Okuma Parçası
← Ünite 3

Ünite 3: 19. Yüzyıl Alman İdealizmi ve Tarih Metafiziği 2: Hegel — Okuma Parçası

Ders kitabının ünite sonuna koyduğu ek okuma metni. Sınavda doğrudan sorulmaz; konuyu bağlamına oturtmak için.

Okuma Parçası

Tarihin, dünya tarihinin ne olduğu konusunda hiçbir şey söyleme ihtiyacı duymuyorum; onun genel tasarımı bu konuda yeterlidir ve biz bu tasarımda az çok uzlaşmışızdır. Ama ele alacağımız şey dünya tarihi felsefesi olduğuna, yani tarihi felsefi açıdan ele almak istediğimize göre, bu derslerin başlığına uygun düşen şeyi açıklamak gerekiyor. Tarih felsefesi, hiç kuşkusuz, tarihin düşünsel yoldan incelenmesinden başka bir şey değildir ve bizler düşünmeyi hiçbir zaman bir kenara bırakamayız. Çünkü insan düşünen’dir; o bu yönüyle hayvandan ayrılır. İnsani olan her şey, duygu, tanıma ve bilgi, yönelim ve irade, hayvansal olmayıp insani olduğu sürece düşünmedir; bu yüzden tarihe yönelen her uğraşı da o olacaktır. Düşünme üzerine bu çağrıştırma, ne var ki, burada henüz yeterli görünmüyor; çünkü düşünme, tarihte verilmiş ve varolan her şeyin temelindedir; o kendi kökenine sahiptir ve buradan türer ama felsefe, tarihte verilmiş ve varolan şeyin ne olduğuna bakmaksızın, yine kendisinden yola çıkarak, spekülasyon yoluyla, kendi ürünü olan düşünceleri betimler. O, tarihe böyle yaklaştığında, onu bir materyal (içerik) gibi görür; onun nasıl olduğuna bakmaz; tersine ona düşünme içinden yönelir; çünkü tarih (bilimi) olayları ve eylemleri nasılsa ve nasıl olmuşsa öylece kavrar ve o verilere yöneldiği oranda doğru yoldadır; oysa bu çaba ile felsefe birbiri karşıtlık içinde görünürler. Bu karşıtlık konusunda burada bir karar vermek gerekir: Sonsuz sayıdaki haberlerde ve özel yorumlarda takılıp kalmayı istemeden, tarihsel olanla ve onun felsefe ile olan ilişkisiyle ilgilenmek ve bu ilişkiyi ele almayı açıklamak ile tarihsel olanı her defasında yeniden keşfetmek arasında, hangisine karar verileceği saptanmalıdır. Felsefenin getirdiği biricik düşünce, aklın dünyaya egemen olduğu, o hâlde dünya tarihinin de akılsal olarak oluştuğu hakkındaki aklın yalın düşüncesidir. Bu inanç ve bakış, bu hâliyle aslında tarih üzerine bir tasarımdan ibarettir ama felsefede o artık bir tasarım olmaz. O, felsefede spekülatif bilgi aracılığıyla kendini gösterir; akıl aşağıdaki terimleri tanrı ile bağıntı ve ilişkiye sokmaksızın burada bu hâlleriyle bırakabiliriz töz olduğu gibi sonsuz güçtür de; o bizzat tüm doğal ve tinsel yaşamın sonsuz maddesi olduğu gibi, kendi içeriğinin etkimesinden başka bir şey olmayan sonsuz formdur da. O, tözdür, yani tüm gerçekliğin, varlık ve oluşumunu onun sayesinde ve onda bulduğu şeydir. Önce şuna dikkat etmeliyiz ki, konumuz, yani dünya tarihi, tinsel bir zemin üzerinde süreçleşir. Dünya fiziksel ve psişik doğayı içine alır; fiziksel doğa aynı zamanda dünya tarihine de nüfuz eder ki, biz en başta doğanın belirlediği bu temel ilişkilere dikkat edeceğiz. Ama tin ve onun gelişim süreci tözseldir. Burada doğanın nasıl bir akıl sistemi olduğuna, onun kendine ait özelliklerine eğilmeyeceğiz; tersine onu ancak tine göre ele alacağız. Çünkü tin, en somut gerçekliği içinde, kendisini gözlediğimiz tiyatro sahnesinde, yani dünya tarihinde görünür ama bu gerçekliğin kendisi de konumuz değildir; hatta onun somut gerçekliğinden kalkarak ondaki geneli kavramak için bile, her şeyden önce tinin doğası hakkında birkaç soyut belirleme yapmak zorundayız... Tinin kendisini göstermesini burada üç aşamada ele alıyoruz: a) Tinin doğasının soyut belirlenimleri, b) Tinin idesini gerçekleştirmek için hangi araçları kullandığı, c) En sonunda tinin kendisini varoluşta tam olarak