Ünitenin tamamını tek sayfada görPremium
İktisat literatüründe piyasa, alıcı ve satıcıların iletişime geçtikleri ve mübadelenin gerçekleştiği her türlü ortam olarak tanımlanır. Teknolojik gelişmeler sayesinde fiziki bir konum zorunluluğu ortadan kalkmıştır. Piyasalar temel olarak tüketim mallarını içeren mal ve hizmet piyasası ile üretim faktörlerinin işlem gördüğü faktör piyasası olarak ayrılır.
Faktör piyasasının en dinamik ve önemli alt bileşeni emek unsurudur. Toplam emek arzının emek talebi ile karşılaştığı ve iletişime geçtiği yapıya 'iş piyasası' denir. Lordoğlu ve Törüner iş piyasalarını beş türe ayırmıştır: ideal, tabii, kurumsal, güdümlü ve himayeci iş piyasası. Zaim ise bunlara 1970 sonrası dönemin esnek yapılarını yansıtan esnek iş piyasasını eklemiştir.
İdeal iş piyasası, tam rekabet koşullarının geçerli olduğu, emek arz ve talebinin daima dengede bulunduğu teorik bir piyasa türüdür. Bu piyasada uzun süreli işsizlik bulunmaz, şeffaflık hâkimdir ve eşit işe eşit ücret ödenir. İşçiler tüm açık işler hakkında tam bilgiye sahip olduklarından cazibe unsurlarına göre tercih yapabilirler.
Günlük hayatta ideal piyasa şartları geçerli değildir; asimetrik enformasyon ve eksik rekabet koşulları hakimdir. Tabii iş piyasası ise devlet müdahalesinin olmadığı, eksik rekabetin, ayrımcılığın ve işsizliğin görüldüğü aksak bir piyasadır. İşçiler piyasa hakkında eksik bilgiye sahip oldukları için ikili anlaşmalarla ve asgari şartlarda işleri kabul etmek zorunda kalırlar.
Kurumsal iş piyasası; işçi ve işveren örgütlerinin (sendikaların) çok güçlü olduğu, devletin ekonomik hayatta aktif rol aldığı ve toplu görüşmelerle uyuşmazlıkların çözüldüğü gelişmiş sanayi kesimlerinde görülür. Bu piyasalarda temel hedef tam istihdama ulaşmaktır ve emek mobilitesini engelleyen unsurlar yok denecek kadar azdır.
Güdümlü iş piyasası, komünist ve kolektivist rejimlerde uygulanan, rekabetin ve özel mülkiyetin olmadığı bir piyasa türüdür. Çalışma ve çalıştırma hürriyeti yoktur; ücretler, fiyatlar ve iş koşullarının tamamı devlet tarafından belirlenir. İş bulmak için devlet kurumlarına başvurmak zorunludur ve devlet tek işverendir.
Himayeci (korumacı) iş piyasası, kalkınma sürecini hızlandırmak isteyen karma ekonomi ülkelerinde veya komünizmden piyasa ekonomisine geçiş yapan ülkelerde görülür. Devletin sosyal güvenliği sağlayıcı, sendika aidatlarını düzenleyici ve asgari ücreti belirleyici yardımcı müdahaleleri vardır. Ancak taraflar piyasa hakkında yeterli bilgiye sahip olmayabilir.
Esnek iş piyasası, Fordist kitlesel üretim anlayışının yerini post-fordist farklılaşmış üretime bırakmasıyla ortaya çıkmıştır. Bu piyasada işveren sayısal esneklik, çalışma sürelerinde esneklik, ücret esnekliği ve fonksiyonel esneklik gibi geniş yetkilere sahiptir. Bilginin üretimde önemli hale gelmesiyle birlikte hizmetler sektörüne ve vasıflı işgücüne olan talep artmıştır.
Küreselleşme ile birlikte emek arzı ve talebinin eşleşememesi gibi yapısal bozukluklar ortaya çıkmış, devletler bu alanla mücadele etmeye başlamıştır. Kamu, istihdam sağlayan büyük bir yapı olmasının yanı sıra kâr maksimizasyonu yerine toplumsal refahı ve bütçe kısıtını gözeten bir aktördür. Kamu harcamaları, vergiler, kamusal mal ve hizmetler ile kanun ve yönetmelikler aracılığıyla iş piyasasını doğrudan ve dolaylı olarak etkiler.
