil eleştirisidir.'

Felsefenin temel amacı, dilin bozulmasından kaynaklanan düşünce düğümlenmelerini çözmek ve söylenebilenler ile söylenemeyip sadece gösterilebilenler arasında sınır çekmektir. Söylenebilenler doğa bilimi önermeleridir. Metafizik karışıklıklar, dilin mantıksal sentaksı ihlal edilerek sadece gösterilebilecek şeylerin söylenmeye çalışılmasından doğar.

4Kant ile Wittgenstein Arasındaki Benzerlik ve Sınır Çizme Anlayışı

Wittgenstein'ın felsefe teşebbüsü, sınırları belirleme girişimi bakımından Kant felsefesine oldukça yaklaşmaktadır. Kant insan düşüncesine aklın meşru kullanım sınırlarını çizerken, Wittgenstein düşüncenin ifade edilme biçimine, yani olgusal söyleme sınır çizmeyi önermiştir. Kant olgusal bilginin, Wittgenstein ise olgusal söylemin sınırlarını belirlemiştir.

Kant, eleştirisini saf aklın imkânları üzerinden yaparken; Wittgenstein eleştirisini dil üzerinden gerçekleştirmiştir. Wittgenstein, düşünmeye sınır çekilemeyeceğini savunur çünkü düşünülemeyeni de düşünmek gerekirdi; bu nedenle sınır düşünceye değil, düşüncelerin dile getirilişine, yani dilin kendisine içeriden çekilir.

Bu eleştirel yaklaşım neticesinde meşru felsefe; metafizik kurgular üretmek yerine, empirik önermelerin ifade edilişinden kaynaklanan bulanıklıkları gideren, yanlış anlaşılmaları çözen ve açık kılıcı bir etkinlik olarak icra edilmektedir.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250