Koçi Bey, devlet düzenindeki bozuklukları ve çözüm önerilerini içeren risalelerini Sultan IV. Murad ve Sultan İbrahim’e sunmuş; IV. Murad bu tekliflerden hareketle 1623'te tımar sisteminde genel yoklamalar yaptırıp usulsüz beratları iptal etmiştir.
Veziriâzamlık görevine getirildiğinde divan kanunlarındaki düzensizlikleri fark eden Lütfi Paşa, bir giriş ve dört bölümden oluşan, veziriazamın yetkileri ile maliye meselelerini ele alan muhtasar ama gerçekçi 'Asafnâme' risalesini kaleme almıştır.
Siyasetnâme türünün XVI. yüzyıldaki en gerçekçi örneklerinden biri olan 'Nushatü’s-selâtîn', Gelibolulu Mustafa Âlî tarafından 1581 yılında kaleme alınmış; ilk üç bölümde padişahların sorumlulukları ve devlet zararları, son bölümde ise müellifin kendi gözlemleri işlenmiştir.
Kâtip Çelebi, XVII. yüzyılda toplumda çatışmalara sebep olan 21 sosyal ve ilmi konuyu ele aldığı 'Mizanü’l-hak fî ihtiyâri’l-ehakk' adlı eserini yazmış, Şeyhülislam Abdürrahim Efendi bu eserde irşad ve uzlaştırma olduğunu belirterek olumlu fetva vermiştir.
Halep'ten İstanbul'a gelerek saray baltacıları arasına katılan, ardından divan kâtibi olan Mustafa Naima, tarihinin mukaddimesinde İbn Haldun’un tavırlar nazariyesini uygulayarak Osmanlı'nın çöplüş merhalesinde olduğunu tahlil etmiştir.
Osmanlı gaza devletinde ilmiye sınıfı seferlere manevi destek için katılmış, ayrıca medreselerde özellikle Süleymaniye Medresesi'nde okutulan matematik ve hendese dersleri doğrudan ordunun mühendislik ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde tasarlanmıştır.
II. Murad'ın Molla Fenarî evladına tanıdığı ve daha sonra bütün ulema çocuklarına teşmil edilerek 'mevalizâde kanunu' adıyla bilinen ayrıcalık, ilmiye mesleğinde liyakat sistemini zedeleyen ve sürekli şikayet konusu olan bir yozlaşma sebebi olmuştur.
Macar asıllı mühtedî İbrahim Müteferrika, Osmanlı Devleti'ne matbaanın kazandırılması ve Batı'daki yeni kurumlar ile bilgilerin Osmanlı'ya aktarılmasında öncü hizmetlerde bulunmuş önemli bir uzman ve aydındır.