Komite, 21 Kasım 2001 tarihinde İtalya'nın Floransa (Florence) kentinde yaptığı toplantıda eko-turizm konusunu tartışmıştır. Bu toplantıda, Avrupa Birliği genelinde turizme ilişkin tüm yasal düzenlemelerin sürdürülebilirlik ve eko-turizm ilkeleri doğrultusunda değiştirilmesi yönünde güçlü bir eğilim ve karar ortaya konmuştur.
Nisan 2002'de Ankara'da toplanan III. Turizm Şurası'nda eko-turizm konusu ana başlık olarak ele alınmıştır. Şurada sunulan bilimsel bildirilerde Türkiye'nin eko-turizm, biyolojik çeşitlilik ve jeolojik yapı açısından olağanüstü zengin bir potansiyele sahip olduğu vurgulanmış ve planlama kararları tartışılmıştır.
ING Bank Türkiye Ekonomik Araştırmalar Grubu'nun 14 Ağustos 2009 tarihli raporuna göre, küresel ekonomik kriz nedeniyle tatil harcamalarını kısan Avrupalı turistler için Türkiye ucuz ve kaliteli bir alternatif haline gelmiştir. Kriz döneminde İngiltere, İtalya, Fransa ve İsveç gibi yüksek gelirli ülkelerden gelen turist sayısında artış yaşanmıştır.
Turizm ve diğer endüstriyel sektörlerde çevre yönetim sistemlerinin (ÇYS) kurulması, işletilmesi ve denetlenmesi için geliştirilen ilk resmi çevre yönetim standardıdır. ISO 9000 kalite yönetim standartlarıyla uyumlu olarak yapılandırılmış olup otellerde su, enerji ve atık yönetiminin sistematik çerçevesini çizer.
Dünya genelinde 1972 yılından itibaren turizm taleplerinde ve turist hareketliliğinde çok büyük ve hızlı bir artış kaydedilmiştir. Bu kontrolsüz kütlesel artış, az gelişmiş bölgelerin ekosistemlerini tehdit etmeye başlamış ve geleneksel turizm yörelerinin çevresel kalitesinin hızla bozulmasına yol açmıştır.
Liberal kapitalizm döneminde demiryolu ağlarının gelişmesiyle birlikte Londra'da inşa edilen devasa oteller, sadece konaklama yeri değil, parası olan herkesin katılabildiği kamusal alanlar olmuştur. Bu oteller, yemeklerin hızlı üretimi için mutfakta rasyonel işbölümü getiren Escoffier yeniliklerini uygulamıştır.
Kirk (1996) tarafından tanımlanan bu ilkeler; gelecek kaygısı, kuşaklar arası eşitlik, katılım, ekonomik ve çevresel faktörlerin dengesi, çevresel kapasiteler, niteliksel unsurlara dikkat edilmesi ve yerel ekosistemlerin korunması başlıklarından oluşarak sürdürülebilir kalkınmanın anayasasını oluşturur.
Türkiye'nin en büyük turizm pazarını Avrupa Birliği ülkeleri oluşturmaktadır. AB'nin tüm sektörlerde sürdürülebilirliği zorunlu kılması ve Türkiye'nin adaylık süreci, ülkemizdeki turizm alt ve üst yapısının çevreye duyarlı ve sürdürülebilir standartlara dönüştürülmesini vazgeçilmez bir zorunluluk kılmaktadır.
Yönetim sistemleri daha otoriter olan bu ülkeler, küreselleşme sürecinin yarattığı sosyo-ekonomik dönüşümlerden ve küresel sistemden daha az etkilenmektedir. Ancak bu kapalı ülkelerde dahi ulaşım ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler toplumsal ilişkilerde ve bilgiye erişimde etkin olarak kullanılmaktadır.