Kamu harcamaları piyasadan mal ve hizmet satın alarak özel sektörde türetilmiş talep yaratır ya da transfer harcamaları yoluyla alım güçlerini ve piyasa talebini etkiler. Transfer harcamalarının arz cephesindeki etkisi ise gelir etkisi yaratarak bireyleri daha az çalışmaya veya uzun süreli işsizlik sigortası nedeniyle tembelliğe itebilmesidir. Kamusal mal ve hizmet üretimi ise doğrudan istihdam yaratırken, emek arzının yetersiz olduğu durumlarda özel sektörün işçi bulmasını zorlaştırarak ücretleri yükseltebilir.
Vergiler, özellikle gelir vergisi ve kurumlar vergisi üzerinden iş piyasasını şekillendirir. Neoklasik kurama göre vergi oranlarındaki değişiklikler bireylerin çalışma tercihlerini 'gelir etkisi' (gelir azaldığı için çalışmayı artırma isteği) ve 'ikame etkisi' (boş zamanın fırsat maliyeti azaldığı için çalışmayı azaltma isteği) üzerinden zıt yönde etkiler. Hangi etkinin baskın olduğu çalışma sürelerini belirler.
Devlet çıkardığı kanun ve yönetmeliklerle zayıf olan işçiyi korumayı amaçlar. Sendikalar ve toplu iş sözleşmeleri, asgari ücret uygulamaları, işçi sağlığı ve iş güvenliği kuralları ile rant sağlayıcı düzenlemeler kamunun piyasaya müdahale ettiği temel yasal araçlardır. Özellikle piyasa seviyesinin üstünde belirlenen asgari ücret veya sektörel asgari uygulamaları, istihdamı azaltıp işsizliği artırabilmektedir.
1970'li ve 1980'li yıllardan itibaren Keynesyen politikaların yerini neoliberal düşünce almış, devletin ekonomideki payı küçülmüştür. Küreselleşme ve dışa açık ticaret politikaları çerçevesinde özelleştirmeler, taşeronlaşma ve esnek çalışma modelleri yaygınlaşmıştır. Türkiye'de 24 Ocak 1980 kararlarıyla bu sürece entegre olunmuş; kâr maksimizasyonu güden özel sektör iş piyasasının ana aktörü haline gelmiştir.
Türkiye'de İŞKUR, iş piyasasının geliştirilmesi ve işsizliğin önlenmesinde en önemli kurumdur. İŞKUR düzenlediği işbaşı eğitim programları ve istihdam garantili kurslarla aktif işgücü politikaları yürütmektedir. 2013 yılı verilerine göre İŞKUR yerleştirmelerinde özel sektörün payı %91 iken, kamu sektörünün payı sadece %9 olarak gerçekleşmiştir.
TÜİK Hanehalkı İşgücü Anketi verilerine göre Türkiye'de işgücüne katılma oranı (İKO) yıllar itibarıyla artış göstererek 2013'te %50,8'e ulaşmıştır. İşsizlik oranı ise 2008 krizi sonrasında dalgalanmalar göstererek 2013 yılında %9,7 olarak gerçekleşmiştir. Veriler, işgücünün eğitim seviyesi arttıkça işgücüne katılma ve istihdam oranlarının da belirgin şekilde arttığını açıkça ortaya koymaktadır.
Eğitim düzeyi ile istihdam arasında güçlü bir pozitif ilişki bulunmaktadır. Okur-yazar olmayanlar ve lise altı eğitimliler daha çok tarım ve sanayi sektörlerinde yoğunlaşırken, yükseköğretim mezunlarının çok büyük bir kısmı (%83,1) hizmetler sektöründe istihdam edilmektedir. Bu durum, bilgi ekonomisinin ve vasıflı işgücüne duyulan ihtiyacın Türkiye iş piyasasındaki yansımasıdır.